Tarihî ve jeopolitik gerçeklik, bir kez daha ‘oyunu’ bozuyor. Bir asırlık soykırım iftirası, giderek ‘kullanışlı aparat’ olma niteliğini kaybediyor.

Mevzunun geçmişini, kısaca özetleyelim:

Ermeniler… ‘Millet-i Sadıka’ dediğimiz ahali… 1071’den 19. yüzyıl ortalarına kadar, bağrımızda huzur içinde yaşadı.

Türk, askerlik yapıp cephede şehit olurken… Türk, toprağı işleyip, milletin karnını doyururken

Ermeni vatandaşlarımız zanaat ve ticaretle zenginleşti. Rahat ve müreffeh bir hayat sürdü.

Ta ki, Rusya dâhil Batılı emperyalistler, Türk’ü Anadolu’dan silmek için, bağrımızdaki etnik unsurları kullanmaya başlayana kadar…

Kadim Ermeni kilisesinin karşısına; Rus Ortodoks, Katolik ve Protestan kiliselerini kurdular. Gariban Ermenileri mezhep mezhep böldüler.

Nihayetinde, 800 senedir bağrında huzur ve güven içinde yaşadıkları Türk’e karşı Ermeni’yi kışkırttılar.

DEVLETİMİZ ZAAFA DÜŞÜNCE

Türk Devleti, 1877-1878’deki Rus savaşı sonunda zaafa düşünce, silahlandırılıp kışkırtılan Ermeniler, kapı komşusu Türk ve Kürt Müslümanlara karşı katliama girişti.

Devletimiz, yıllarca sabretti. ‘Millet-i Sadıka’nin, kurulan tuzağı göreceğini umdu. Ama olmadı. 1914’te Türk Ordusu 7 cephede savaşa girince, önceden silahlandırılan Ermeni çeteler, acımasız bir katliama girişti. 500 bine yakın Müslümanı katletti.

Ve Türk Devleti, tarihî bir karar alarak, Ermeni halkının büyük bir bölümünü zorunlu göç ve iskâna, yani ‘tahcir’e tabi kıldı.

Ordusu cephede savaşan Türkiye, zorunlu göç sırasında elbette yüzde yüz güvenlik sağlayamadı. Nihayetinde, Ermeni çeteler üzerinden dökülmüş Müslüman kanları vardı. Karşılığı verildi. 360 bin civarında Ermeni, sadece saldırılar sonucu değil; hastalık ve yol şartları yüzünden de can verdi.

Anadolu’nun dört bir yanına 1820’lerden itibaren tezgâhı kurmuş olan Misyoner çakallar, gelecekteki iftiranın taşlarını döşemek için mükemmel bir fırsat yakalamıştı.

DESTEKSİZ YALAN KİTABI

İngiliz Savaş Propaganda Bürosu’nun siparişi üzerine, James Bryce ve Arnold Toynbee, bir yalan ve iftira kitabı olan ‘Blue Book’u 1916’da yayınladı.

Hiçbir sağlam kaynağa dayanmayan bu propaganda kitabı, tam da İngiliz Savaş Propagandası Bürosu’nun adına ve gayesine münasipti.

Nitekim Toynbee, daha sonraki yıllarda, anılan kitabı ‘propaganda amacıyla yazdıklarını’ itiraf etti. Lakin, ok yaydan çıkarılmıştı.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye üzerinde baskı kurmak isteyen emperyalist Batı, Blue Book paçavrasını tepe tepe kullandı. Sadece siyasî ve diplomatik cepheler açılmakla kalmadı; Ermeni terör örgütü ASALA ihdas edildi.

Sonrasında çok sayıda Türk diplomatı, koruması altında oldukları ülkelerin ‘yol vermesiyle’, ASALA teröristlerince katledildi.

Elbette Türk Devleti, ASALA ve mensubu teröristlere anladıkları dilden cevap verdi; köklerini kuruttu.

Geriye, emperyalist çakalların, sık sık önümüze çıkardığı; ‘Ermeni soykırımını tanıma’ şantajları çıktı. Bazıları, daha ileri giderek, parlamentolarında, sözde soykırımı tanıyan kararlar aldılar.

BOŞLUĞA DÜŞEN SOYKIRIMCI: NETANYAHU

Bu ahlâksız oyuna, son olarak İsrail terör örgütünün elebaşı Netanyahu katili katıldı. Durup dururken, “Ahan da Ermeni soykırımını tanıdık…” diye bir abukluk yaptı. Oysa ortalıkta ne düğün, ne bayram vardı.

Elbette Türk Hariciyesi, asrın soykırımcısı Netanyahu’ya, hak ettiği cevabı verdi:

“1915 olaylarıyla ilgili kabul ettikleri siyasî karar, suçlarını örtme çabasından başka bir şey değildir.”

Bundan daha önemli olan, Ermenistan’ın bu ‘dolmuşa bindirme hamlesine’ ne karşılık vereceğiydi.

Başbakan Nikol Paşinyan, son yıllarda izlediği reel ve akılcı politikayı bozmadı; Netanyahu’ya ‘hadi oradan müptezel’ diye okunabilecek bir cevap verdi.

Ermenileri Türklere karşı kışkırtmayı amaçlayan Netanyahu kurnazlığına, şu ifadelerle had bildirdi, Paşinyan:

  • "Bu açıklamanın, Ermenistan’ın ve Ermeni halkının çıkarlarıyla hiçbir alakası yok. Soykırım ifadesinin halkımızın çıkarlarıyla alakası olmayan taraflarca jeopolitik pazarlık kozu haline getirilmesini istemiyoruz.”
  • “Ermeni halkının acılarının, diplomatik söylemlerle araçsallaştırılmasına karşıyız. Hayatını kaybeden kişilerin anısının böyle tartışmaların konusu yapılmasını istemiyorum. Biz devletimizin çıkarlarına odaklanmalıyız.”

Paşinyan, önceki gün, ülkesini ziyaret eden AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen ile yaptığı ortak basın toplantısında, izlediği akılcı ve gerçekçi dış politikayla uyumlu bir açıklama daha yaptı:

“Türkiye ve Azerbaycan ile elektrik iletim ve bağlantı hatlarının inşası büyük önem arz etmektedir. Bu adım, hem bölgenin enerji güvenliğinin güçlendirilmesine hem de yeşil enerjiye geçiş hedeflerinin gerçekleştirilmesine önemli katkı sağlayabilir.”

Uzun lafın kısası; emperyalizmin çiğ yalanları bir dönem için kullanışlı olsa da, tarihî hakikatler ve jeopolitik gerçekler, oyunları ve kurguları bozuyor.

Batılı çakalların ‘Ermeni soykırımı’ yalanı artık prim yapmıyor.