“İnsan, dünyanın ikram ettiklerinden yalnızca kendine lazım olan kadar almalı.”

Bu sözle bir dizide karşılaştığımda çok etkilenmiştim; o günden bu yana radyo yayınlarımda da sık sık tekrar ederim. Ama çok çeşitli bir dünyada yaşayınca, çoğu zaman sadece duyup beğenmekle yetiniyor, onu yaşama dökmekte zorlanıyoruz.

Düşünsene, sadece bir diş macunu seçmek için bile ne kadar vakit ve zihinsel güç harcıyoruz… Vitrinler dolup taşıyor, seçenekler çoğaldıkça karar vermek daha da zorlaşıyor. Küçük görünen bu durum bile aslında büyük bir sorunun işareti gibi: fazlalık içinde kaybolmak.

Belki de bu yüzden artık hiç kimse kimseyi kendine denk görmüyor; hiçbir işi, hiçbir hayatı kendine layık bulmuyor. İnsanlar sürekli bir arayış içinde ama aynı zamanda derin bir mutsuzluğun içinde sürüklenip gidiyor. Çünkü artık mesele neyi bilmediğimiz değil; bildiklerimizi hayata geçirememek.

Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz ama o “doğru” hayatı yaşayabilecek şartları bulamıyoruz. Hayat biraz da canımız Canan Karatay’ın (Allah uzun ömür versin) sık sık dikkat çektiği çelişkiler gibi: “Yeşillik ye” ama içinde tarım zehiri olabilir! “Yüzmek en sağlıklı spor” ama havuz klorsuz, deniz de temiz olsun…

Hep duyardık ya: “Güneş giren eve doktor girmez.” Ama artık biliyoruz ki güneşin camdan süzülmesi yetmiyor; gerçekten tenimize değmesi gerekiyor ki vitamin D alabilelim. Yani bildiğimiz pek çok şey bile, yaşadığımız dünyada tam karşılığını bulamıyor.

Sadece sağlıkta değil, insan ilişkilerinde de aynı çelişkiler var. “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” derler; fakat bir insan sürekli elinin altındaysa bu kez de değeri kayboluyor.

Sevdiğimiz insanın özgür olmasını istiyoruz; fakat gerçekten bağımsız olduğunda bu kez sevgisi de bağlılığı da eksik görünmeye başlıyor. İnsan ise kendi içindeki boşlukla yüzleşmek yerine, yine karşısındakinden bir arıza çıkarmayı seçiyor.

Çağımızın insanı tam da bu çelişkilerin arasında yaşamaya çalışıyor. Her şeyi biliyoruz, her şeye erişiyoruz ama hiçbir şeyin içinde tam anlamıyla huzur bulamıyoruz. İmkansıza aşık olmuş bedenlerimizle bir yerlerde mutluluk arıyoruz; ama nafile… İnsan sanki her taşın altında mutsuzluk arıyor. Belki de bilinmeyen bir yerde, güzel olan her şeyi negatife çevirmeyi başaran bir güçle mücadele etmeye çalışıyoruz.

Ben de öyleyim… Yanlışlıkla bir sümüklü böceği ezip geçsem günün yarısı üzülür; diğer yarısında ise “Belki daha güzel bir aleme kavuşmuştur” diye düşünüp kendimi avutmaya çalışırım.

Belki de huzur, elimizdekine, hayatımızdakine ve gönlümüzdekine şükretmeyi öğrendiğimiz gün pencereye gelip sessizce göz kırpacak; biz de ilk kez onu içeri davet edeceğiz. Ve o gün, aradığımız her şeyin aslında zaten orada olduğunu anlayacağız.

Mayıs 2026

Londra

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti