ULUDERE olayından sonra yaşananlar, Kürtlerin olaylara yaklaşımlarındaki, Türk-Kürt ilişkilerindeki ve genelde siyasi yaşamımızdaki çarpıklıkları ortaya çıkardı. Liberaller ve sola yakın duranlar kendilerinden beklenileni yaptılar, faturayı iktidara kesme yarışını başlattılar. Böylesi olaylardan sonra Türk tarafı daima mazoşist bir suçluluk kompleksine girer. Tarihin ağır yükünü omuzlarına alan bu suçluluk kompleksli Türk tarafı, o muazzam yükün altında iyice ezilir ve mantıki düşünme yolları iyice kapanır. Böylesine vahim olaylardan sonra içine girilen kısırdöngüler nedeniyle olayların sorumluluğu daima olağan şüpheliye kesilir. Türkler tarihten gelen suçluluk komplekslerine bir tanesini daha eklerler ve "Hazır suçluyu bulduk" diyenler, koro halinde hedef gösterir, ona yüklenir de yüklenirler.
Uludere olayında sistemin ve iktidarın tabii ki sorumluluğu vardır ama Türk solundan ve liberallerden de destek olan Kürt entelijansiyası yine olayı Türkiye'ye yeni bir ağır tarihi sorumluluk yükleme fırsatı olarak kullanıyor. Fatura yine Türklerin Kürtlere baskıcı, neredeyse ırkçı tavırlarına bağlanıyor.

MAZOŞİST TÜRKLER:
Bazen bu tür olaylarda büyük lafların, büyük suçlamaların şehvetine kapılanlar basit, aslında herkesin aklına gelebilecek soruları sormayı unuturlar. Kürt liderlerin ise bu tür soruları hatırlamak işlerine gelmiyor olmalı, çünkü kolayına kaçmak, Türkleri her olayda suçlamak tarihten gelen yüklerimize bir tanesini daha eklemek onların siyasi açıdan işine geliyor olabilir. Kürtler karşısında suçluluk kompleksiyle ezilmiş olan Türklerin varlığı, Kürtlere bir siyasi avantaj da sağlıyor. Bu da açık, onlar her fırsatı bu avantajı güçlendirmek için kullanıyorlar. Son Uludere olayından sonra da bu oldu. Türk tarafı suçlandı, Türk aydınları, solcuları, liberalleri çok iyi bildikleri fatura kesme, suçlama işini var güçleriyle yapmaya başladılar.

CAN DÜNDAR'IN GÖZYAŞLARI:
Mızmız ağlamaklı Can Dündar gibi, aydın olduğunu her fırsatta gösterme heveslisi insanlar birer siyaseten doğru konuşma uzmanıdırlar. Çok anlamlı şeyler söylüyormuş gibi ama aslında içi boş, tamamen anlamsız konuşmalar yapmak, yazılar yazmak o tiplerin işidir. Ben demokrasinin gereği bütün bu süreci normal ve kaçınılmaz görüyorum. Ağzını her açtığında zırlayıp mızmızlanıp şikâyet eden aydın olmak hevesindeki tipler de demokratik hayatın bir cilvesidir maalesef. Ama onlar bazen ülkedeki söyleme hâkim olup olayların arkasındaki gerçekleri görmemizi engellerler.
Uludere olayında ben iktidarın ve Türkiye'nin, sistemin sorumluluğu olduğunu reddetmiyorum. Ancak basit olan başka bir soru da var. Bu basit olmasına rağmen mutlaka sorulması gereken soruyu kimse akıl etmiyor, akıl etse de yaratılan ortam nedeniyle sormaya cesaret edemiyor.
Ancak bu basit soru sorulmazsa Türk-Kürt birlikte uyum içinde sağlıklı bir yaşam kurabilme yolunda düzgün bir adım atmamız mümkün olamayacak.
Gelin o soruyu birlikte sorabilelim. Soru şundan ibaret: "Uludere olayında tamam Türklerin sorumluluğu var. Peki ama Kürtlerin, bölgedeki Kürt liderlerin onca vatandaşın ölüme gitmesinde hiç mi sorumlulukları yok?"

KÜRTLER DE ELEŞTİRİLEBİLİR:
Biz sorumluluk dağılımın iki tarafına da dengeli bir şekilde bakmazsak bu tür olaylardan sonra daima mazoşistik bir şekilde dövünüp, mızmız aydınların korkak biçimde bizleri de dövmelerine izin verirsek, kendimizin ne kadar da kötü insanlar olduğumuzu yeniden koro halinde söylersek, Kürtlere hiçbir eleştiri getirmezsek bu ülkede barışın, demokrasinin sağlıklı bir şekilde hiçbir zaman oluşamayacağını söylemeliyim.

BU ZOR BİR SORU TABİİ Kİ:
Bir tarafta bombayı atanlar diğer yanda da ölenler olunca bu tür soruları sormak gayet tabii ki kolay değil, ama şimdi yaptığım bombayı atanlar ile ölenler arasında eşit sorumluluk dağıtma girişimi değil. Suçlayıcı Kürt siyasetçileri şimdi bunu da çarpıtarak söylemeye başlayacaklardır buna eminim. Çünkü âdetleri, siyasi gelenekleri böyle. Bunu onlardan önce yalakaları, sahte aydınlar ağlamaklı tavırlarıyla muhakkak yapacaklardır.
Burada, bu tür olaylarda suç dağılımını adil bir şekilde düşünebilmek için ilk önce biraz önce yazdığım soruyu net ve açık bir biçimde sormaya cesaret gösterebilmeliyiz. Ülke şartlarında siyaseten doğrucu yaklaşımlar böyle bir sorunun "zor sorulmasını" neredeyse tabu haline getiriyor.

GELİN SİYASİ RİSK ALALIM:
Soruyu tekrarlayayım: "Türk tarafı Uludere'deki sorumluluğunu gayet tabii ki kabul edecek ama o olayda Kürtlerin hiç mi sorumluluğu yoktur? PKK'lı teröristlerin de eylemler için kullandığı geçiş noktalarından kaçakçıların da geçmesine, bazen kaçakçı grupların içine teröristlerin de karışıp eylem için rahat geçmelerine izin, hatta teşvik veren bölgenin Kürt liderlerinin ve onların siyasi partilerinin yetkililerinin olayda hiç mi sorumluluğu yoktur?"
Böylesine olayların her zaman olduğu bilindiğine göre bunun sadece kaçakçılık yapan insanları da büyük riske attığını görmemek mümkün mü?
O tür durumların yaklaşan çok vahim olaylara davetiye çıkardığını Kürt liderlerin daha önceden tahmin etmemeleri mümkün mü?

PKK YÖNETİMİNE DE SORUM VAR:
Sorularımı genişletip PKK yönetimine de yönelteceğim. Şu anlık onlara devletin dediği gibi "Teröristler" de demeyeceğim, onları kendilerini görmek istedikleri gibi ele alacağım. Eğer onlar dedikleri gibi ulusal özgürlük için savaşan bir Marksist örgüt iseler özellikle bu tür bir örgütün uğrunda savaştığı insanları da düşünmesi, onları tehlike altına atmaması gerekmiyor muydu?
Yani eğer PKK militanları sınırdan geçerken kaçakçı grupların arasına karışıyorsa, bunun, masum Kürtleri de büyük riske atan bir davranış olduğunu deneyimli PKK liderlerinin görmemesi diye bir şey olabilir mi?
Tabii ki hayır! Bunların hiçbirisi mümkün değil ve olamaz. Yani bölgedeki Kürt liderliği ve siyasi partileri bazı uygulamaların sürmesine ses çıkarmayarak zorunlu nedenlerle kaçakçılık yapan masum Kürtleri göz göre göre risk altına atmış durumdalar.

SİYASİ LİDERLİĞİ SUÇLUYORUM:
Yani fazla net olmayan bir uydu fotoğrafında sınırdan geçmekte olan kaçakçı grubun da büyük risk altında olacağı önceden belliydi. Kürt liderliği ve onların siyasi temsilcileri bu uyarıyı masum Kürtlere yapmamışlardır.
Ortada neredeyse "Eğer bir risk varsa bari olay çıksın da biz de bunu Türk devletine karşı kullanalım" diye bekleyen insanlar vardır.
Yani geçmişte çok görüldüğü üzere, Türk devletini yıpratmak gibi onlara göre daha daha üst bir hedef uğruna masum Kürt vatandaşlarının risk altına atılmasına Kürtler tarafından göz yumulmuştur.
Bunları söylerken bombalamanın yapılması kararını veren insanların sorumluluğunu tabii ki görmezden gelmiyorum. Sadece bu gibi durumlarda fırsatı bekleyip ortaya çıkıveren Can Dündar gibi oportünistlerin yaptığı şeklde "Hükümet hesap versin" türünden yalancı aydın mızmızlanmasına girmiyorum. Çünkü eğer ortada büyük bir sorumluluk varsa bunda Türk tarafı da kendi payına düşeni kabul edecektir, ama Kürt liderliği de kendi payına düşen sorumluluğu kabul etmeli. Ve de siyasi liderlik bunun hesabını da vermeli.

AKP HAKLI:
Bu gibi durumlarda Başbakan Erdoğan, CHP'nin ulusal çıkarları düşünmeden sadece muhalefet yapmış olmak için muhalefet yaptığını söylüyor. Bence Başbakan bu durumda haklı, çünkü özellikle Uludere olayında sadece hükümeti suçlamak, ona "Hesap ver" demek hem planlı davranan Kürt siyasi liderliğinin oyununa düşmektir hem de bu gibi durumlarda iktidar ve muhalefet arasında olması gereken uzlaşma ortamını yok etmek anlamına gelir. Bu durumlarda Kemal Kılıçdaroğlu'nun ağzını açmadan önce biraz daha düşünmesi gerekiyor.

(HaberTürk gazetesinden alınmıştır)