Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu tarafından onaylanarak resmileşen 2026 Türkiye Raporu, Türkiye'ye "Kıbrıslı Türklerin kendi siyasi rotalarını çizebilmeleri için gerekli alanı tanıması"

çağrısında bulunurken, aslında onyıllardır süregelen o bildik "buzuki müziği" eşliğindeki baskı politikasının modern bir kılıfını sunmaktadır.

Dünyada, kendi üyelerinin birlik dışındaki aktörlerle yaşadığı karmaşık sorunları "üyelik dayanışması" adı altında kurumsallaştırılmış ve meşrulaştırılmış tek taraflı bir mantıkla çözmeye çalışmak, siyasi literatürdeki çifte standardın daniskasıdır. Bu metin, tarafsız bir değerlendirme değil; tamamen Rum ve Yunan dışişleri bakanlıklarının mühürlerini taşıyan bir siyasi sipariştir ve Avrupa’nın neden dünya gerçeklerinden koparak güç kaybettiğinin en somut kanıtıdır.

Tarihsel Saygısızlık: Kayıplar Arasında Bile Ayırımcılık

AP’nin tarafgirliği artık sadece siyasi değil, insani bir boyuta da ulaşmıştır. AP merkezine sadece Rum kayıplar adına anıt dikme kararı alınması, bu kurumun Kıbrıs meselesindeki ahlaki çöküşünün tescilidir. 1963-1974 yılları arasında sistematik bir soykırıma uğrayan, toplu mezarlara gömülen Kıbrıslı Türk kayıpları tarihten silmeye çalışmak, tarihsel bir saygısızlıktır. Mağdurun bile kimliğini sorgulayan, Türk tarafının acılarını yok sayan bu zihniyet, Türklere hangi "alan açma" vaadinden bahsedebilir?

50 Yıllık "Federasyon" Masalı ve Dayatılan Statüko

Raporun en trajikomik yanı, Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk tarafına ısrarla "federasyon tezine geri dönün" çağrısı yapmasıdır. Sahadaki gerçeklerden kopuk bu çağrı, çözüm aramak değil, Rum tarafının maksimalist taleplerine zaman kazandırmaktır. Son 50 yıldır her çözüm planını (Annan Planı’ndan Crans Montana’ya kadar) masada katleden taraf Rum yönetimi iken, miadı dolmuş bir modeli dayatmak; Kıbrıslı Türkleri bir 50 yıl daha belirsizlik ve ambargolar altında ezmek demektir.

İki Devletli Çözüm: Sizin Adaletsizliğinizin Zorunlu Sonucu

AP’nin anlamak istemediği gerçek şudur: Bugün savunulan "İki Devletli Çözüm" tezi, bir gecede ortaya çıkmış bir tercih değil; Avrupa’nın yarattığı tıkanmışlığın tek çıkış yoludur. Siz barışı reddeden tarafı AB üyeliğiyle ödüllendirip barış diyen Türkleri ambargolarla cezalandırdığınız için, Türk tarafına kendi devletinden ve egemenliğinden başka bir sığınak bırakmadınız. Bugün adada yükselen irade, bizzat Brüksel’in ördüğü adaletsizlik duvarlarına çarpan bir halkın haklı savunma refleksidir.

Siyasi Alan Değil, Önce İnsanlık Dışı Ambargoları Kaldırın!

AP, Türkiye’ye demokrasi dersi vermeye yeltenmeden önce; bizzat kendi eliyle sürdürdüğü haksız ambargoların hesabını vermelidir. Gençlerin spor sahalarına çıkmasını engelleyen, tüccarın dünya ile bağını koparan, doğrudan uçuşları engelleyerek adayı dev bir hapishaneye çeviren bir kurumun şimdi Kıbrıs Türklerinin haklarının koruyucusu rolüne bürünme çabaları tüm dünyanın zekasına hakaret niteliği taşımaktadır. Kıbrıslı Türklerin nefesini kesen Türkiye değil; bizzat Rum-Yunan tezlerinin noterliğini yapan Avrupa Birliği’dir.

Türkiye Olmasaydı, Kıbrıs Türk Halkı Yok Edilmiş Olacaktı Kıbrıs Türk halkını 1963-1974 döneminde Rum ve Yunan soykırımından kurtaran Türkiye’ye bu çağrıları yapmanız akıl dışıdır. Şurası reddedilemez bir tarihsel gerçektir ki; 1963-74 dönemindeki desteği ve Türkiye’nin yunan darbesini müteakip 1974’teki meşru müdahalesi olmasaydı, ki ona da karşı çıktınız, bugün Kıbrıs’ta ne bir Türk halkı ne de onların haklarından bahsedecek bir zemin kalacaktı. Kıbrıslı Türkler çoktan yok edilmiş olacaktı. Ama belki de bu AP yi pek de üzmeyecekti…

Sonuç olarak;

Genel Kurul'dan geçerek resmiyet kazanan bu rapor, Avrupa’nın "adil bir arabulucu" olma vasfını tamamen yitirdiğinin tescilidir. Kıbrıslı Türklerin nefesini kesen ambargoları kaldırmayan, koruyucuyu suçlayıp saldırganı ödüllendiren bir kurumun "alan açma" ve demokrasi çağrıları Kıbrıs Türk halkı nezdinde hükümsüzdür. Kıbrıs Türkü’nün ihtiyacı olan şey Brüksel'in lütfu değil, gasp edilen egemenliğinin tescilidir.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti