Şüphesiz herkes, dünyada olup biteni merak eder, bilhassa bilinmezliğe bürünmüş ama yinede üstümüze oynanan gizemli oyunları anlamak ister. ‘Oyun’ kelimesi burada bilerek kullanılır – tıpkı savaşa verilen diğer ismin ‘tiyatro alanı’ olması gibi. İyi okumalar dilerim.

Birinci dünya harbinden hemen sonra başlayan ‘Kalpleri ve Zihinleri kazanma’ ilkesi, günümüzde de görülmektedir. Şirketler, ürünlerin kendisini pazarlamayı bırakıp, duygularımızı yönlendirmeye çalışmakta. Misal; sigara ilk yaygınlaşmaya başladığında – içenlerin ne kadar ileri ve karizmatik olmasıyla bağdaştırıldı. Başarılı da oldu. ABD Viyetnam savaşını bu şekilde aynı psikolojik sistemleri kullanarak milletine kabul ettirdi.

Kişiler arasında, ilişkilerde de gözlemleyebiliriz. Gerek bilerek, gerek bilmeyerek kullanılan manipülasyon tekniklerin uygulandığını görebiliriz; satış teknikleri, kandırmaca, aldatmaca, duygusal istismar, duygusal şantaj, ultimatomlar vs vs. gibi çokça yöntemler. Hepsi – karşındadıkini ‘senin isteğine’ gore hareket etmesine teşvik etmeye yöneliktir.

 

Oyun Teorisi

‘Oyun’ kelimesi davranış bilimlerinde önemli bir yere sahiptir, ve ‘Oyun Teorisi’nin’ operasyonel tarafıdır. ‘Oyun Teorisi’ insan davranışını çizelge yada ağaçlandırma şeklinde sergileyen bir formüldür. Kökeni ‘Matematiksel Strateji’ olan ‘Oyun Teorisi’, günümüze kadar ‘strateji’, diplomasi’, ‘siyasi’, ‘ekonomi’, ‘ticaret’, ve ‘psikolojide’ etkisini göstermiştir. Yani bir nevi ‘kim, ne zaman, hangi kararı verebilir?’ sorusuna cevap niteliğindedir.

 

Dürtü İlkesi

Peki. Ya bir insanı belli başlı bir karara yöneltmek istiyorsanız? Ya da olasılıklar içerisinde ‘şu kararı’ verdirmek istiyorsanız? Ozaman kişiyi ‘o karara’ doğru yöneltip, ‘dürtmek’ zorundasınız. ‘Dürtü’ kelimesi de çokça anlamlı olan bir olgudur. ‘Dürtü’ (İngilizce ‘Nudge’) insana fark ettirmeden kararlarını kendi istediğin yöne doğrultmaktır. Bunu yapabilmek için, 1) hedef kitlenin ‘etrafındaki’ dünyayı değiştirerek, ve 2) sunulan bilgilerin seçilerek servis edilmesi ile başlar.

 

Düşünce Yöntemleri

Halk dilinde düşünce türleri ikiye ayrılır – ‘hızlı düşünce’ ve ‘yavaş düşünce’. Nobel kazanmış ünlü bilim insanı Daniel Kahneman tarafından adlandırılan bu iki sistem, aslında oldukça komlikedir.

§  Sistem 1: Hızlı Düşünce

Diğer isimleri ile ‘Duygusal/İçgüdüsel sistem’ olan bu düşünce turu, neredeyse anlıktır ve her insanda olan ‘önyargı’ şemaları ile hareket eder. Bu ‘önyargılar’ bazen hayatımızı zora soksada, vakit kaybetmeden, hızlı kararlar vermek zorunda olduğumuz zamanlarda elzemdir.

Ama bu sistemin epeyce dezavantajlarıda vardır. Duygusal tepkilerimizin yöneticisi olan ‘Sistem 1’, ana ilkesi bizi korumaya yöneliktir, ve dünyayı ‘siyah ve beyaz’ biçimde anlamaya zorlar, ve analitik kabiliyetimizin dışında olduğu için, bu ‘önyargıların’ farkına varmak zorlaşır.

§  Sistem 2: Yavaş Düşünce

Diğer ismiyle ‘Analitik Sistem’ olan bu düşünce turu, daha yavaştır, ve zihne enerji maaliyeti daha yüksek olan bir sistemdir. Evrimsel olarak düşünlüdüğünde, ‘Sistem 2’, oldukça yenidir, ve ‘Sistem 1’den’ kalan önyargıların etkilerine halen açıktır. Ama bu sistem, bizi duygularımızdan münezzeh karar vermemize yardımcı olur. Psikolojik operasyonlardaki en temel amaç, hedef kitlenin ‘Sistem 2’den’ çıkartılıp, ‘Sistem 1’de’ karar verdirmeye yöneliktir.

 

Önyargılar ve Sezgiler

Dıştan gelen bilgileri değerlendirirken, insan zihni birçok ‘önyargı’ ve ‘sezgilerin’ kullanımına açıktır – farkında olsun yada olmasın. Lakin, psikolojik savaşta, bir kaçı oldukça sık hedeflenir. Bununda iki ana sebebi vardır; 1) insan’ın ‘anlam verme’ sistemini ele geçirmek, ve 2) zihnin ‘direncini’ kırmak.

§  Anlam Üretmek

İnsan beyni, anlam üretme makinası gibidir. Bir organizmanın hayatta kalabilmesi için, etrafında olanlara ‘anlam’ verebilmek zorundadır. Bir anlam bulamazsa, kendi içinde anlam üretmeye çalışır. Psikolojik savaşta, bu tür operasyonlara ‘Etki operasyonları’ ismi verir. Bunun sebebi ise, optikte size ‘Etkiyi’ gösterir, ama ‘Sebebini’ bariz biçimde sergilemez. Sonuca yada sonuçlara ‘bizim’ kendi kendimize varmamızı ister, ama istedikleri ‘çözümleye’ doğru bizi ‘dürterek’.

§  Direnç Kırmak

Bu tür operasyonları yürütenlerin bize ‘etkinin’ ‘sebebini’ barizce göstermemelerin arkasındaki en temel neden ise; insanın zihinsel ‘Direnç’ sistemidir. Bir insana ‘Şöyle düşün!’ dendiğinde, hemen direnç gösterir. Bu bizim savunma refleksimizdir. Ama insan bir ‘sonuca’ kendi vardığında, çokta direnç göstermez – yani insan ‘kendi’ düşüncelerini kolayca kabul eder, çünkü, insan kendi zihninden çıkan fikirlere inanır ve güvenir.

 

Bu bölümün kısa ve detay dolu olmadığının farkındayım, ama en basit anlatım ile; Psikolojik Savaş, hedef kitlenin inançlarını, düşüncelerini, ve duygularını – fark ettirmeden – belli bir yöne doğrultup ilerletmek. Ek olarak, hedef kitleye, ‘başka bir alternatif yok’ düşüncesine sürükleyip, başka olanakları erişilebilmez/imkansız/gereksiz/yanlış olarak göstermektir.