İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa politikasında dikkat çekici değişim sinyalleri Başbakan Andy Burnham’dan geliyor.
Burnham, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na giderken gazetecilere yaptığı açıklamada, İşçi Partisi’nin bir sonraki genel seçim manifestosunda AB’ye yeniden katılma sözü verip vermeyeceğine ilişkin soruyu kesin biçimde reddetmedi.
Başbakan, yeniden üyelik konusunun “başka bir günün meselesi” olduğunu söylerken, hükümetinin bugünkü önceliğinin AB ile ilişkileri ekonomik sonuç üretecek şekilde geliştirmek olduğunu belirtti. Bu yaklaşım, Burnham’ın selefi Keir Starmer dönemindeki AB’ye, Tek Pazar’a ve Gümrük Birliği’ne geri dönülmeyeceğini öngören “kırmızı çizgilerden” en azından siyasi söylem bakımından farklılaşıyor.
Burnham, kısa vadeli hedefini şöyle ortaya koydu: Keir Starmer döneminde Brüksel ile yeniden kurulan ilişkileri devam ettirmek ve bunları İngiliz ekonomisine doğrudan katkı sağlayacak anlaşmalara dönüştürmek.
Başbakan özellikle yıl sonuna doğru gerçekleştirilmesi hedeflenen yeni İngiltere-AB zirvesine dikkat çekiyor.

KINNOCK: BİR SONRAKİ MANİFESTODA AB ÜYELİĞİ OLMALI
İşçi Partisi içinden Burnham üzerindeki baskının en güçlü isimlerinden biri ise partinin eski lideri Lord Neil Kinnock.
Kinnock, Brexit’i İngiltere açısından ekonomik, siyasi ve toplumsal sonuçları olan ciddi bir hata olarak değerlendiriyor ve Burnham yönetiminin Starmer döneminden kalan “kırmızı çizgilere” bağlı kalmaması gerektiğini savunuyor.
Eski İşçi Partisi lideri, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılmasını ülkenin geleceği açısından gerekli gördüğünü belirterek, üyeliğe dönüş yolunun bir sonraki İşçi Partisi seçim manifestosunda açık biçimde yer alması gerektiğini söylüyor. Kinnock daha önce AB’ye dönüşü “yapılacak tek vatansever şey” olarak nitelendirmişti.
Bu çağrı, İşçi Partisi içerisindeki tartışmanın yalnızca Brüksel ile daha yakın ticari ilişkiler kurulmasıyla sınırlı olmadığını gösteriyor.
TONY BLAIR INSTITUTE: 10 YIL İÇİNDE AB’YE DÖNÜŞ
Tartışmayı daha ileri taşıyan son çıkış ise eski Başbakan Tony Blair’in başkanlığını yaptığı Tony Blair Institute for Global Change tarafından geldi.
Enstitünün 24 Eylül’de yayımladığı “Beyond Leave and Remain: A Path to Rejoining a Reformed Europe” başlıklı rapor, İngiltere için açık bir uzun vadeli hedef öneriyor:
Önümüzdeki 10 yıl içinde önemli ölçüde reformdan geçirilmiş bir Avrupa Birliği’ne yeniden katılmak.
Rapora göre bu hedef, hükümetin önümüzdeki on yıllık stratejisinin temel unsurlarından biri haline getirilmeli. Ancak öneri, İngiltere’nin 2016 öncesindeki üyelik modeline aynen geri dönmesini savunmuyor.
Blair, raporun önsözünde 2016’nın siyasi koşullarıyla 2026’nın jeopolitik gerçeklerinin aynı olmadığını vurguluyor. İngiltere’nin Avrupa politikasının “Brexit’i tersine çevirmek” tartışmasına sıkıştırılmaması, bunun yerine ülkenin bugünkü ulusal çıkarlarına uygun yeni bir Avrupa ilişkisi kurulması gerektiğini savunuyor.

“AVRUPA’YA SANTİM SANTİM YAKLAŞMANIN ANLAMI YOK”
Blair’in yaklaşımındaki en dikkat çekici unsurlardan biri, İngiliz kamuoyunun tepkisine göre küçük adımlarla ilerleme politikasına yönelik eleştirisi.
Eski Başbakan, hükümetin kamuoyunun ne kadarını kabul edebileceğini ölçerek Avrupa’ya aşamalı biçimde yaklaşmasının yeterli olmayacağını savunuyor. Bunun yerine İngiltere’nin, şartların uygun hale gelmesi durumunda AB ile yeniden resmî bir ilişki ve nihayetinde üyelik istediğini açıkça ortaya koyması gerektiğini belirtiyor.
Blair ayrıca AB’nin geleceğinin de bugünkü yapısıyla sınırlı kalmaması gerektiği görüşünde.
Raporda Avrupa’nın rekabet gücü, savunma, teknoloji, enerji güvenliği ve karar alma mekanizmalarında reform yapması gerektiği belirtiliyor. İngiltere’nin de dışarıdan beklemek yerine bu yeni Avrupa mimarisinin şekillenmesine katkıda bulunması öneriliyor.
İLK SINAV: “MADE IN EUROPE”
Ancak Londra ile Brüksel arasındaki yakınlaşmanın önünde şimdiden ciddi sorunlar bulunuyor.
Bunların başında AB’nin “Made in Europe” yaklaşımı geliyor. Industrial Accelerator Act kapsamında geliştirilen politika, Avrupa sanayisini özellikle Çin kaynaklı rekabete karşı korumayı ve Avrupa üretimini kamu alımları ile teşviklerde öne çıkarmayı amaçlıyor.
İngiliz hükümeti ise AB üretim zincirleriyle son derece iç içe olan İngiliz otomotiv ve diğer imalat sektörlerinin sistem dışında bırakılmasının İngiltere'ye zarar verebileceğini savunuyor. Burnham, İngiltere’nin AB’nin rakibi değil, “güvenilir ortağı” olarak değerlendirilmesini istiyor.
Anlaşmazlık nedeniyle yeni İngiltere-AB zirvesinin takvimi de gecikmiş durumda. Taraflar ayrıca gençlik hareketliliği, AB öğrencilerinin İngiltere’de ödeyeceği üniversite ücretleri ve Brexit sonrası ticaret düzenlemeleri üzerinde görüş ayrılıklarını sürdürüyor.
İŞÇİ PARTİSİ'NİN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK SORU
Ortaya çıkan tablo, İşçi Partisi hükümetinin bugün itibarıyla “AB’ye geri dönüş” politikası benimsediği anlamına gelmiyor. Downing Street’in mevcut çizgisi hâlâ Brexit sonrası ilişkilerin geliştirilmesi ve ekonomik işbirliğinin derinleştirilmesi üzerine kurulu.
Ancak siyasi söylem belirgin biçimde değişiyor.
Starmer döneminde üyelik tartışmasını kapatan kırmızı çizgiler bulunurken, Burnham gelecek seçim manifestosunda yeniden üyelik ihtimalini kesin biçimde dışlamıyor. Lord Kinnock üyeliğin açıkça manifestoya konulmasını istiyor. Tony Blair Institute ise bunun için somut bir takvim ortaya koyarak “10 yıl içinde reform edilmiş AB’ye dönüş” hedefini öneriyor.
Dolayısıyla İşçi Partisi’nin sonbahar konferansı dönemine girilirken tartışmanın yönü değişmiş durumda: Mesele artık yalnızca Brexit sonrası AB ile ilişkilerin nasıl onarılacağı değil; İngiltere’nin uzun vadede yeniden Avrupa Birliği’nin içinde yer alıp almayacağı.
Bu tartışmanın hükümet politikasına dönüşüp dönüşmeyeceği ise İşçi Partisi’nin bir sonraki seçim manifestosuna kadar verilecek en önemli siyasi mücadelelerden biri olmaya aday.







