Postmodern darbe 28 Şubat'ın soruşturulmaya başlandığı günden bu yana, bazı köşe yazarlarınca dillendirilen bir öneri var: "Soruşturma sadece askerleri kapsamalı, sivillere uzanmamalı..." Mealen bu anlama gelecek öneriyi dile getirenler arasında, Hurriyet yazarı Taha Akyol da var.
Taha Akyol, yazılarını okuyan herkesin teslim edeceği üzere akil ve değerli bir kalem. Gelgelelim, bir meslektaşınızın düşüncelerini, düşüncelerini temellendirme, ifade etme biçimini saygı ve ilgiye değer bulmak başka; aşkla sevdiğiniz ülkenizdeki bir tarihi kırılma anı hakkında, doğru olduğuna inandığınız tezlerinizi ileri sürme ve not düşme ihtiyacı duymanız bambaşka şeyler...
Neden mi bu cümleleri kuruyorum? Çünkü, bundan 15 yıl önce bu ülkenin üstüne çöken ve çöreklenen 28 Şubat hakkında; bal gibi, gün gibi ortada olan gerçekler ve elbette bazı sorular var.
Onlar şunlar: 28 Şubat, tam da adıyla müsemma bir müdahale ve postmodern bir darbedir. Her postmodern olgu gibi, patchwork yapılanmasıyla Türkiye'de yapılmış olan soğuk savaş darbelerinden ayrılır. Medyanın, sermayenin, yargının, akademinin ve hatta -ne yazık- sivil toplum kuruluşlarının silahlı kuvvetlere verdiği katkı ve itici güçle gerçekleşmiştir ve bu darbe toplumun bazı kesimlerini mağdur etmemiştir, tamı tamına mağdur bir toplum yaratmıştır. Nokta.
1960 ve 80 darbeleri, "siyasetin ülkedeki mevcut kargaşa ortamına çözüm üretemediği" diskuruyla haklı değilse bile, en azından bahaneler üretme ihtiyacı duyarken, 28 Şubat darbecileri göstermelik bir gerekçeye bile ihtiyaç duymamış, bütün bir ülkenin bütün dindarlarını "iç düşman" haline getirerek bir cadı avı başlatmış, yüzbinlerce insanı mağdur etmiş, mağdur etmek ne demek bitirmiştir. Nokta.
Taha Akyol'un şahsına yönelik değil bu sorular elbette ama, "Soruşturma dar kapsamda tutulsun" diyenlerin genelinin açıklaması gereken şeyler var 28 Şubat'la ilgili:
Sözgelimi dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'nın 22 Aralık 1996'da Ertuğrul Özkök'e söylediği "bu kez silahsız kuvvetler halletsin" cümlesindeki "silahsız kuvvetler" kimlerdir ve neden soruşturma dışında tutulmaları gerekmektedir, birisi cevap verebilir mi acaba?
Ertuğrul Özkök'ün bu aralar "işsiz kalmaktan korkuyorum" dediği korkunun menşei, sakın "28 Şubat'ta yaptıklarının hesabını verme ihtimali" olmasın... Hem korkudan ayakları titreyip, hem de bundan 5, 6 yıl öncesine kadar bile "28 Şubat kararlarının arkasındayım" demek de neyin nesidir mesela?
Çok pardon ama, Türk-İş Genel Mali Sekreteri ve Demiryol-İş Sendikası Genel Başkanı Ergün Atalay, "28 Şubat'ta Türk-İş ile ilgili o yapının içinde olmamamız gerekiyordu" demişken, vaktiyle Genelkurmay'dan Atatürkçü Düşünce Derneği'ne para aktarıldığı kanıtlanmışken, sırf Türk İş ve ADD sivildir diye neden yargıdan muaf olsun ki?
Refah-Yol hükümeti döneminde Tansu Çiller'in başdanışmanı olan Hüseyin Kocabıyık, Star'ın dünkü nüshasında Fadime Özkan'a verdiği röportajda "devleti sömürerek beslenen sermaye gruplarının ve İstanbul medyasının Çiller düşmanlığı RP koalisyonuyla o kadar arttı ki, yıldırmak için doktorundan çalınan çıplak fotoğraflarla şantaj yaptılar" diyor, bunları kanıtlayacağını da söylüyor. Afedersiniz ama Tansu Çiller'in fotoğraflarını elden ele dolaştıran, Çiller'in siyasi rakibi olan Mesut Yılmaz'a dahi gösterebilecek denli hayasızlaşan anlı şanlı gazeteciler, şantaj yaptıkları için, ceza almasın mı? Bu mudur yani öneriniz?
Batı Çalışma Grubu'yla elele, kolkola; namaza, kutlu doğuma, başörtüsüne yönelik asparagas haberlerle kamuoyu oluşturmaya çalışan medyanın yok mudur 28 Şubat sürecine hiçbir katkısı yani? Uğur Dündar'ın çok yakın bir zamana kadar sürdürdüğü 28 Şubat haberciliği, tüylerinizi hiç mi diken diken etmedi?
Akademide bulunan ve çeşitli ünvanları alnının teriyle kazanabilecek durumdayken, sırf İmam Hatip kökenli olduğu için ya da eşi başörtülü olduğu için hakkı gaspedilen yüzlerce insanın kaybettiği zamanı kim telafi edecek sözgelimi? Merve Kavakçı'nın 28 Şubat'ı tüm görkemiyle sürüyorken, O'na bu muameleyi çekmeyi "istisnai bir hal" mi saymalıyız mesela? Brifingleri 8 dakika ayakta alkışlayan yargı mensupları, bugün ne yapmaktadırlar acaba, bilmek hakkımız değil mi?
28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle üniversiteden atılan ilk akademisyen olan Doç. Dr. Sevgi Kurtulmuş'a 'atılma' gerekçesi olarak "Sen başörtünle kızlara kötü örnek oluyorsun. Kızlar da senin gibi kariyer yapmak istiyor. Bu da bizi çok endişelendiriyor" cümlelerinin kurulmuş olması, kimsede bir rahatsızlık uyandırmıyor mu mesela?
Tamam, darbeleri savunmak bir ahlaki problemdir ama suç değildir, suç olan darbeye fiilen destek vermektir. Ancak bunca acı ortadayken, kimin ne gerekçeyle soruşturulacağına karar verme işini savcılara bırakmak daha güzel olmaz mı acaba?
(Yeni Şafak)