“Efendim, bu evetçilerin kesin bir kazanmasi değilmiş, toplumun en az yarısı kabul etmemiş, bu toplumsal uzlaşma metni değilmiş!”

Hesap da bilmiyorlar, "en az yarısı" derken nasıl bir hesap yaptıklarını anlamak mümkün değil?

Her neyse, onları kendi matematikleriyle baş başa bırakalım. Bu demokrasi oyununda kesin ve net olan bir şey var ki, ‘bir oy fazla alan kazanır’. İngiltere’de kendisini Avrupa Birliğinden dışarı çıkartan referandumu yüzde 51,8 oranda kabul etmişti. Acaba tekrar yapsak mı falan dediler, Kraliçe kızdı. Bu kararla AB’den kesin bir çıkış olacağını söyledi, konu kapandı.

Ben, benim referandum öncesi yazmak istemediğim ve şimdi de şekli tam olarak ortaya çıkan manzarayı yazayım müsaadenizle.

3 Kasım 2015 günü, yani 1 Kasım seçimlerinden hemen sonra, “Türkiye’nin Yeni Oluşacak İktidar Kadrosuna” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda Ak Parti için o seçimde alınan oyların en az yüzde 10-15’nin başka bir alternatif olmadığı için AK Parti’ye verildiğini belirtmiştim. 7 Haziran sonrası bu net olarak belliydi zaten.

Ve ayrıca AK Partili dostlarıma da sürekli söylediğim bir şey vardı, yüzde 50 oy, AK Parti’nin bu halde alıp alabileceği en yüksek oydur. Sıksanız, sıksanız bu kadar çıkardı.’

Sanırım bu referandum, o günkü manzarayı daha net ortaya koydu. Abartmaya gerek yok, çünkü toplum öyle.

Ha bu arada, AK Partili dostlar, sakın Devlet Bahçeli’ye kızmayın. Devlet Bey, vazifesini bihakkın yaptı. Şu an Türkiye yeni bir sisteme gidiyorsa bu Devlet Bey’in 11 Ekim 2016’daki konuşmasıyla olmuştur. Ve ayrıca 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım’a giden süreci de Devlet Bey oluşturmuştur. Ona kızarsanız ayıp edersiniz.  

AK Parti’nin tek başına anayasa değiştirmesi imkansızdı zaten. Bu durumu da o yazımdaAnayasa’ başlığıyla şöyle ifade etmiştim: Ben zannetmiyorum da değiştirebileceğinizi yine de yazayım dedim. Henüz gücünüz yetmez.

Gelelim bugüne. Düşüncelerimi maddeleyeyim;

  • Başkanlık sistemine temelde evet diyen birisiyim ama bu değişikliği seçimden iki hafta önce okuyunca ben de tereddüt ettim. Bazı maddeler Türkiye’nin mevcut şartları dikkate alınınca beni de korkuttu. Şımarık bir iktidar kadrosunun ülkeyi beş yılda faciaya götürebileceği ihtimalini gördüm.  Ama şu anki sonuçlar, mevcut iktidara da sonraki iktidarlara da bir mesaj niteliğinde oldu. Sarhoşluk oluşturmayacak bir başarı, zafer bile denemez. Olgunlaşması lazım. 
  • Ayrıca tereddüdüdüm bir sebebi de, PKK, Avrupa, Feto ne kadar Türkiye düşmanı varsa açık ve net hayır diyor, Türkiye’ye düşmanlık yapıyordu. Hollanda'da yaşanan hadise dünya diplomasi tarihinde bir ilk, adamlar bu rezaleti göze aldılar.  Onlar bu düşmanlıklarıyla evet cephesinin büyüyeceğini, safların sıklaşacağını hesap etmiş olamazlar mı? Yani bir güç ‘ters psikoloji’ yaparak evet bloğunu sıklaştırmaya mı çalıştı? Bu da beni tereddüde düşürmüştü.
  • Malum evetçilerin oy toplamı 1 Kasım düşünüldüğünde yüzde 10 erimiş gözüküyor. 7 Haziran’a yakın bir sonuç çıktı. Bu durum da benim 1 Kasım seçimlerimdeki tezimi güçlendiriyor ve medyada da tartışılan ‘bıçak sırtı’ meselesini doğruluyordu.
  • AK Parti’nin içindeki analistlere göre, muhafazakâr ve eğitimli kesim evet vermekte tereddüt etmiş. Benim sözüm değil bu, onların referandum öncesi tespitleriymiş. Eğer böyle tespit ettilerse, sanırım ben de o eğitimli kesime giriyorum çok şükür.:) Şaka bir yana, değişen maddeleri anlamak zordu, izahı daha da zordu. Ayıca biraz aceleye gelmiş gibiydi, hamdı. İki sene sonra bu hamlık olgunlaşınca yeniden değişikliğe gidilirse iyice karışır artık.

Bakınız; 2010 referandumu (O referandumda da aynı 'fetih' heyecanıyla evet diyerek yargıyı tümden Fetonun eline bırakmıştık. Nerdeyse vatan elden gidiyordu. O maddelerin önemli bir kısmı sonradan değiştirildi. Yani 2010 referandumunda halkın evet demesinin bir anlamı kalmamış oldu.)

  • Ben Türkiye’nin merhale merhale güzel günlere doğru gittiğine inananlardanım. Bu aşama da böyle geçilecek demek ki.   Halkın durumu, halkın temayülünü belirler ve neyi hak ediyorsak öyle yönetiliriz. Siyaset işin ‘gösteri kısmıdır’. ‘Gerçek’ arka planda çalışır, siyaset sadece konuşur.

Peki Bundan Sonra İktidar Nelere Dikkat Etmeli?

Şimdi malum bu anayasaya da değişen maddelerle iş bitmedi. Altta yüzlerce kanun binlerce tüzük maddesinin değiştirilmesi gerekiyor. Tüm kurumlar yeniden yapılanacak. Bundan sonrası için birkaç madde de ben yazayım. Her bir maddeye ayrı kitap yazılır da ben şimdilik maddeleri yazayım .

  • Bir kişiye bağlı değil, kolektif zekanın çalıştığı ve yönettiği bir sistem kurmalı. Çok önemli.
  • ‘Safları sıklaştırın’ stratejisindeki ayrımcı dil artık sıktı, bunalttı. Birleştirici olmalı.
  • Milleti irrite eden, medyada da zaman zaman boy gösteren aşırı fanatik, kontrolsüz ve kendilerini danışman olarak tanıtan nezaketsiz şımarık tiplere bir ayar verilmeli. Ciddi tiksinti oluşturuyorlar. (Tarife uymayanlar üzerine alınmasın lütfen, çok samimi, bilgili ve nazik danışmanlar tanıyorum.)
  • Yolsuzluk meseleleri, rüşvet şaibeleri kesinlikle araştırılmalı. Bu bir ur gibi, az bir şey de olsa müdahale edilmezse büyüyüp gider. Ciddiye alınacak söylentiler var.
  • Şuraya yazılabilecek bin tane madde sıralanabilir de en önemlisini yazayım, gerisini siz anlayın. Çocuklarımıza “Güzel Ahlak” verebileceğimiz bir eğitim politikası olmalı. Çok çok önemli.

Netice

Ne demiştim referandum öncesi yazımda; dünya üzerinde, 17 Nisan sabahı, kader nasıl tecelli ederse ona “evet” demekten başka çaresi olan var mı?

Şu an, kaderin bu tecellisinin hayırlı olduğunu bilip, gelecek nesillerin güzel ahlak üzere yetişmesi için çalışmaya devam.

Çünkü Türkiye için geri gidiş yok.