Gök Oğuz Dolayı’nın (Gagauz Yeri) kültür, dil ve tarihi sözkonusu olunca, anlatıya Mihail Çakır’la başlamak gerek.

Gök Oğuz’un aydınlanmadaki din büyüğü Ay-Boba Mihail Çakır, 27 Nisan 1861’de Çadır Lunga’da dünyaya geldi. Moldova’nın başkenti Kişinev’de ilahiyat eğitimi aldı. Din adamı olarak çeşitli görevleri yürütürken, dinî kitapları Moldova dilinde yayınlamak ve Rusça gramer kitabı hazırlamak için, 1901’de Rusya İmparatorluğu’ndan izin aldı.

Çakır, Doğu Ortodoks Kilisesi Sinodudan da izin alarak, 1907’de Gagauz Türkçesiyle dinî kitaplar yayınladı.

Gök Oğuz Dolayı, Birinci Dünya Savaşı sonrasında 1918’den itibaren Romanya hâkimiyetine girince, Mihail Çakır, Gagauz Türkçesinin Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçiş sürecini başlattı.

Gagauzlara ve bölgedeki diğer Hıristiyan ahaliye ruhanî liderlik eden Mihail Çakır, dönemin zor şartları içinde, Gagauz kimliğini ve tarihini araştırmaya, gün yüzüne çıkarmaya ve yazılı olarak ifade etmeye çaba gösterdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile de temas halinde olan Mihail Çakır, 1934’te yazmış olduğu ‘Besarabya Gagauzlarının Tarihi’ adlı kitabını ona sundu.

Cumhurbaşkanı Atatürk, Gagauz Türklerinin asimile olmasını engellemek amacıyla, dönemin Bükreş Büyükelçisi Hamdullah Suphi Tanrıöver marifetiyle, onlara Türkçe ders kitapları ve öğretmenler sağladı. Çoğunluğu Romanya’nın Mecidiye şehrinden sağlanan bu öğretmenler, İkinci Dünya Savaşı’na kadar görevlerini sürdürdü.

Mihail Çakır, Gök Oğuz Türklerinin etnik kimliğini temel alan ‘Gagauzların Düğün Törenleri’ adlı kitabını 1936’da yayınladı. Hazırladığı ‘Gagauzca-Romence Sözlüğü’nü ise 1938’de yayınladı.

Gagauz millî kimliğinin ‘temel direği’ kabul edilen, manevî ve ahlâkî lider Mihail Çakır, 1938’de Kişinev’de hayata gözlerini yumdu. Kişinev Merkez Mezarlığı’na defnedilen Mihail Çakır için, şu sıralarda Çadır Lunga’da, Papaz Dimitri Baba öncülüğünde bir türbe-kilise inşa ediliyor. Eğer Moldova yönetimi izin verirse, Çakır’ın mezarı, inşa edilen bu türbe-kiliseye nakledilecek.

Mihail Çakır, Gök Oğuz soyunun, Besarabya’ya, diğer bir adlandırmayla ‘Bucak’a ilk defa 1770’te geldiğini ve Çadır (bugünkü Çadır Lunga şehri) ile Orak köylerinde, Ballus adlı bir boyarın (Slav asilzadesi) arazisine yerleştiklerini dile getirir.

Bununla birlikte, Bucak’taki en yoğun Gök Oğuz soyu yerleşiminin, 1812’den sonra oluştuğu kayıtlarda belirtilmektedir.

Nitekim 1812-1830 arasında Gagauzlar; Düzgünce, Kazayaklı, Baurcı (Bayırcı), Beşalma, Taşpınar, Avdarma, Haydar, Başköy ve Bolgarlika gibi adlarla anılan toplam on dokuz köy kurdu.

DİMİTRİ KARAÇOBAN

Gagauz Türkleri üzerine söz ederken, Mihail Çakır’dan sonra en fazla üzerinde durulması gereken şahıs, Dimitri Karaçoban’dır.

27 Mayıs 1933’te, Komrat’ın 13 kilometre güneyindeki Beşalma köyünde dünyaya gelen Dimitri Karaçoban, 1986’da Kişinev’de vefat etti.

Çileli bir hayat yaşamış olan Dimitri Karaçoban, Gagauz kültürünün yok olup gitmesini engellemek uğruna, deyim yerindeyse hayatını vakfetmiş bir Türk Milliyetçisiydi.

Gagauz yaşam tarzı ve gelenekleri üzerine önemli araştırmalar yürüten Karaçoban, bu kültür ve gelenek uygulamalarını kamerayla da kayıt altına alarak, belgeselleştirdi.

Dimitri Karaçoban, Gagauz Türklerinin tarih, dil, kültür ve diğer yaşam unsurlarına dair yaptığı araştırmalar ve ortaya koyduğu eserlerle, Gök Oğuzların gönlünde de taht kurdu.

İlmini Gök Oğuz Türklerine adayan; edebiyatçı, ressam, sinemacı, tiyatrocu, tarihçi ve müzeci kimliğiyle Dimitri Karaçoban, doğduğu Beşalma’da, Gagauz Kültürü ve Tarihi Müzesi’ni 1965’ten itibaren kurdu.

Bugünkü nüfusu 3 bin 500 civarında olan Beşalma’daki müzede yer alan kültürel malzemelerin çoğunu, Gagauz köylerinde kapı kapı gezerek, Dimitri Karaçoban bizzat kendisi derledi.

GÖK OĞUZ TARİH ve KÜLTÜRÜNÜN ÖZETİ BİR MÜZE

Onun 1986’daki ölümünden sonra, müzenin yönetimini ve geliştirilmesi görevini, çocukları Ludmila ve Tanas üstlendi. Küçük bir yerleşim yerinde olmasına karşın Dimitri Karaçoban Gagauz Kültürü Müzesi, Gök Oğuz Türklerinin tarih, toplumsal yaşam, kültür, inanç ve iktisadî etkinliklerine dair fevkalade önemli malzemeleri içeriyor. Müze, adeta Gagauz Türkleri tarih ve kültürünün bir özeti niteliğinde.

Müzede, erişilebilen en erken dönemlerden itibaren bugünlere gelinceye kadarki Gagauz kültür, tarih ve etnografyasına dair üretim makineleri, aletleri ve malzemeleri ile resimler, panolar, giyim ve ev dekor eşyaları sergileniyor.

2000 ve 2004’te ziyaret ettiğim müzeyi, 26 Aralık 2025’te bir kez daha ziyaret ettim. 25 yıl öncesinde olduğu gibi, Dimitri Karaçoban Müzesi’nin yöneticiliğini, yine Ludmila Marın Karaçoban yürütüyor.

Dimitri Karaçoban’ın oğlu Tanas ise, Ankara’da akademisyen olarak görev yapıyor.

Dimitri Karaçoban’ın şiirleri; İlk Laf (1963), Bayılmak (1969), Persengelar (1970), Prizvanie Sevdaa (Rusça, 1970), Tamannık (1977) ve Stihlar (1984) adıyla yayınlandı. Hikayeleri ise; Alçak Saçak Altında (1966) ve Pnoza (1986) adlı kitaplarıyla yayınlandı.

Gagauz dil, edebiyat, kültür ve tarihine hizmet veren diğer önemli isimler ve eserlerinden bazıları şunlar:

Dimitri Tanasoğlu (Adamın İşleri, Kişinev 1969), Stefan Kuroğlu (Yollar, Kişinev 1970, Semeinaia Obriadnost Gagauzov v XIX nachale XX v., Kişinev 1980), Nikolay Babaoğlu (Bucaktan Sesler, 1959), Gavril Gaydarcı (Ana Tarafım, Kişinev 1972), Mina Köse (Dattım Ömürdan, Kişinev 1991).

Bu arada, Gagauz Türklerinin en önemli ve ana dildeki yayın organı olan Ana Sözü gazetesi 1988’den beri yayın hayatını sürdürüyor. Gazeteyi idare eden grubun başında; şair, yazar, halk bilimci, yayıncı ve çevirmen Tudor Zanet bulunuyor. Zanet, günümüz Gagauz kültürü, edebiyatı ve kimliğinin önemli isimleri arasında yer alıyor.

TİKA ve YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ

Gök Oğuz Dolayı’nın yönetim merkezi olan Komrat’taki Atatürk Kütüphanesi, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından 25 sene kadar önce kurulmuştu.

Komrat’a ilk ziyaretimi 1997’de, ikincisini 2000 yılında ve üçüncüsünü de 2004 yılında gerçekleştirmiştim. Üçüncü ziyaretim sırasında, Atatürk Kütüphanesi’ne, kitaplarımdan 2 takım hediye etmiştim. 2025’in son günlerindeki ziyaretimde, 21 sene önce Atatürk Kütüphanesine verdiğim o kitapların, raflarda muhafaza edildiğini görmek beni mutlu etti.

2000 yılındaki ziyaretimde kütüphanenin müdürü olan Vasilisa Tanasoğlu hanımefendinin aynı görevini yürütmekte olduğuna hem şaşırdım, hem de sevindim.

Vasilisa Hanımın odasındaki Türk Bayrağı ile Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resimleri dikkat çekiyor.

Bu arada, TİKA Atatürk Kütüphanesi, aynı zamanda Yunus Emre Enstitüsü’nün buradaki merkezi olma görevini de üstlenmiş.

Ziyaretim sırasında, güzel bir tevafukla, Yunus Emre Enstitüsü adına şehirde görev yapan, Aksaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kudret Sefa Gümüş ile karşılaştım. Kudret hocayla ayaküstü yaptığımız sohbette, Moldova’daki Yunus Emre Enstitüsü Türkçe kurslarına 175 kursiyerin devam ettiğimi öğrendim.

UNUTULMAYA YÜZ TUTAN TERTEMİZ TÜRKÇE

Gagauz Türkçesi, Orta Anadolu’da bizden iki kuşak öncesinde konuşulan tertemiz Türkçenin adeta bir kopyası. Anneannemden ve babaannemden öğrendiğim ‘Kayseri/Tomarza Türkçesi’ ile Gagauz Dolayı Türkçesi arasındaki benzerlik, bazen Türkiye içindeki lehçelerin birbirine benzerliğinden daha öte…

Bugünkü kitabî Türkçede kullanmadığımız, fakat taşramızda yaşayan kelimelerle olan ayniyet ise şaşırtıcı boyutta. Mesela; ‘bıldır’ dediğim zaman, şehirli gençlerimiz suratımıza alık alık baksa da, Gagauzya Türkleri, bunun anlamının ‘geçen yıl’ olduğunu çok iyi bilir. Tıpkı atalarım gibi…

Hadi, Gagauz Türkçesinin tınısı kulağımızı okşayan bazı kelimelerini de ekleyelim:

Büük ay (Ocak), gücük ay (Şubat), baba ay (Mart), çiçek ayı (Nisan), hederlez ayı (Mayıs), kiraz ayı (Haziran), orak ayı (Temmuz), harman ayı (Ağustos), ceviz ayı (eylül), canavar ayı (Ekim), kasım ayı (Kasım) kıran ayı (Aralık), otak (ev), tomak (yün çorap), sınaşmak (alışmak), teprenmek (hareket etmek), sıpıtmak (hızlı atmak), süsmek (boynuz atmak)…

Mihail Çakır’ın gayretleriyle Latin alfabesi kullanmaya başlayan Gagauz Türkleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bölgede Sovyetler Birliği adı altında Rus hâkimiyetinin başlamasıyla birlikte, yeniden Rus Kiril alfabesine döndürüldü.

Günümüzde Gagauz Dolayı okullarında eğitim dili olarak, Moldova dilinin yanısıra Rusça kullanılıyor. Gagauz Türkçesi ise bir ders olarak okutuluyor. Yeni kuşaklar, ağırlıklı olarak Rusça konuşuyor ve giderek Gagauz Türkçesi unutuluyor.

Kültürel bakımdan, Türklerin genetik kodlarıyla bağlantı devam ediyor. Mesela Hıristiyan dünyanın genelinde evlere ayakkabıyla girmek olağan karşılanırken, Gagauzlar ayakkabıyla eve girilmesini kesinlikle hoş karşılamıyor.

Evlerdeki geleneksel dekorasyon, kullanılan eşyalar, günlük yaşam, evlilik şölenleri, gelin ve çocuk odaları, Türkiye’nin taşrasıyla büyük ölçüde aynılık taşıyor.

MÜZECİLİK ve KÜLTÜR HER YERDE

Komrat’ın 7 kilometre güneyindeki Başköy’de, biri devlete ait olmak üzere 3 etnik kültür müzesi bulunuyor.

Özel müzelerden birisi, Gagauz kültür ve geleneklerini yansıtan eşya ve aletleri sergiliyor. Diğer özel müze ise Bulgar kökenlilerin etnik kültürünü yansıtan eşyaları sergiliyor. Devlete ait müzeyi görme fırsatım olmadı.

Komrat’ın 20 kilometre kadar güneyinde yer alan Kongaz’da, dışarıdan kaba saba bir Sovyetler Birliği dönemi binası görünümünde olsa da, içerisi daha zarif ve sanatsal bir mekân olan Kültür Evi bulunuyor.

Bünyesinde 750 kişilik sinema ve tiyatro salonu da olan Kültür Evi, kasabada çok sayıda kültürel etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Merkezde, Gagauz kültürünü temel alan resim ve fotoğraf sergileri düzenleniyor, konserler veriliyor, sinema ve tiyatro gösterileri yapılıyor.

Moldova’nın başkenti Kişinev’de, geçmiş yıllardaki ziyaretimde eyleşmiştim.

Bu seferki ziyaretimin son gününe kadar Gagauz Dolayı’nda bulundum. Türkiye’ye döneceğim günün akşamında Kişinev’de kaldım. Bunda, yoğun kar yağışı ve sabaha yolların kapalı olma tehlikesi belirleyici oldu.

Çadır Lunga’dan Papaz Dimitri Baba ile birlikte, yoğun kar yağışı ve olumsuz yol şartları altında yaptığımız yolculuğun sonunda, Kişinev’de bizi, Dimitri Baba’nın arkadaşı, ressam Mihail Mungiu karşıladı.

Türkiye’de de resim sergileri açmış olan Mungiu’nun atölyesine konuşlandıktan sonra, akşam yemeğini, güçlükle bulabildiğimiz bir lokantada ikmal ettik. Bu sırada, ressam Mungiu ile biraz sohbet imkânımız oldu.

Dimitri Baba, gecenin geç saatinde Çadır Lunga’ya dönüş için tekrar yola çıkarken, Munciu ve ben, resim atölyesine geri döndük. O geceki misafirliğim, resim atölyesindeydi.

Sabahleyin Mihail Munciu gelerek, benim Kişinev Havaalanı’na ulaşmamı sağladı.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri