Ceddimiz Osmanlı’dan çok sayıda güzel hasletler, övünülecek değerler devraldık. Fevkalade güzel ve gurur verici bir mirasa konduk.
Amma…
Tevarüs ettiğimiz bazı olumsuz miraslar da var. Bunların başında, ‘bürokratik sulta’ geliyor.
Maalesef devletin etrafında şekillenen ‘Mülkiye-İlmiye-Askeriye’ yapılanmasıyla, sivil ahali arasında her zaman ciddi farklılaşmalar oldu. Hatta bu mesele bir ‘hiyerarşik üstünlük’ içeriği de taşıdı.
Hatırlayalım; kasabalarda bile, kamu görevlilerinin kahvehaneleri, lokantaları ayrıydı. Vatandaşın takıldığı yerler onlara ‘zül’ gelirdi. ‘Şehir Kulüpleri’ bunun için kurulmuştu.
Bu ‘sınıfsal üstünlük’, kamuya ait iktisadî kuruluşlara da sirayet etmişti. Başta şeker fabrikaları olmak üzere, devlete ait işletmelerde çalışanlar, dışarıda kalan ahalinin hayal bile edemeyeceği bir refah sürerdi. Onların birçok ayrıcalığa ilaveten, tiyatro ve sinemaları dahi ihmal edilmemişti.
AVANTAJLAR VE KADROLAR İYİCE ŞİŞTİ
Bugün o saltanat bitti mi? Bitti diyebilen varsa, beri gelsin. Makam araçlarıyla, lojmanıyla, lojman içindeki alışveriş merkezleriyle, hatta ayrı okullarıyla… Biraz daha sinir bozucu olalım: Bazı istisnaî ve ayrıcalıklı kurumlar bünyesinde oluşturulan ve adına ‘Yardım Sandığı’ veya benzeri isimler takılan cukkalama sistemleriyle… Emeklilik ikramiyesinin yanına ilave edilen ve milyonlarca lirayı bulan ek ödemelerle…
Adını koyalım; aslında yürüyen düzen, kamusal üstünlüğe dayalı bir sınıflaşmadır.
Cumhuriyet tarihinin en muktedir devlet yöneticisi olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bile, bu bürokratik vesayet düzenini maalesef tam olarak kıramamıştır.
Milletvekili lojmanlarını dahi iptal edebilen Erdoğan, bürokrasiye hizmet eden lojman ve ‘sosyal tesis’ adı altındaki kâşaneleri tasfiye edememiştir.
Tam tersine, anılan bürokratik avantajlar daha da arttığı gibi, bürokratik kadrolar iyice şişmiştir.
Buna karşılık, bürokrasinin siyasî tercihleri, nedense hep AK Parti ve MHP’nin aleyhine gelişmiştir. Memur sendikalarında, iktidara müzahir Memur-Sen’in yetki sahibi olması, devletten geçinenlerin oy tercihi konusunda kimseyi aldatmamalıdır.
BÜROKRASİ ÇELMELİYOR
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarları, özellikle silahlı bürokrasiyi olması gereken konuma oturtmada başarılı olmuştur. Hatta FETÖ sızmalarından arındırılan yargı ve iç güvenlik birimleri de genel anlamıyla demokratik bir çizgiye oturmuştur.
Bununla birlikte, özellikle iktidarın getirdiği yeni yargısal korumalar, bürokrasi içindeki ‘iktidar karşıtı’ anlayışı iyice zıvanadan çıkarmıştır.
Bu sütunda; sağlık, eğitim, maliye ve finans bürokrasisi içindeki bazı unsurların, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gönül bağını koparmak istedikleri vatandaşlara karşı fevkalade kışkırtıcı ve incitici tavırlar sergilediğini zaman zaman dile getiriyorum.
Yaşamakta olduğumuz fon krizi de aslında aynı kapıya çıkıyor.
En az 1.5 sene evvelinden, bizzat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan uyarıya rağmen, SPK işi ciddiye almamış. Ya da bilemediğimiz başkaca gerekçelerle, uçuruma doğru doludizgin giden fon balonuna müdahale edilmemiş.
Borsacı değilim. Finans sisteminden de anlamam. Lakin borsada bir hissenin değerindeki günlük değişim belli bir oranı (galiba yüzde 10 idi) aşınca, o hissenin alım satıma kapatıldığı gibi bir uygulama var, diye biliyorum.
SORUNUN MÜSEBBİPLERİ ÇÖZÜM MÜ ÜRETECEK?
Hal böyleyken, kulağı kirişte olması gereken… En ufak bir anormallikte hemen fişi çekmesi gereken finans bürokrasisi, nasıl oluyor da bire bin katlanan fon değerleri karşısında uyanamıyor?
Bu mevzuyu aymazlıkla veya ihmalle izah etmenin imkânı var mıdır?
Dahası, siyaset ve iş çevrelerinden bazı tamahkârlar, bizzat fon dolandırıcılarının tezgâhıyla iştahlandırılıp, kumpasın içine çekilirken, SPK’nın ‘uzmanları’ ne iş yapıyordu?
Daha da vahim olan, geldiğimiz noktada, ortalıktaki pisliği temizlemek üzere, meselenin bizzat sorumlusu olanların da ekibe dâhil edilmesidir.
Elbette bu mesele bir yere bağlandığında, hem bazı sorumluların canı yanacak, hem de bir daha benzer tuzaklara düşmemek adına bazı düzenlemeler yapılacaktır.
Peki, Osmanlı’dan tevarüs ettiğimiz bu bürokratik sultadaki sorumlulara verilecek cezalar, yeterli ve kamu vicdanını tatmin edici olacak mı?
Bürokrasideki yolsuzlukların cezalandırılmasında, Osmanlı Türkiye’si ile Cumhuriyet Türkiye’si arasında bariz bir fark var: Osmanlı’da yolsuzluk yapan bürokratlar; idam, el kesme, gemilerde kürek çekme, sürgün, hapis ve görevden atılma gibi ağır cezalara maruz kalırdı.
Cumhuriyet Türkiye’sinde ise, ‘Memurîn Muhakemat Kanunu’ ile her türlü koruma zırhı sağlanmış bulunuyor.
Milletin milyarlarının çalınmasında kasıtları yoksa bile ihmalleri bulunan bürokrat takımının alacağı en büyük ceza, galiba 3 yıl hapis gibi bir şey. Onun da ‘yatarı’ var mı, bilmiyoruz. Muhtemelen, bir süre isimleri unutulduktan sonra, devlet kurumlarından birinin başında arz-ı endam ederler.
SİLKELEME ZAMANI
Türkiye, bugünkü ‘bürokrasi korumacılığıyla’ yoluna devam edemez. Siyasî iradenin; tüm üst düzey bürokrasiye haddini bildirecek, hizaya getirecek, bulundukları makamların babadan miras olmayıp, millete hizmet için kendilerine tahsis edildiğini iyice belletecek adımlar atması bir zarurettir.
Kendilerini ‘hancı’, siyasî iktidarları ‘yolcu’ telakki eden ve oturdukları makamların kendi şahsî mülkleri olduğunu sananların saltanatını silkeleme vakti çoktan gelmiştir.
Kendilerini ‘dokunulmaz’ sananlara, artık dokunulmalıdır.
Devlet memuriyeti; içine girinceye kadar ‘siyasetin eteği öpülen’ ama kapağı içeri attıktan sonra ‘devletin memuru’ pozu kesilen, ayrıcalıklı alan olmaktan çıkarılmalıdır.
Hayat boyu memurluk garantisi son bulmalıdır. 657 Sayılı Kanun kökten değiştirilmelidir.
Başta öğretmenlik olmak üzere, tüm kamu görevleri ‘sözleşmeli’ statü ile verilmeli ve her yıl performans ve ahlâkî davranış denetimleri yapılmalıdır. Bu denetimlerden yeterli notu alamayan kamu görevlileriyle yollar ayrılmalıdır.
ZOR, AMA ÇOK ZOR
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘memur’ sayısı 5 milyonun üzerine çıkmıştır. Bu, nüfusumuza göre çok yüksek bir rakamdır.
Millî Eğitim’in öğretmen kadrosu 1 milyon 250 bini aşmıştır. Böylesine şişkin bir kadroyla, ülkenin eğitim sistemi ıslah edilemez ve sürdürülemez.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı bileşenlerinin önünde çok çetin bir sınav bulunuyor: Bürokrasiyi silkelemek…
Bu, yapılması son derece zor ve riskli bir eylemdir. Sonuçta 5 milyon memur, neresinden baksanız 15 milyon oy demektir.
Ne var ki, Osmanlı’dan devraldığımız ‘bürokratik sultanın’ ortadan kaldırılmasının başka bir yolu da bulunmamaktadır.
Allah kolaylık versin.
