Nevâyî bizim... Bütün Türk Dünyası’nın ötesinde, bütün ilim ve kültür dünyasınındır. Nerede doğduğu, nerede yaşadığı, hangi kavme ait olduğu, medeniyet içinde, bir kıymet ifade etmiyor. Bizim hissetmek istediklerimizi ve bizim hissedebileceklerimizi yazmıştır.
Özbekistan sahip çıkar; çünkü Nevâyî’nin Çağatay bölgesi Özbekistan merkezlidir. Orta Asya’nın bütününe baktığınızda Doğu Türkistan, Özbekistan, Afganistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan “bir Türkistan”dır. Çağlar boyu böyledir. Dili itibarıyla bizim, sanatı itibarıyla medenî dünyanındır; özü itibarıyla bütün Türklerin ve mütemmim cüzlerinin yaşadığı ülkelerindir.
Navâyî, dili ve sanatını birleştirince, bizi medenî dünyaya yaklaştıran ve bizi “biz” yapan bir değer olarak karşımıza çıkıyor ve aks-ı sadâsı  “Türk”ün gittiği her yerde yankılanıyor.
“Turan”  derken yalnız bir coğrafyadan bahsedemeyiz. Fakültede, Genel Türk Tarihi dersi aldığım Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, “Ben Turancıyım.” derdi, “Turancı olmak, -Sovyetler Birliği haritasının özellikle güneydoğusunda elini gezdirerek- bu Türk ülkelerinin sınırlarını açarak bir bayrak altında toplamak değildir; her biri ayrı devlet olabilir.” derdi. Turan için esas olan dil ve kültür birliği... Rahmetli Hoca’nın da kastettiği buydu.
 

***
 

Navâyî’nin birkaçı hâriç bütün eserleri Türkiye’de yayınlanmıştır. Çok ilim adamı çalışmıştır. Hususiyetle, Agâh Sırrı Levend, Kemal Eraslan, Gönül Alpay-Tekin isimlerini burada zikretmeliyim. En son Gönül Alpay-Tekin’in  “Ali Şîr Nevâyî-Fehâd ü Şîrîn-İnceleme-Metin”  kitabının yeni baskısı (2013, 520 s.) TDK Yayınları arasında çıkmıştır.
Prof. Dr. Mustafa S. Kaçalin’in uzun yılların emeği  “Niyâzî-Nevâyî’nin Sözleri ve Çağatayca Tanıklar” (1490 s.) eserinden bahsediyordum.
Mustafa Kaçalin, eserini, kendisi üzerinde emeği olan Prof. Dr. Kemal Eraslan’a şu zarif cümlelerle ithaf etmiştir:
“Devlet-hane sarayından / Devlet-i Aliyye pây-ı tahtına / doğudan batıya bir ömürlük yolcuya / durgun akan Dicleli Kemal Eraslan hocama”
Eraslan Hocamızın, Nevâyî’nin yanı sıra Ahmed-i Yesevî’nin hikmetlerini ve  “Fakr-nâme”sini yayınladığını hatırlatayım. Kaçalin de, ithafında, hem Hoca’nın çalışma alanı Türklerin geldiği yere, hem Hoca’nın yetiştiği alana atıfta bulunuyor.
 (“Niyâzî-Nevâyî’nin Sözleri ve Çağatayca Tanıklar”) Osmanlı sahasında 1544’te yazılmıştır. Nevâyî’nin vefatından sadece 43 yıl sonra! Eserin çok yazması olduğuna göre, Nevâyî, şarktan garba Türklerin yaşadığı bütün alanlarda takip edilmekte ve tam anlaşılabilmesi için sözlükler el altında bulundurulmaktadır. Dolayısıyla Niyâzî’nin böyle bir sözlük hazırlamasının sebebi yalnız Nevâyî’ye duyulan hayranlık olamaz.
Yine yer bitti. Dün belirttiğim gibi, Mustafa Kaçalin’in söylediği iddia edilen sözü üzerine açıklamasını ancak yarın verebileceğim.