Başkanlık/yarı Başkanlık rejimlerine karşı olduğumu yazdıklarımı zerre kadar okuyanlar bilir. Hele hele hem yasamaya hem yürütmeye aynı anda hükmedecek “partili cumhurbaşkanı” formülünü benimsemem hiç mümkün değil.

   Ancak cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin referandum ile karara bağlanmasının ardından; ortaya çıkacak kaosa 2007’den beri fırsat doğdukça parmak basıyorum.

   “Parlamenter demokrasi” ile “seçilmiş cumhurbaşkanı” kavramları bir arada yaşayamaz!

                                                                                        ***

   Parlamenter demokrasi üzerine inşa edilmiş Anayasamıza ve ilgili kanunlara göre yürütmenin başı başbakandır!

   Genel teamüle göre Başbakan; çoğunluğu tek başına temin etmiş veya koalisyonda görev alan partilerden en fazla oya sahip partinin başkanı olur.

   Cumhurbaşkanı’nın görevi ise Anayasa’da şöyle tarif edilir:

   “Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

    Bugün itibari ile Meclis tarafından seçilen Cumhurbaşkanı’nın yürütme ile doğrudan hiçbir ilgisi yoktur. Devletin başı olarak devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetir.

                                                                                         ***

   2014’de seçimle ilk cumhurbaşkanını seçtiğimiz andan itibaren ortaya şöyle bir ikilem çıkacak:

1) Genel seçimler partilerin milletvekili sayısını tayin eder. Başbakan milletvekili sayısının dağılımına göre Cumhurabaşkanı tarafından tayin edilir, TBMM’den güvenoyu alır.

Başbakan’ın en üstün irade olan halk tarafından seçilmesi söz konusu değildir. Halkın vekil tayin ettiği kişiler tarafından güvenoyuna mazhar olur. Siyaseten en güçlü yönü TBMM’de en fazla sandalyeye sahip partinin genel başkanı oluşudur. Bu özelliğini kaybettiği anda Başbakanlığı da sona erer. Örneğin eski Başbakanlardan Yıldırım Akbulut ANAP Genel Kurulu’nda parti liderliğini Mesut Yılmaz’a kaptırdığı gün Başbakanlığı da terk etmek zorunda kalmıştır.

                                                                                         ***

2) 2014’de seçilecek cumhurbaşkanı ise en üstün irade olan halk tarafından bizzat seçilecektir. Ayrıca, ama ilk turda ama ikinci turda halkın %50’sinden fazlasının oyunu alacaktır. Bu görevi ancak şahsi istifa, ölüm veya ispatlanması nerede ise imkânsız vatana ihanet suçlaması ile bırakabilir. Açıkçası 2014’den itibaren cumhurbaşkanı başbakandan çok daha güçlü, çok daha meşru bir hale gelecektir.

                                                                                          ***      

“Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini tayin eden 104. maddede şöyle bir ibare var:

“Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulu’nu başkanlığı altında toplantıya çağırmak.”

Uzmanlara sordum. Eğer Cumhurbaşkanı “halk iradesini en güçlü temsil eden kişi (kurum değil) benim. Bundan böyle bütün Bakanlar Kurulu’na ben başkanlık edeceğim. Hali ile tüm Bakanlar Kurulu’nun gündemini ben belirleyeceğim” derse buna engel olacak hiçbir yaptırım yok!

                                                                                                ***

Seçilmiş cumhurbaşkanı atanmış Başbakan’dan hali ile daha güçlü olacak.

Ancak anayasanın diğer maddeleri, ilgili kanunlar, yönetmelikler vs. “parlamenter demokrasi”ye göre tasarlanmış. Çark parlamenter demokratik sistemin işlemesi uğruna dönüyor.

Başkanlık/yarı başkanlık sistemine sonuna dek karşı çıkalım. Başkanlık Türkiye’de sadece otokrat/diktatör lideri meşrulaştırır. En mülayim kişiyi bile seçildikten sonra en geç 6 ay içinde korkunç bir diktatör haline getirir. Bunun gerçekleşmemesi için her türlü kavgayı verelim.

Ancak “seçilmiş cumhurbaşkanı soslu parlamenter demokrasi”yi nasıl işleteceğimizi de oturup, düşünelim!

2007’de sırf bir inatlaşma sonucu ortaya çıkan “cumhurbaşkanını halk seçsin” sentezi ülkeyi yürütme (yönetim) açısından hızla bir kaosa sürükleyecektir.

Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında “kuvvetler zıtlaşması” kaçınılmaz hale gelecektir.

Böyle bir kaosu Türk usulü “kervan yolda düzülür” formülü bile nasıl çözer, benim aklım ermiyor!


(Yurt gazetesinden)