Kitapçıların kişisel gelişim raflarına göz attığınızda ortak bir tema dikkatinizi çeker. Başarı.
· Daha başarılı olmak...
· Daha hızlı yükselmek...
· Daha fazla kazanmak...
· Daha iyi lider olmak...
· Daha etkili iletişim kurmak...
Başarı üzerine yazılmış binlerce kitap, yapılmış milyonlarca konuşma var. Üstelik bu içeriklerin büyük bölümü aynı soruya cevap arıyor: "Başaran insanlar neyi farklı yaptı?"
İlk bakışta son derece mantıklı görünen bu soru, aslında bizi önemli bir düşünme hatasına sürüklüyor olabilir.
Belki de asıl sormamız gereken soru şu: "Başaramayan insanlar ne yaşadı?"
İşte tam bu noktada psikoloji, istatistik ve davranış bilimlerinin ortaklaştığı çok önemli bir kavram karşımıza çıkıyor; Survivorship Bias, Türkçesiyle “Hayatta Kalan Yanılgısı”. Bu kavramın ortaya çıkış hikâyesi oldukça çarpıcıdır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusu, görevden dönen uçakların üzerindeki kurşun izlerini inceleyerek hangi bölgelerin daha fazla zırhlanması gerektiğini belirlemeye çalışıyordu. Mantık basitti. En çok kurşun alan yerlere daha fazla koruma eklenecekti. Ta ki Macar asıllı istatistikçi Abraham Wald çok önemli bir noktaya dikkat çekene kadar. Dedi ki:
"Yanlış uçaklara bakıyorsunuz." Çünkü incelenen uçaklar geri dönebilenlerdi. Asıl incelenmesi gerekenler ise geri dönemeyen uçaklardı. Kurşun izlerinin olmadığı bölgeler aslında en kritik noktalardı. Çünkü o bölgeden vurulan uçaklar geri dönemiyordu. Bu örnek yıllardır istatistik derslerinde anlatılıyor.
Ancak bence asıl önemi iş hayatında ortaya çıkıyor. Çünkü biz de başarıyı çoğu zaman aynı hatayla değerlendiriyoruz. Başaran girişimcilere bakıyoruz. Başaran CEO'ları dinliyoruz. Başaran yatırımcıların kitaplarını okuyoruz. Başaran sporcuların röportajlarını izliyoruz. Sonra onların ortak özelliklerini sıralıyoruz.
· Disiplin.
· Azim.
· Cesaret.
· Sabır.
· Risk almak.
· Erken kalkmak.
· Çok okumak.
Elbette bunların tamamı değerlidir. Ancak burada gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var. Aynı özelliklere sahip olup başarıya ulaşamamış binlerce insanı görmüyoruz. İngiliz istatistikçi David Spiegelhalter, The Art of Uncertainty adlı kitabında başarı hikâyelerinin çoğu zaman belirsizlik ve şans faktörünü yeterince hesaba katmadığını anlatıyor. Başarı yalnızca doğru kararların sonucu değildir.
· Doğru zamanın...
· Doğru çevrenin...
· Doğru fırsatların...
Ve kontrol edemediğimiz birçok değişkenin de ürünüdür. Nassim Nicholas Taleb ise Fooled by Randomness adlı eserinde çok benzer bir noktaya dikkat çeker. İnsan zihni, rastlantıları çoğu zaman yetenek olarak yorumlamaya eğilimlidir. Özellikle başarılı sonuçlar gördüğümüzde bunun arkasında mutlaka kusursuz bir strateji olduğuna inanmak isteriz.
Oysa bazen başarı ile şans arasındaki çizgi sandığımızdan çok daha incedir. Bu gerçeği kabul etmek emeğin değerini azaltmaz. Tam tersine başarıyı daha doğru anlamamızı sağlar.
Malcolm Gladwell de Outliers kitabında benzer bir bakış açısı sunar. Bill Gates'in yalnızca üstün zekâsını anlatmaz. Onun lise yıllarında bilgisayara erişim sağlayabilen çok az sayıdaki öğrenciden biri olmasının kariyerini nasıl etkilediğini de anlatır. The Beatles'ın dünya çapında ün kazanmadan önce Hamburg'da yüzlerce saat sahneye çıkmasını hatırlatır. Yani yalnızca yeteneği değil, fırsatı, zamanlamayı, çalışma ortamını ve tekrarın gücünü birlikte değerlendirir.
İş dünyasında da benzer bir yanılgıyı sıkça görüyoruz. Başarılı şirketlerin uygulamalarını kopyalamaya çalışıyoruz. Google böyle yapıyor. Amazon şöyle yönetiyor. Netflix şu sistemi kullanıyor. Ancak çoğu zaman şu soruyu sormuyoruz: Aynı uygulamayı yapan kaç şirket başarısız oldu?
Çünkü onlar görünmüyor. Başarı görünürdür. Başarısızlık ise çoğu zaman sessizdir. Belki de bu yüzden kurumlar yalnızca başarı hikâyelerini inceleyerek eksik öğreniyor. Öğrenmenin önemli bir kısmı başarısız örnekleri anlamaktan geçiyor.
· Hangi varsayımlar yanlıştı?
· Hangi riskler göz ardı edildi?
· Hangi koşullar değişti?
· Hangi karar o günün şartlarında doğru görünüyordu?
Bu sorular organizasyonlara çok daha fazla şey öğretiyor. En iyi liderler yalnızca başarılarını analiz etmiyor. Başarısızlıklarını da aynı cesaretle inceliyor. Çünkü biliyorlar ki gelişim, alkışlardan çok sorgulamayla büyüyor. Belki de başarıyı yeniden okumamız gerekiyor.
Sadece zirveye ulaşanlara bakarak değil yolda kalanlardan da öğrenerek. Sadece sonuçları inceleyerek değil süreçleri anlayarak. Sadece kazananları dinleyerek değil kaybedenlerin sessiz hikâyelerini de merak ederek.
Çünkü gerçek öğrenme, görünenin ötesine bakabildiğimiz anda başlıyor. Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: Başarıyı gerçekten mi inceliyoruz yoksa yalnızca hayatta kalanları mı?
Başarıyı anlamanın yolu yalnızca zirveye çıkanları incelemek değildir. Zirveye ulaşamayanların hikâyelerini de dinleyebildiğimiz gün, başarıyı ilk kez doğru okumaya başlarız.

M.Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu
https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/
Instagram @indusefsun
www.efsunyuksel.com
#başarı #liderlik #kararverme #davranışbilimi #psikoloji #kurumkültürü #gelişim #işhayatı #öğrenme #strateji