Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde kurgulanan Siyonist kumpası parçaladı. 15 senedir devam eden ağır sürecin özeti bu.
Başa dönelim…
Arap Baharı devrimleri, Batılı çakalların devreye girmesiyle birer birer çalındı.
Suriye’de Basçı Esat diktatörlüğüne karşı başlayan halk isyanı, Batılıların ‘tavşana kaç, tazıya tut’ politikasıyla, uzun bir iç savaşa dönüştürüldü.
Evvelinde Irak’ın kuzeyinde oluşturulan ayrılıkçı yapının bir benzeri, Suriye’deki iç savaşa eklemlemek istendi.
Bunun için önce ‘DEAŞ/IŞİD’ adlı bir heyula kurgulandı. Kurguyu yapan kuklacı, o heyulaya karşı mücadele edeceği iddiasıyla, bir başka terörist yapı inşa etti. Bu yapıyı, kendi ifadesine göre, 60 bin TIR dolusu silahla donattı. Ve eğitti…
Tezgâh gayet basitti: Önce DEAŞ militanları saldırıyor. Irak ve Suriye askerleri, eteklerini bile toplayamadan, çölden aşağıya güneye doğru seğirtiyor. Koca koca şehirler, tek kurşun atmadan DEAŞ kontrolüne giriyor.
Sonra ikinci perde açılıyor. Dehşetengiz DEAŞ görüntüleri eşliğinde kurgulanan korku tiyatrosu… Kurtarıcı olarak yetişen PKK/YPG teröristleri… Günün sonunda DEAŞ’lılar kodese, PKK’lılar yönetime… Tıpkı, gözünü kapatan Afrikalının topraklarıyla Misyoner kurmazların İncil’inin yer değiştirmesi gibi…
TÜRK DEVLET AKLINA ÇARPTILAR
Kötü repliklerden, aleni suflelerden ve sırıtan kostümlerden oluşan bu berbat tiyatro, burnumuzun dibinde 15 yıl sürdürüldü.
İşin düşündürücü yanı, ‘kökten Sünnî’ görünümle kurgulanan DEAŞ, coğrafyanın en büyük düşmanı olan İsrail’e karşı en küçük bir eylemde bulunmadı. Sadece, ‘Müslümanlığını kıt gördüğü’ sivilleri katletti.
DEAŞ’ı bahane eden ve aynı şekilde İsrail’e karşı mantar tabancası bile patlatmayan İran yanlısı milisler de, Sünnî Müslüman katlinde sınır tanımadı.
Neticede; 910 kilometrelik sınırımız boyunca kurgulanan Teröristan tehlikesi bir yana; Suriye’den kaçan 4 milyona yakın sığınmacıya, 14 yıl boyunca sığınak olmamız gerekti.
Batılı çakalların hesaba katmadığı bir husus vardı: Türk Devlet Aklı.
O akıl, etrafımıza örgülenen ‘koza’nın, Türk Milleti için bir ‘beka meselesi’ olduğunu hissettiği anda harekete geçti. Sınırımızda kaba-saba çadır tiyatrosu oynatanlara, ‘ince işçilikli oyunun’ nasıl kurgulanacağını, tane tane anlattı.
Son bir yıla kadar yaşananlar ve Suriye’deki devrimin özet hali budur.
Tüm bu süreçlerde, kuklacının alçaklıkları ve çapsızlıkları bir yana, kuklanın ve yapıldığı kerestenin mahiyeti de önemliydi.
Öyle bir akıl tutulması görüldü ki; henüz üzerinden 50 sene geçmiş ahmaklıklar, yolda bırakılmalar, satılmalar, peçete gibi kullanılıp atılmalar… Hasılı hiçbir musibet, tek bir nasihat vermemişti.
KUKLACI MAKAS DEĞİŞTİRİNCE
ABD’nin 50-60 sene önce Henry Kissinger üzerinden kurgulayıp, Irak ve İran karşısında ateşe attığı aşiret ağaları, yakın geçmişte aynı oyuna bir kez daha geldiler. Irak’ın kuzeyinde bağımsızlık sevdasına düştüler. Binlerce masum insan bu yüzden toprağın altına girdi.
Yetmedi, Suriye’nin kuzeyinde Rojava hayalleri yeşerttiler. Hem Türkiye’nin, hem Suriye halkının canını yakmaya yeltendiler.
Türk Devleti, kurgulanan tüm oyunları görüyor, amacını biliyor ve kendi oyununu buna göre tasarlıyordu.
8 Aralık 2024’e tarihlenen Suriye Devrimi, geride kalan 1 yıl içinde devleti toparlamayı, uluslararası meşruiyet kazanmayı ve toprak bütünlüğünü sağlayacak gücü devşirmeyi becerdi.
Batının çadır tiyatrosunda ‘figüranlık’ rolü biçilen PKK türevlerine, 10 Mart 2025’te bir şans verildi. Lakin o şans, 10 ay boyunca hoyratça harcandı. Elinde silahla terörcülük oynamaktan fazlasına aklı ermeyen güdükler, 10 ay boyunca ayak sürümekle, muhataplarını uyuttuklarını sandı. Oysa kum saati, kendi sonları için akıyordu.
Geride kalan son 1 haftada, Suriye’nin üçte birini işgal altında tutan PKK artıklarına bir şans daha verildi. Üstelik bu süreçte, ‘kuklacı’ da tercihini meşru devletlerden yana yaptığını, usulünce anlattı.
18 Ocak mutabakatı dendi… Beyinsizlere, küçük bir şans daha verildi.
Henüz sahneye Türk Ordusu çıkmadığı halde bile, Suriye ordusunun 44 saatte sahanın üçte ikisinde hâkimiyet tesis etmesi dahi, kuklaları akıllandırmadı. Yine su koyuverdiler. Elindeki tüfeği, ‘meşruiyetten daha güçlü’ zanneden ahmaklar, kadife eldiven içindeki demir yumruğu fark edene kadar uyanmadı.
Meşru ordu, Aynelarap ve Haseke kapısına dayanınca, PKK kalıntıları bir kez daha aman diledi. Bu defa, sadece 4 gün süre verildi. Elan o sürenin 14 saati geçti bile…
ÖKÜZ ÖLDÜ, ORTAKLIK BOZULDU
İşte güneyimizde yaşananların özeti: Türkiye, Suriye’deki gerçekliğin ve olması gereken toprak bütünlüğü olgusunun arkasında, çelikten bir kale gibi durdu. Suriye PKK’sının kulağını diktiği ABD ve İsrail’den ‘destek açıklamaları’ gelmedi.
Kandil’deki terör baronları ve Mazlum Abdi isimli piyonun çektiği son blöfler de işe yaramadı. Sonuçta, laftan değil dayaktan anlayan terörist bozuntularına gereken cevap sahada verildi.
YPG/SDG üzerinden kurgulanan kâğıttan kale, Suriye ordusunun 48 saati bulmayan hafif bir taarruzuyla darmadağın oldu.
Oysa Mehmetçik henüz sahaya inmedi. O çok güvendikleri İsrail adlı terör örgütü de yardımlarına koşmaya cesaret edemedi. Biliyor ki, Suriye coğrafyası artık sahipsiz değil. Öyle elini kolunu sallayarak girip çıkamaz.
Evet, 4 günlük bir aman daha verildi; fakat ahlâkı ve namusu olmayan bu terörist artıklarına kimsenin güvendiği filan yok. Yani verdikleri sözü tutacakları beklenmiyor. Sadece kafasına demir yumruğu indirmemek adına, son fırsatı yakalaması umuluyor.
Özetin de özetini yapalım, isterseniz…
ABD ve diğer Batılı çakalların, PKK ve müzahir çevrelerle yürüyeceği yol buraya kadardı. Öküz öldü, ortaklık bozuldu. Sadece burunlarını değil, makatlarını da sildikleri kirli peçeteleri çöpe atma vakti geldi.
Sifonu da ABD Başkanı Trump’ın Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, “Sizinle birlikte DEAŞ’a karşı verdiğimiz mücadele buraya kadardı…” mealindeki sözleri çekti.
Tıpkı Henry Kissinger’in, yarım asır önce Molla Mustafa Barzani’ye söylediği gibi: “Gizli örgüt çalışmaları, hayır-hasenat işleri değildir.”
Prof. Dr. Hikmet Kırık’ın, ‘Gizemli Tarih’ belgeselinin sonunda dillendirdiği replikten esinlenerek diyelim:
Tüm sorular cevabını buldu; fakat geride iki soru kaldı:
Bir: Hani elinizin altında 100 bin kişilik bir Teröristan ordusu vardı? Nereye uçtu bu ordu ki, 48 saatte darmadağın oldunuz?
İki: ABD’nin resmi ağızlardan üfürdüğü, 60 bin TIR dolusu silah ve mühimmat nereye gitti? Öyle ya; onca silah, gizli saklı usullerle kısa bir zaman içinde Suriye’den kaçırılamaz. Oradaki ABD üslerine de sığmaz.
Hadi bakalım, cevap verin bu iki ağır soruya…
