Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı ve Alman imparatorluklarını sonlandırdı. Savaştan sonraki düzenin kurucuları, İngiltere ve Fransa oldu.
İkinci Dünya Savaşı, önceki büyük savaşın ‘kuramadığı düzeni’ yeniden harmanladı. Birinci savaş sonrasında gem vurulan Almanya, sadece 20 yıl içinde yeniden sahneye çıkarak, İkinci Dünya Savaşı’nın zeminini hazırladı.
Elbette bu zemin hazırlama işinde, doğal rakibi Rusya da pay sahibiydi. Çarlık sonrasında adı ‘SSCB’ye evirilmiş olsa da, Rusya her zaman Rusya idi.
ABD ise, birinci savaşın ardından kendi kabuğuna çekilerek, güç devşirdi. İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru, yani savaşan ülkeler iyice takatten düştükten sonra sahne ve inisiyatif alan ABD, dünya için ‘racon kesme’ görevini üstlendi. Tabi, savaşın diğer galibi Rusya (SSCB) ile birlikte…
SÜPER GÜÇLER ÇAĞI
20 yıl arayla yaşanan iki savaş, İmparatorluklar Çağını sonlandırıp, Süper Güçler Çağını başlattı.
Japonya’ya 2 atom bombası atarak belini kıran ve Almanya’yı acımasızca bombalayarak, teslim olmaya mecbur bırakan ‘esas güç’ ABD olurken; Rusya da, konumlandığı yerin tüm nimetlerinden nasiplendi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasının ‘uluslararası düzeni’, savaşın bu 2 galip devleti tarafından kuruldu. İngiltere ve Fransa’nın ‘parmaklarına bulaşan balı yalaması’, yeni düzende kendilerini pek de önemli hale getirmedi.
Çin ise, kalabalık nüfusu, ideolojik tabanlı uluslararası etkisi ve komşusu Japonya’nın hayli hırpalanmışlığının da yardımıyla, yeni kurulan düzenin ‘kulpundan tutmayı’ başardı.
Neticede, dünyadan büyük olmaya heveslenen 5 ülkenin söz sahipliğindeki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, aslında ABD ve SSCB olmak üzere 2 patronu olduğu gerçeğini gözardı etmemek gerekiyor.
Birbirine rakip ‘süper güçler’ olan ABD ve SSCB, 1990’a kadar, yaklaşık 45 yıl boyunca, dünyayı 2 kutuplu olarak yönetti.
SÜPER GÜÇLER EFSANESİNİN SONU MU?
1945’te, Kırım’ım Yalta şehrindeki Livadia Sarayı’nda kurulan paylaşım masasında tesis edilen o düzen, sahiplerince; hem dünya kaynaklarını üleşerek, hem de birbirinin altını olmaya çalışarak yürütüldü. 1990’a gelindiğinde pes eden SSCB, ‘Rusya’ olarak küçülmek suretiyle yoluna devam etti.
Her ne kadar ‘süperliği’ tartışılır olsa da, 1990 sonrasının Rusya’sı, dünyanın tek süper gücü tavırlarındaki ABD tarafından, en azından Çin’e karşı set çekmek amacıyla ‘süper güç’ muamelesi gördü.
Yaşadığımız son 4-5 yıl, bir bakıma ‘Süper Güçler’ efsanesinin de sonunu getireceğe benziyor.
Bizi böyle bir yargıya götüren birkaç temel gerçekliği şöylece sıralayabiliriz:
1970’li ve 1980’li yıllarda, dünyaya; “ABD 6. Filosu Akdeniz’e doğru hareketlendi…” diye bir haber servis edildiğinde, Akdeniz’e kıyısı olan tüm devletlerin yanısıra, Ortadoğu ülkeleri de ister istemez ‘esas duruşa’ geçerdi.
Bugüne gelirsek, ne 6. Filo, ne Abraham Linkoln veya Gerald Ford uçak gemilerini kimse tınlamıyor.
Düne kadar, ABD ve SSCB’nin ‘kaşını çatması’, birçok coğrafyadaki düzeni değiştirirdi.
Bugün, değil kaş çatmak, atılan binlerce bomba bile pek bir şeyi değiştiremiyor.
Daha da önemlisi, tüm dünyanın ‘vehmettiği/fehmettiği’ süper güçler efsanesinin, aslında tam olarak ‘efsaneden ibaret’ olduğu, giderek netleşiyor.
UKRAYNA VE İRAN’A BAKINIZ
O süper geçlerden birisi olan Rusya, 48 saatte ‘fethedebileceğini’ sandığı Ukrayna’da, 4 yıldan fazla süredir debeleniyor, patinaj yapıyor.
Esas süper güç sayılan ABD ise, 2 günde işini bitireceğini sandığı İran’da, giderek daha derinleşen bir bataklığa saplanmış bulunuyor.
Oysa genel kabul ne idi? ABD ve Rusya, karşı konulamaz bir savaş gücüne ve yeteneğine sahiptir. Nereye vururlarsa canını çıkarırlardı. Fakat öyle değilmiş.
Konuyu sadece Ukrayna ve İran bağlamında değerlendirmek yeterli olmuyorsa; Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’tan Somali’ye, Suriye’den Libya’ya kadar, her iki ‘süper gücün’ bulaştığı ve paçasını zor kurtardığı saldırı/savaşlara bakalım.
Elbette ‘büyük güçlerin yükseliş ve çöküşleri’ bağlamında, Paul Kennedy’den de ilham alarak çok şeyler söylenebilir. İşin ekonomisi var, askerî güç mimarisi var, diplomatik yetenek boyutu var, ahlâki üstünlük tarafı var…
O kıstasların her biri, günümüzdeki süper güçlerin büyük çöküşü mevzusunda analiz edilebilir. Bununla birlikte, önümüzdeki çıplak gerçek; artık ABD ve Rusya gibi ‘büyük’ ülkelerin, hafif veya orta sıklet ülkeler üzerindeki eylem ve yaptırım gücünün tükendiğidir.
Avrupa’nın eski kaşar ‘büyüklerini’ ise, bu bağlamda konuşmaya bile gerek yoktur.
Galiba ‘Süper Güçler’ efsanesi sona eriyor Bakalım bunun yerine, dünyamız nasıl bir güçler dengesine oturacak.
