“Susurluk Kazası” ardından çorap söküğü gibi gelen devlet, mafya ve emniyet ilişkileri, hakkındaki bilgiler gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Bunların ne kadarını anlamlandırabildiğimiz ise muallak!
Tansu Çiller: “İsimlerini biliyoruz, hesap soracağız.”
Şimdi bu “Ölüm Listesi”nin geçmişini hatırlayalım. Dönemin, Başbakanı Tansu Çiller 04 Kasım 1993 tarihinde İstanbul Holiday Inn Oteli’nde yaptığı açıklamasında listenin varlığına işaret etmiş, ama o zaman bu, kimselerin dikkatini çekmemişti.
Çiller: “Türkiye, milis hareketi niteliğinde dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK’nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız.” sözlerinin ciddiyeti, iki ay sonra 14 Ocak 1994 tarihinde Kürt “işadamı” olarak bilinen Behçet Cantürk ve şoförünün ölümü ile anlaşıldı. Birbiri ardına gelen ölümler, listenin varlığını doğruluyordu. Cantürk ve şoförünün cesetleri Sapanca’da, Fevzi Aslan ve Salih Aslan’ın cesetleri Hendek’te, Savaş Buldan, Hacı Karay, Liceli Adnan Yıldırım’ın ise cesetleri Bolu’da bulundu.
“Sapanca-Hendek-Bolu Ölüm Üçgeni” olarak adlandırılan bu faili meçhul cinayetlerin ortak özellikleri vardı. Öldürülen kişiler, Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul’un “Reis” adlı kitabında bahsi geçtiği gibi, üzerlerinde polis yazılı kıyafetleri, telsizleri, kısa namlulu silahları olan kişiler tarafından arabalara bindirilmiş ve daha sonradan kaybolmuşlardı. Diğer bir dikkat çekici nokta ise, o dönemin Emniyet Genel Müdürü, Susurluk Davası baş aktörü olan Mehmet Ağar, Kocaeli Jandarma Alay Komutanı ise bugün Ergenekon davası baş aktörü ve tutuklu sanığı olan Veli Küçük’tü!
“Özel Cinayet Timleri” devlet tarafından kuruluyor
Hanefi Avcı’nın Susurluk Komisyonu’nda verdiği ifade, devletin kendi işlerinde kullanması için kurduğu, bir nevi tetikçilerden oluşan özel hareket birlikleriydi. Avcı: “Mehmet Ağar’a bağlı Özel Harekat Dairesi’nde İbrahim Şahin başkanlığında bir grup polis, Korkut Eken’e bağlı bir grup sivil insan geçmişte yatmış çıkmış ülkücü insanlar bunlar birleştirilerek, bir grup oluşturulmuştu. Aynı şekilde Mehmet Eymür’e bağlı bir kısım özel harpçi subaydan oluşan yine aşırı ülkücü ve mafya dediğimiz insanlardan oluşan bir grup var. Yine JİTEM de ayrı bir grup var.” diyordu. Avcı’nın açıklamaları, daha sonradan varlığı kabul edilen özel harekatın bu cinayetlerde kullanılmış olma ihtimalini kuvvetlendiriyor.
Yine TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu üyesi Fikri Sağlar, Kutlu Savaş'ın "Susurluk Raporu"ndan aktardığı şu bilgiler: "Devlet Cantürk ile baş edememiştir. Cantürk'ün devlete biat etmesi beklenirken adı geçenin yeni bir tesis kurmak üzere hareket geçmesi üzerine Türk emniyet teşkilatı tarafından öldürülmesi kararlaştırılmış ve karar infaz edilmiştir." Cantürk cinayetinin bizzat devlet tarafından işlendiğini ortaya koyuyor.
Ölüm Listesi’ni hazırlayanlar kim?
Ayhan Çarkın, ölüm listesinin olduğunu ve o dönem işlenen faili meçhul cinayetler hakkında İbrahim Şahin ve Mehmet Ağar’a sorun diyerek, listeyi hazırlayanların onlar olduğuna işaret çekiyor. Ama uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin ise Taraf gazetesine verdiği röportajda, listenin Süleyman Demirel tarafından hazırlatıldığını ve bu listeyi oluşturma kararının Çiller ve Mehmet Ağar’ın kendi başına yapabileceği işler olmadığını söylüyor.
Baybaşin’in listeden nasıl haberdar olduğu henüz bir açıklık kazanmadı. Bu söylenenlerin birçoğu da iddia olarak iddianamelerde geçiyor.
“Sapanca-Hendek-Bolu Ölüm Üçgeni”, devlet, mafya, emniyet ilişkilerinin üçgeninin saç ayağına işaret ediyor. Bu zamanda kadar yapılan devlet içindeki çeteleşmeye yönelik yapılan soruşturmaların adaletli ve demokratik olduğunu söylenemez. Adalet, demokrasi yerine getirilmesini istiyorsak, bunun yolu Çiller, Demirel ve Ağar’ın adil, tarafsız ve korunmasız! sorgulanmasından geçiyor.
Kirli ilişkilere bulaşmış devlet görevlilerinin elinde kim bilir daha kimlerin adları yer alıyordu veya almaya devam ediyor!!? Hrant Dink Suikastı’nda emniyet, asker ve tetikçilerin iş başında olduğunu görmek, Ergenekon ve Susurluk zihniyetinin devam ettiğini sizce de göstermiyor mu?
Kimdir İbrahim Şahin?
Abdullah Çatlı’nın hemşerisi ve yakın arkadaşı olan İbrahim Şahin, Ağca'nın yurtdışına çıkmasını sağlayan pasaportun hazırlandığı Nevşehir Emniyet Müdürlüğü yaptı. Daha sonradan Mehmet Ağar’ın isteği ile Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na atandı. Hakkında soruşturma açılmasının ardından, açığa alınmış ve o zaman Tansu Çiller, Şahin için “şehit olmaktan dönmüş, şerefli bir polis”tir ifadesini kullandı. Şahin’in dosyası ise hayli kabarık. Adı öncelikle Ömer Lütfi Topal'ın cinayetine anıldı ardından Tarık Ümit'in kaçırılmasına karıştığı gerekçesiyle soruşturuldu. Mart 1999'da Emniyet Genel Müdürlüğü'ne hibe edilen ve kaybolduğu öne sürülen silahlarla ilgili olarak birer yıla kadar hakkında ağır hapis cezası istemiyle dava açıldı. 2000 yılında geçirdiği trafik kazası nedeniyle hafızası kaybettiğini belirterek, rapor aldı ve 2001 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedildi! 8 Ocak 2009 tarihinde Ergenekon soruşturması kapsamında evlerinde arama yapıldıktan sonra tutuklandı. İstanbul'daki evinde bulunduğu iddia edilen krokiler kullanılarak yapılan kazılarda, Ankara Gölbaşı'nda yerin altında bol miktarda bomba ve cephanelik ortaya çıkartıldı. Şahin, Susurluk Davası’nın aktörlerin olduğu gibi Ergenekon Davası’nın da aktörlerin oldu.
Aysun EYREK





