Neredeyse 1.5 senedir CHP/Yeni Parti’li belediyelerdeki yolsuzlukları konuşuyoruz.
Düzinelerce itirafçı… Bir o kadar açık tanık… Birkaç gizli tanık… Onlarca MASAK raporu… Banka dekontları… Tapu devir işlemleri… Bantlanmış veya bantlanamamış kamera kayıtları… HTS ve baz çakışması kayıtları… Yetmedi, para kuleleri… Baklava kutularında avrolar, dolarlar…
Mesele ‘soruşturma’ olmaktan çıkalı çok olmuş; mahkeme sürüyor. Neredeyse karar aşamasına gelindi.
İtirafçılar, mahkeme salonunda, ‘Sistem’in patronunun yüzüne karşı ‘her şeyi’ anlatıyor.
Birçok ‘alan’ da ‘veren’ de inkâr etmiyor: “Rüşvet aldık, malı götürdük, çöktük…” diyor.
Hal böyleyken; Yeni Parti ve şürekâsı; rüşvetçi, hırsız, sahtekâr, tacizci, metresçi demiyor, hepsine sahip çıkıyor.
Özgür Özel, itiraflarla bizzat kendisine kadar uzanan belgeli iddialar karşısında, “Sütte leke olur, bizde olmaz.” diye hayal âleminde geziyor.
HIRSIZA SAHİP ÇIKILMAZ
Gelelim beriki mahalleye…
Fon kepazeliği ortalığa saçılır saçılmaz, AK Parti ve MHP yönetimleri, kesin bir dille tavır koydu.
Hiç kimse çıkıp; “Benim fon dolandırıcım iyidir. Hepsi sütten çıkmış ak kaşıktır.” demedi.
Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli olmak üzere, Cumhur İttifakı kanadından yapılan açıklamalar, “Sonuna kadar gideceğiz. Bu pisliğe bulaşanların tümünden hesap soracağız.” mealinde oldu.
Kimse, ama hiç kimse Fatma Betül Sayan Kaya'ya sahip çıkmadı. AK Parti'nin internet sitesinden ismi çoktan silindi.
AK Parti’nin tabanı ve teşkilatın tamamı “Bedelini ödesin, en ağır şekilde cezalandırılsın.” diyerek ortalığı ayağa kaldırıyor.
Hatta AK Parti çevrelerinde, tamahkâr zatın tutuklanması talebi dahi dillendiriyor.
MEDYA MAHALLESİNDE DURUM
Gelelim ‘medya mahallesine’…
Ekrem İmamoğlu’ya ‘kopmaz bağlarla’ bağlı olan Yeni Parti’ye müzahir televizyon ve gazeteler, mahkeme salonlarındaki ağır suçlamalara, itiraflara, tanıklıklara, belgelere, raporlara, hesap hareketlerine, HTS ve baz kayıtlarına, kamera kayıtlarına rağmen…
Tanık ifadeleri veya iddianamenin satır aralarından ‘cımbızlayabilecekleri’ kelimeler arayarak, haberlerini o kelimeler üzerine bina edip; her Allah’ın günü “İddianame çöktü.” masalları okuyor.
Sözcü TV, Halk TV, Now TV, Sözcü Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi, Birgün Gazetesi, Nefes Gazetesi başta olmak üzere, tüm Saraçhane Medyası, tavanı seyrediyor, ıslık çalıyor.
Mahkemede Ekrem İmamoğlu’nun bile itiraz edemediği; “Ya, öylemi yapmışım? Allah Allah… Ben mi yaptım? Allah seni ıslah etsin…” gibi boş laflarla geçiştirmeye çalıştığı suçlamalara dair tek kelime etmiyor.
Hepsi, halen “Ekrem’imize ve partimize kumpas kuruldu. Yapılan, siyasî bir operasyondur.” türküsü çığırmaya devam ediyor.
VİCDAN FARKI
Buna karşılık… Cumhur İttifakı’na yakın gazete ve televizyonlar, olayın patladığı ilk andan itibaren kesin, net ve sert bir tavır aldı.
Şu ana kadar, iktidara yakın hiçbir medya organında, değil Fatma Betül ve benzerlerine sahip çıkmak, ‘anlayış göstermeyi’ teklif eden dahi çıkmadı. Şayet çıkarsa, muhtemelen tüm mahallenin hışmına uğrayacak.
Evet, Cumhur İttifakı çevrelerinde, fon kepazeliğine bulaşan kim varsa, tamamının AK Parti ve iktidarla ilişkisinin kesilmesi ve mümkün olan en ağır şekilde cezalandırılması talep ediliyor. Öylesine bir hınç oluşmuş durumda.
Şimdi, yaşanan dolandırıcılık, arsızlık, hırsızlık, rüşvet, taciz vs. olaylar karşısında, iki farklı mahallenin ortaya koyduğu, birbirine taban tabana zıt iki tavırdan bahsettik.
İşte o iki farklı duruş arasındaki ayrışmaya, ‘vicdan farkı’ diyoruz.
SIRTINDAN HIRKASINI ALIN
Tam da bu noktada, bir menkıbeyi anlatma zarureti doğdu:
Kanadı kırılmış bir kuş, Hazreti Süleyman’ın huzuruna çıkar. Kanadını kırmış olan bir dervişten şikâyetçi olur.
Hazreti Süleyman, dervişi huzura çağırır, hesaba çeker: “Bu zavallı kuşun kanadını neden kırdın?”
Derviş, kendini savunur: “Sultanım, ben avlanmak niyetiyle bu kuşun yanına kadar yaklaştım ama kaçmadı. Teslim olacağını düşünüp tam hamle yaptığım sırada aniden kaçmaya çalıştı. O esnada kanadı kırıldı. Eğer benden kaçsaydı bunlar olmazdı.”
Hazreti Süleyman, kuşa döner: “Bu adam sinsice yaklaşmamış. Sen avcıyı gördüğün hâlde neden kaçmadın? Adam haklı görünüyor.” der.
Kuş, ibretlik bir cevap verir: “Sultanım! Ben onun avcı olduğunu bilseydim elbette kaçardım. Fakat üzerinde derviş hırkası vardı. Dervişler Allah'tan korkar, merhametlidir; cana, karıncaya bile zarar vermezler diye düşündüm. Onun hırkasına, dervişliğine güvendiğim için kaçmadım. O beni hırkasıyla, yani inancıyla ve dış görünüşüyle aldattı.”
Kuşu haklı bulan Hazreti Süleyman, kısas uygulamak ister. Fakat kuş buna itiraz eder, bir ibretlik cevap daha verir: “Sultanım, onun kolunu kırmayın. İyileşir ve avlanmaya devam eder. Üzerindeki dervişlik hırkasını alın. Ki, benim gibi diğer kuşlar ve canlılar onun dış görünüşüne aldanıp, canlarından olmasın.”
Fon dolandırıcılığı dâhil, kim hangi pisliğe bulaşmışsa, yasal cezasının yanında bir de sırtından hırkasını almak gerek.
