Ürdün Kralı II. Abdullah, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın önemli bölümünü İsrail’in Gazze, Batı Şeria ve Suriye’de izlediği politikalara ayırdı.

22 Eylül Salı günü Genel Kurul’a hitap eden Abdullah, Filistin-İsrail meselesinin onlarca yıldır çözümsüz bırakıldığını, uluslararası toplumun sorunu çözmek yerine “yönetmeyi” tercih ettiğini savundu.

Kral Abdullah’a göre, İsrail’in sahadaki uygulamalarının uzun süre “geçici” olarak görülmesi kalıcı bir gerçeklik yarattı. Ürdün Kralı, bu süreci “Geçici olan kalıcı hale geldi, kalıcı olan da politikaya dönüştü” sözleriyle özetledi.

“Amaç Filistinlilerin varlığını silmek”

Gazze’deki gelişmelere değinen Abdullah, İsrail hükümetinin saldırılarını ve sivil altyapının tahribini sürdürdüğünü, Filistinlileri Gazze’nin giderek daralan bir bölümüne sıkıştırdığını söyledi.

Bunların artık “geçici askerî tedbirler” veya savaşın doğal sonucu olarak açıklanamayacağını savunan Abdullah, Gazze’de Filistin yaşamını ortadan kaldırmaya ve yeni bir bölgesel gerçeklik oluşturmaya yönelik bir girişim bulunduğunu ileri sürdü.

Ürdün Kralı, dünyanın dikkati Gazze üzerindeyken Batı Şeria’da da son derece tehlikeli bir dönüşüm yaşandığını söyledi.

Yerleşimci şiddeti, topraklara el konulması, yerleşimlerin genişletilmesi ve Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerden çıkarılmasını sıralayan Abdullah, yaşananları yalnızca yeni bir “gerilim dalgası” olarak değerlendirmenin yanlış olacağını belirtti.

Kral, Filistinlilerin evlerinin yasadışı yerleşimleri genişletmek amacıyla yıkılmasını “zorla yerinden etme”, işgal altındaki topraklara el konulmasını ise “fiilî ilhak” olarak tanımladı. Batı Şeria’da yaşananların birbirinden bağımsız olaylar olmadığını savunan Abdullah, bunları Filistinlileri topraklarından çıkarmaya zorlayan tek bir politikanın parçaları olarak nitelendirdi.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

“Gazze ve Batı Şeria aynı stratejinin iki cephesi”

Kral Abdullah konuşmasının en sert bölümlerinden birinde Gazze ile Batı Şeria’nın birbirinden ayrı değerlendirilmesine karşı çıktı.

Ürdün Kralı’na göre Gazze’de yıkım, Batı Şeria’da ise fiilî ilhak yoluyla sahadaki gerçeklik değiştiriliyor. Abdullah, bunun ortak hedefinin yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulmasını imkânsız hale getirmek olduğunu savundu.

İsrail hükümetinin Filistin devletine karşı tutumunun geçici bir siyasi pozisyon olmadığını söyleyen Abdullah, yerleşimlerin genişletilmesi ve topraklara el konulmasıyla bu politikanın sahada kalıcılaştırıldığını belirtti.

“İsrail’e gelince kararlar kâğıt üzerinde kalıyor”

Kral Abdullah, uluslararası toplumun İsrail karşısındaki tutumunu da sert sözlerle eleştirdi.

Uluslararası toplumun elinde yaptırım, mal varlıklarının dondurulması, ambargo ve diplomatik izolasyon gibi araçların bulunduğunu ve bunların başka ülkelere karşı kullanıldığını hatırlatan Abdullah, İsrail konusunda ise uluslararası kararların uygulamaya geçirilmediğini savundu.

Bu durumun İsrail hükümetinde “cezasızlık” duygusunu güçlendirdiğini ileri sürdü.

“İsrail’in yayılma iştahı artık bölgesel tehdit”

Konuşmanın bölge açısından en dikkat çekici bölümü ise Abdullah’ın İsrail politikasının artık yalnızca Filistin topraklarıyla sınırlı olmadığı yönündeki uyarısı oldu.

Ürdün Kralı şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu Meclis’te hiç kimse, emellerinin Filistin’de duracağını varsaymamalı. Bu İsrail hükümetinin yayılmacı iştahı artık bölgesel bir tehdittir.”

Abdullah bu noktada özellikle Suriye’yi işaret etti.

İsrail’in tekrarlanan askerî müdahalelerinin, “adım adım ilerleyen toprak genişlemesinin” ve hayati su kaynaklarının çevresi de dahil olmak üzere sahada yeni fiilî durumlar oluşturulmasının uluslararası toplum açısından bir uyarı olması gerektiğini söyledi.

“İsrail ne kadar ileri gidebileceğini sınıyor”

Kral Abdullah, İsrail’in bu politikasını rastlantısal gelişmeler olarak değil, hesaplanmış bir süreç olarak değerlendirdi.

Abdullah’a göre İsrail, attığı her yeni adımla uluslararası toplumun tepkisini ölçüyor:

“Hesaplanmış adımlarla İsrail ne kadar ileri gidebileceğini sınıyor. Uluslararası toplum her başka tarafa baktığında, İsrail sınır çizgilerini ve hukuki sınırları aşarak daha da ileri gidebileceğini öğreniyor.”

Bu sözlerin ardından Abdullah, Suriye’nin güneyindeki gelişmelerin doğrudan Ürdün’ün ulusal güvenliğiyle bağlantılı olduğunu vurguladı.

Ürdün’den sınır ve su güvenliği konusunda kırmızı çizgi

İsrail’in Suriye’deki faaliyetlerinin özellikle Ürdün’ün kuzey sınırı ve su kaynakları açısından taşıdığı riske dikkat çeken Kral Abdullah, Amman yönetiminin bu konuda tutumunun açık olduğunu söyledi.

Ürdün Kralı, “Kuzey sınırımıza veya su güvenliğimize yönelik herhangi bir tehdit, ulusal güvenliğimize yönelik tehdittir” diyerek ülkesinin güvenliğini, suyunu ve halkının çıkarlarını koruyacağını belirtti.

Abdullah daha sonra uluslararası topluma doğrudan şu soruyu yöneltti:

“İsrail Güney Suriye’deki hasmane yaklaşımını sürdürürse, uluslararası toplum kenarda durup bunun gerçekleşmesine izin mi verecek?”

“Askerî güç anlamlı çözümler getiremez”

Ürdün Kralı konuşmasının sonunda ülkesinin Filistinlilere desteğini sürdüreceğini, UNRWA’ya destek vermeye devam edeceğini ve Kudüs’teki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekânlarının tarihî ve hukuki statüsünü korumaya yönelik Haşimi vesayetini sürdüreceğini açıkladı.

Abdullah, Ürdün’ün diplomasiyi tercih etmesinin “zayıflık” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de vurguladı.

Gazze’den Sudan’a ve Ukrayna’ya kadar savaş ve yerinden edilmenin yaşandığı bölgeleri hatırlatan Kral Abdullah, uluslararası hukukun dünyanın dikkatinin hangi krize yöneldiğine bağlı olarak uygulanamayacağını belirterek, “Askerî güç anlamlı çözümler getiremez” dedi.

Ürdün Kralı’nın BM kürsüsünden verdiği temel mesaj ise İsrail-Filistin çatışmasının artık yalnızca Filistin toprakları bağlamında değerlendirilmemesi gerektiğiydi. Abdullah, İsrail hükümetinin Suriye’deki askerî faaliyetleri ve toprak üzerindeki fiilî durum yaratma girişimlerinin Ürdün dahil komşu ülkelerin güvenliğini doğrudan ilgilendiren bölgesel bir meseleye dönüştüğünü savundu.