Avrupa’daki Türkler ve özellikle girişimciler, çoğu zaman farkında olmadan bir “kültürel diplomasi” yürütmektedir.

Büyük çoğunluğu Almanya’da olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan ve sayıları 7 milyona ulaşan Avrupa Türkleri, 65 yıllık göç tecrübeleriyle kendilerine has yeni bir dünya inşa etmiş durumdadır. Türk kültür ve medeniyet değerleri ile içinde yaşadıkları Avrupa toplumlarının değerleri arasında şekillenen bu yeni hayat, aynı zamanda yeni bir kimlik inşasına da işaret etmektedir. Bu varoluş, karşımıza yeni bir insan tipini çıkarmaktadır.

Avrupa’da oluşmakta olan bu “yeni insan tipi”; onu besleyen değerler dikkate alındığında, “çok kimlikli, çok aidiyetli ve çok yönlü sorumlulukları” olan bir şahsiyettir. Sorumlulukları arasında, yaşadıkları ülkeler başta olmak üzere, anne-babalarının ya da dedelerinin geldiği Türkiye, Türk dünyası ve akraba topluluklar, hatta daha geniş anlamda tüm mazlum coğrafyalar bulunmaktadır.

Biz burada, her biri ayrı bir değerlendirme konusu olan bu sorumluluklardan sadece birine, Avrupa Türklerinin içinde yaşadıkları ve artık bir parçası oldukları Avrupa’ya karşı sorumluluklarına kısaca işaret etmek istiyoruz.

“Avrupa’daki Türklerin yaşadıkları ülkeler için sorumlulukları” denildiğinde, ilk akla gelenler “hukuki ve vatandaşlık” sorumluluklarıdır. Bunları; devlete vergi vermek ve sosyal güvenlik sistemine katkıda bulunmak, kamu düzenini ve toplumsal barışı korumak, demokratik kurumlara saygı göstermek şeklinde sıralayabiliriz. Ancak sorumluluklar bununla sınırlı değildir; olmamalıdır da. Avrupa Türklerinin sorumlulukları, “toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasal boyutları” olan daha geniş bir çerçevede ele alınmalıdır.

Nitekim, Hollanda’da 1986 yılından itibaren yerel yönetimlerden başlayarak yıllar içinde il genel meclisleri, parlamentolar ve Avrupa Parlamentosu’na Avrupa Türklerinin oylarıyla seçilen siyasetçiler, “siyasal sorumluluğun” somut örneklerini teşkil etmektedir. Demokratik katılım ve siyasal sorumluluk elbette yalnızca seçme ve seçilme ile sınırlı değildir. İçinde yaşanılan ülkenin siyasi partilerinde, sivil toplum kuruluşlarında ve karar alma mekanizmalarında aktif biçimde yer almakla tamamlanmalıdır. Yerel ve ulusal yönetimlerde, hatta Avrupa Parlamentosu düzeyinde Türk kökenli siyasetçilerin sayısının artması, bu sorumluluğun aynı zamanda bir fırsat olduğunu da göstermektedir.

Avrupa Türklerinin yaşadıkları ülkeler için sorumlulukları arasında “toplumsal uyum ve birlikte yaşama sorumluluğu” da önemli bir yer tutmaktadır. Her gün birlikte olunan komşular başta olmak üzere, “toplumla sağlıklı ilişkiler kurmak, birlikte yaşama kültürünü geliştirmek, eğitimden sosyal hayata ve sivil toplum faaliyetlerine” kadar pek çok alanda aktif olmak bu sorumluluğun gereğidir. Elbette bu, tek taraflı bir sorumluluk değil, yaşanılan toplumun da ortak sorumluluğudur.

Avrupa Türkleri artık göçün ilk yıllarındaki gibi yalnızca işçi değildir. Bugün “işveren, akademisyen, siyasetçi, sanatçı, eğitimci, yönetici ve diplomat” olarak yaşadıkları ülkelerin gelişimine doğrudan katkı sağlamaktadırlar. Bu durum “ekonomik ve üretim sorumluluğunu” da beraberinde getirmektedir. Üretime katkı sağlamak, girişimcilik yoluyla istihdam oluşturmak ve sosyal refah sistemine destek olmak bu sorumluluğun temel unsurlarıdır.

Öte yandan Avrupa’daki Türkler ve özellikle girişimciler, çoğu zaman farkında olmadan bir “kültürel diplomasi” yürütmektedir. Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtmak gibi önemli bir işlev üstlenmektedirler. Önyargıların azaltılması, kültürel zenginliğin çoğaltılması ve iki toplum arasında köprü rolü üstlenilmesi, bu kültürel sorumluluğun somut yansımalarıdır.

Avrupa’da şekillenen yeni kimlik ve insan tipi, özellikle genç kuşakların çifte aidiyet duygusunu sağlıklı biçimde taşıması, çok yönlü bir kültürel kimlik geliştirmesi ve güçlü bir özgüven kazanmasıyla varlığını sürdürecektir. Bu süreç, sadece “iyi bir göçmen” olmakla değil, yaşadıkları ülkelerin “eşit ve aktif bir parçası” olabilmekle mümkündür.

Tam da bu noktada Avrupa’daki Türkçe medyanın hayati görevi ve misyonu devreye girmektedir. Türkçe medya, dün olduğu gibi bugün de “yalnızca haber veren bir araç değildir; kimlik, aidiyet ve vizyon inşa eden temel kurumlardan biridir.”
Avrupa Türk toplumunun geçirdiği dönüşümde Türkçe medyanın rolü belirleyicidir.

Son olarak, Avrupa’da Türkçe medyanın sorumluluğuna dikkat çekmek gerekir. Sorumlu bir Türkçe medya; “Avrupa Türklerini içine kapatan değil, bulundukları topluma açan; tepkisel ve duygusal değil, kurucu ve inşa edici bir bilinç geliştiren; toplumsal hafızayı korurken geleceğe dönük mesajlar verebilen bir rol üstlenmelidir.
Bu şekilde hem Avrupa Türklerinin konumunun güçlenmesine katkı sunacak hem de içinde yaşanılan toplumlara değer katacaktır.

Veyis Güngör
16 Şubat 2026

Not: Bu yorum, 15 Şubat 2026 tarihinde Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde organize edilen 4. Avrupa Türk Medya Zirvesi’nde yapılan konuşmadır.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri