Çağımızın insanı, tabiattan ayrı düştü. Düşürüldü. Kendini tabiattan soyutlamaya özendirildi. Oysa insanın, tabiatı gereği, doğayla ilişkisini kesmemesi gerekiyor. Ancak, günümüz insanı, maalesef, tabiat ve içindekileri kontrol altına alması teşviki ile tabiat ve insan arasına yerleştirilen engeller ikileminde kalıyor. Bu ikilem, insanı kendisinden ve tabiattan uzaklaştırıyor.

Tarım alanında, dünya çapında önemli bir yere sahip olan Hollanda’nın, Wageningen Tarım Üniversitesi öğretim üyelerinden Bram Büscher, konuyla ilgili haftalık Vrij Nederland Dergisi’ne ilginç bir söyleşi verdi. “Tabiat ile insan arasındaki engelleri kaldırmalıyız” diyen genç akademisyen Büscher’in söyleşisi, “İnsan, tabiatla ilişki terapisine muhtaçtır” başlığı ile verildi. Gelişim sosyoloğu Büscher, siyaset, insanlar ve tabiat arasındaki ilişkiler başta olmak üzere, siyasi ekoloji üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınıyor.

Vrij Nederland’dan Janneke Juffermans’ın kaleme aldığı genç profesörün ilginç yorumlarından bazılarını siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

“Kapitalizm, tabiat için bir sorun oluşturuyor” cümlesiyle açıklamalarına başlayan genç bilim insanı Büscher, insanlarla tabiat arasına tel örgülerle engeller konulduğunu, kapitalizmin on dokuzuncu yüzyıldan itibaren, piyasa ekonomisi çerçevesinde geliştirdiği özel mülkiyet ile, size ait olanla tabiatın geri kalan bölümünün korunması düşüncesini uyguladığını belirtiyor. Büscher’e göre kapitalizm bu haliyle, tabiatın insandan ayrı bir şey olduğu tezini savunuyor.

Özel mülkiyetin insanlık tarihinin eski dönemlerinde de olduğunu söyleyen Büscher, o zaman mülkiyetin muazzam bir sorumluluğunun olduğunu, ve bu sorumluluğun derin bir aidiyet ile baş başa gittiğini belirtiyor. Oysa, kapitalizm döneminde, insan ve tabiat arasındaki ayırım artarak büyüdü. Bu ayırım, insanı tabiattan kopardı. İnsan, kendini tabiatın dışına yerleştirdi. Büscher’e göre, insan hem tabiattan hem kendinden uzaklaştı.

“Bir taraftan insan kendisini tabiatın hükümdarı, diğer taraftan tabiatın kurtarıcısı olarak görmeye başladı” diyen Büscher, insanın bu haliyle, tabiatı insanlardan korumak ile tabiatı yok etmek paradoksu içine düştüğüne dikkat çekiyor. Büscher’e göre İnsan, kendini topraktan, tabiattan farklı görmeye başladı. İnsan, kendisinin de doğal bir varlık olduğunu unuttu.

Tabiatla yeniden bir ilişki, yeniden bir terapi içine girmemiz gerektiğini öneren Büscher, “bu konuda toprakla, tabiatla iç içe yaşayan topluluklardan çok şey öğrenebiliriz” diyor.

Örneğin, Güney Afrika'nın kuzeyindeki Mapungbubwe parkında yaşayan aileler üzerine bir araştırma yürüttüklerini söyleyen Büscher, zengin bir kültüre sahip olan bu insanlarla tabiat arasında engeller olmadığına ve çitler çekilmediğine dikkat çekiyor. Büscher, İnsanların keçiler, aslanlar ve fillerle aynı alanda yaşadıklarını, arazileri tarım için kullandıklarını belirtiyor.

Bu açıklamalardan, eski çağlardaki yaşama geri dönmek ya da eski hayatı idealize etmek gibi bir yorum çıkmamasını isteyen Büscher, “bu fikirleri yadırgamamakla birlikte, içinde yaşadığımız dünya ve sosyal değişimleri yok sayamayız” diyor.
‘Peki ne yapmalıyız’ sorusuna Büscher şu cevabı veriyor: “Dünyamızdaki, çevremizdeki diğer mahlukatla daha iyi yaşamaya çalışmalıyız. Tabiatla ve içindekilerle birlikte yaşamayı yeniden denemeliyiz. Bu noktada yerel halklardan çok şey öğrenebiliriz. Bununla birlikte ekonomik büyümeyi durdurmalıyız ki, sorunun köküne inebilelim. Tabiatı koruma kuruluşları, büyüme odaklı şirketler ve hükümetlerle birlikte çalışma yerine, çitlerin ötesine bakmaya karar verebilirler”.

Adını, “COVID-19 sonrası dönemde uygulanacak yeni bir kalkınma modeli için beş temel politika” bildirisinden hatırladığımız akademisyen Bram Büscher’in, tabiat ve insan ilişkileri hakkındaki bazı görüşleri bu şekilde. Büscher, modern insanın temel sorunlarından birisine dikkat çekerek, insanın tabiatla ilişkisinin değiştiğini, insanın kendisini tabiatın dışına çıkardığını, özel mülkiyet düşüncesiyle tabiatı kendi malı yaparak, alıp satmaya yöneldiğini, bu şekilde de insanın kendine ve doğaya yabancılaştığını savunuyor.
İnsan bu, beşer, şaşar ve unutur elbette…


Veyis Güngör
24 Haziran 2023