Belarus - Avrupa Birliği (AB) arasında uzun zamandır devam eden sürtüşme ve kavga, geçen hafta yeni bir boyut kazandı. Söz konusu gerilim, binlerce göçmenin Belarus’dan Avrupa Birliği’ne girmek için, Polanya sınırlarına akın etmesiyle ortaya çıktı. AB’ye girmek isteyen ve Belarus-Polanya arasındaki bölgede konuşlanan göçmen sayısı 4.000’i aşarken, göçmenleri Polanya’ya, (AB’ye) sokmamak üzere görevlendirilen asker sayısı ise 15.000’ni geçti.

Geçen hafta göçmenlerin Polanya sınırına akın etmesi, Belarus lideri diktatör Alexander Lukashenko’nun, Avrupa Birliği’ne karşı yeni bir hibrid savaşı örneği olarak görüldü. Lukashenko’nun, Orta Doğu’dan ve Afrika’dan göçmenlerin Minsk’e, (Belarus’a) gelmesine göz yumması, hatta el altından desteklemesi, Brüksel’e karşı yapılan bir şantaj olarak yorumlandı. Zira, Avrupa Birliği, geçen yıl Belarus’da yapılan hileli seçimlerden dolayı bir dizi yaptırımlar uygulamıştı. Hatırlanacağı üzere, 27 AB ülkesi, Ağustos 2020’de yapılan Belarus seçimlerini hileli görmüş ve bir dizi yaptırımlar uygulamıştı. AB’ye göre, Lukashenko rejimi, tüm muhalefeti ve sivil halkı baskıyla susturmuş, on binlerce vatandaşı gözaltına almıştı.


Belarus – Avrupa Birliği arasındaki hibrid savaş, Lukaşenko'nun yer yer göçmenleri ülkesinin AB sınırlarına yönlendirmesiyle devam etti. 2021’in Ağustos ayında yaşanan bir göç dalgası üzerine, dört AB üyesi ülke, Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya Başbakanları ortak bir bildiri yayınlamışlar ve yaşanan göçmen akınının Alexander Lukashenko rejimi tarafından planlandığını ve sistematik olarak organize edildiğini belirtmişlerdi.

Geçen hafta, Belarus – Polanya sınırında yaşanan yeni bir göçmen krizi,  Lukashenko rejimi ile AB arasında var olan gerginliğin iyice artmasına yol açtı. Yaşananlar sonuncunda AB, Belarus’a karşı var olan yaptırımlara yenilerini ekledi. Örneğin, AB Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda alınan karara göre, Belarus rejiminin insanları siyasi amaçlar için silah olarak kullanmasına karşılık verilmesine imkan tanıyacak.
Yeni düzenleme ile Belarus'a yönelik yaptırım listesine alınacak kişi ve kuruluşlarla ilgili kriterleri genişletiyor. Artık havayollarının yanı sıra, göçmenlerin sınıra getirilmesinde rol oynayan seyahat acenteleri, bireyler ve tüm organizatörler Belarus lideri Lukaşenko'nun hibrid saldırılarının bir parçası olarak değerlendirilecek.

Belarus'un Polonya, Letonya ve Litvanya sınırlarındaki göçmen krizine karıştığı iddia edilen her tüzel ve özel kişinin mal varlığı dondurulabilecek ve seyahat yasağı gibi kısıtlamalardan etkilenebilecek.


Avrupa Birliği, Belarus için bu kararı alırken, Aleksander Lukaşenko da,  “Avrupa'yı  gaz ile ısıtıyoruz. Onlarsa sınırları kapatmakla tehdit ediyorlar. Peki gazı kesersek ne olacak?" diyor.
Ancak, ülkesinden uzak yaşayan Belarus muhalefeti lideri Svetlana Tihanovskaya ise, Lukaşenko'nun blöf yaptığını,  söylüyor ve
“Gazı kesmek Belarus'a Avrupa Birliği'ne olduğundan daha çok zarar verir ve sanıyorum blöf yapıyor" diyor.

Polanya sınırındaki göçmen krizi, AB sınırları dışında kalmıyor elbette. Göçmen krizi, Avrupa’nın iç siyasetine de yön veriyor. İşte, Fransa’da aşırı sağ parti Ulusal Birlik’in sözcüsü Julien Odoul’un bir TV programındaki açıklaması insanın kanını donduruyor adeta. Julien şöyle diyor: "Bu sınırı kesinlikle açmamalıyız, birçoğu potansiyel tehlikeli olan bu göçmenleri kesinlikle almamalıyız". Fransız gazeteci Olivier Truchot'un "Dikenli tellerin ardında donarak ölmelerine izin mi verelim?" sorusuna ise, "Evet elbette, kesinlikle evet" cevabını veriyor Julien.

Yaşanan olaylarda ve yapılan açıklamalarda, göçmenlerin hem uluslararası ilişkilerde hem ulusal politikalarda bir araç, bir silah olarak kullanılması ortaya çıkıyor.
Olayın neresinden ve hangi yönünden bakarsanız bakın, sonuç çok vahim ve değişmiyor.
Göç, göçmenler ve mülteciler Avrupa’nın korkusu olmaya devam ediyor. Sınırları tel örgülerle kapatmak göç akınına çözüm olamaz.
Çözüm, göç veren ülkelerin güvenli, istikrarlı ve yaşanabilir hale getirilmesine yardımcı olmaktadır.

Veyis Güngör
18 Kasım 2021