Küreselleşme yerini küresizleşmeye bırakıyor. Uzmanlar, tarihi bir kırılmanın yaşandığına dikkat çekiyor. Öyle ki son kırk yıldır insanlığa oldukça iyi hizmet etmiş olan dünya düzeninin sütunları, gök gürültüsünü andıran bir şekilde birer birer çöküyor. İnsanlık, bunların yerine nelerin geçeceğini ise şimdilik sadece tahmin edebiliyor…
Yukarıdaki ifadelerin bir bölümü eski Avrupa Komisyonu başkan yardımcısı ve GroenLinks/PvdA partisi lideri Frans Timmermans’a ait. Timmermans, Hollanda ve Avrupa siyasetinde derin bir tecrübeye sahip bir isim. Geçtiğimiz günlerde “Diplomasi sanatı” üzerine kaleme aldığı bir yorumda, aktüel gelişmelerle ilgili değerlendirmelerini paylaştı. Timmermans’ın söz konusu yorumundaki bazı tespitlerini siz değerli okuyucularımla kısaca paylaşmak istiyorum.

Timmermans, Avrupa ile Çin arasındaki ilişkiler hakkındaki düşüncelerini şu şekilde açıklıyor:
“Avrupa ile Çin arasında şu anda özellikle iki konu gerilime yol açıyor: Çin’in Rusya’ya verdiği destek ve Avrupa otomotiv endüstrisinin varlığını tehdit eden Çin otomotiv sektörünün eşi görülmemiş başarısı. Her iki konu da, Çin’in çıkarlarını yok saymadan Avrupa’nın çıkarlarını güvence altına alabilecek stratejik bir yaklaşım gerektiriyor.”

Çin’in Rusya’ya verdiği desteği ise Timmermans şöyle değerlendiriyor:
“Çin’in Rusya’ya verdiği destek dostluktan doğmuş değildir. Destek, stratejik bir nitelik taşır ve kısa vadede köklü biçimde değişmesi beklenmemelidir. Geçmişte Rusya tarafından sık sık aşağılanan Çin, küçük adımlarla Rusya’yı bir tür uydu devletine dönüştürmek için sabırlı davranmaktadır. Ayrıca Çin, Sovyetler Birliği’nin ve komünist sistemin çöküşü konusunda Rusya ile ortak bir büyük travmayı paylaşıyor. Diğer taraftan Çin Komünist Partisi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin aksine kendini sürekli yenilemiş ve bugün fiilen yönetici burjuvazinin bir kalesi haline gelmiştir.”

Timmermans, günümüzde uluslararası teşekküllerin fonksiyonlarını kaybetmesinde Çin ve Amerika’nın tutumlarında yöntem farkı olduğunu da vurguluyor ve şu yorumu yapıyor:
“Xi’nin Çin’i, Trump’ın Amerika’sından farklı olarak mevcut uluslararası yapıları yıkmayı değil, ‘barışçıl iş birliği’ söylemi altında bu yapıları giderek daha fazla devralmayı ve hâkimiyet kurmayı hedeflemektedir. Bu yüzden Avrupa’nın uluslararası örgütler ve anlaşmalar sistemini korumak, güçlendirmek ve yenilemek için daha fazla siyasi ve özellikle mali sermaye yatırması kendi çıkarınadır. Ne yazık ki Avrupa ülkeleri şu anda tam tersini yapmaktadır.”

Avrupa’nın bu gelişmeler karşısında bir dizi varoluşsal önlem almasını teklif eden Timmermans’ın önerileri ise şu şekilde:
“Avrupa, uygulanan ve ortaya atılan kalıbı kırmak için varoluşsal adımlar atmak durumundadır. Bu adımların başında öncelikle kendi gücünü artırması gelmektedir. Ayrıca Güney ve Doğu’daki büyük, orta ve özellikle yükselen ülkelerle yeni ağlar kurması gerekir. Hem ABD hem de Çin ile gerçekçi bir siyasete dayalı ilişkiler geliştirmek bu sürecin temel unsurlarıdır. Avrupa’nın etkili olabilmesi için sermaye birliği, sürdürülebilir enerji birliği ve batarya teknolojilerine yatırım yapması gerekmektedir.”

Sosyal demokrat Timmermans’ı, geçen yıl yapılan seçimlerde lideri olduğu GroenLinks/PvdA partisinin hezimete uğramasının ardından istifa eden bir siyasetçi olarak hatırlıyoruz. Ayrıca seçim sürecinde VVD lideri Dilan Yeşilgöz ile birlikte, Türkiye’nin Hollanda siyasetine müdahale etmemesi gerektiğini ve böyle bir durumda VVD ile ortak hareket etmeye hazır olduklarını ifade etmesi de hafızalardadır.

Timmermans’ın aktüel gelişmelerle ilgili yorumunda anti-Amerikancı bir tonun öne çıktığı açıkça görülürken, partisinin Hollanda’da kurulan yeni hükümet programına, ki programda VVD ağırlığı görülmektedir, beklenen ölçüde güçlü bir eleştiri yöneltmemesi de dikkat çeken bir başka husustur.
Evet, değerli okuyucularım, küresel dengelerin hızla değiştiği bir dönemdeyiz. Bu süreçte, diplomasi sanatı yalnızca güçler arasındaki rekabeti okumayı değil, aynı zamanda ilkesel tutarlılığı ve gerçekçi stratejileri birlikte yürütebilmeyi de zorunlu kılmaktadır.
Veyis Güngör
13 Şubat 2026
