ÖNCEKİ gün savcılığın Fazıl Say hakkında dava açmasını yazdım, "İnanıp inanmamak sadece size ait bir meseledir, ateist yahut dindar olabilirsiniz ama hangi görüşte olursanız olun başkalarının inancını eleştirme, onlarla alay etme hakkınız yoktur. Hiç kimse 'Benim eşimi-benzerimi bulamazsınız, ben harika çocuğum, her konuda fikrimi söyleyebilirim' havalarına giremez. Gerçek entellektüelliğin şartlarından biri de zaten başkalarının inancına hakaret etmemektir" dedim.

Böyle yazdım ya... Çağdaşlığı ve entellektüelliği her alanda, hattâ inanç konusunda bile canlarının istediğini söyleme ve kendi inancında olmayanlarla alay etme hürriyeti zannedenler her zamanki asîl ve nezih üsluplarıyla yine dünya kadar mesaj gönderdiler: "Yazdıklarım ilkel düşüncemin ürünü imiş, batı demokrasileri bu konuları çoktan aşmışmış, oralarda böyle davalar açılmazmış ama benim gibi cahiller bunun böyle olduğunu nereden bileceklermiş!"

BİRİNCİ ÖRNEK

Bu mesajlar konusunda hiç yorum yapmadan, Avrupa hukukundan şimdilik iki örnek vereceğim:
Avusturyalı karikatürüst Gerhard Haderer, 2002'de "Das Leben des Jesus", yani "İsa'nın Hayatı" isimli bir albüm çıkarttı.
Hazreti İsa, albümde ot içen bir hippi olarak gösteriliyordu. Cennette meleklerle âlem yapıyor, tütsülü kafası ile denizde yürüyerek mucizeler gösteriyordu.

Albümün yayınlanmasından sonra Avusturya birbirine girdi, Salzburg piskoposu ceza kanununda Habsburg İmparatorluğu zamanından kalan ve hâlâ yürürlükte olan "dine hakaret" maddesinin işletilmesi talebiyle karikatüristin yargılanmasını istedi; Katolik okullar da hem Haderer'in albümünü, hem de albümü çıkartan yayınevinin diğer kitaplarını boykot ettiler.
Tartışmalar devam ederken, albüm Yunanistan'da da yayınlandı ve bu defa Yunan Kilisesi ayağa kalktı! Kitap kilisenin ve dindar Ortodoksların baskısı üzerine yasaklandı, savcılık ceza davası açtı ve Haderer 2005'te "dini aşağıladığı" gerekçesiyle altı ay hapse mahkûm oldu.

Ortaya bu defa başka bir mesele çıktı: Avrupa Birliği'nin mevzuatı gereği, Haderer'in suçun işlendiği ülkeye, yani Yunanistan'a iade edilmesi gerekiyordu! Bu sırada insan hakları kuruluşları ortalığı birbirine kattılar, dava Yunan temyiz mahkemesine gitti ve Haderer temyizde beraat etti.

Dikkat buyurun: Beraat etmiş ama daha önce yargılanıp mahkûm olmuştu!

BU DA, İKİNCİSİ

Dine ve inanca hakareti konu alan davaların en önemlisi, en fazla ses getireni ve Avrupa hukukunda da yer bulanı ise Avusturya'da görüldü...

19 asır Alman yazarı Oskar Panizza'nın 1894'te kaleme aldığı "Das Liebeskonzil" yani "Aşk Konsili" ismini taşıyan hem Hazreti İsa'ya, hem de etrafındakilere hakaretlerle dolu bir piyes vardı ve piyes, 1982'de film haline getirildi.
Kitap aslında tâââ 19. asırdan itibaren sabıkalıydı; Münih Ağır Ceza Mahkemesi, eserin yazarı Panizza'yı "dini aşağıladığı" gerekçesiyle bir sene hapse mahkûm etmişti...

1982'de beyazperdeye aktarılan "Aşk Konsili"nin yönetmenliğini Otto Preminger yapmış, başrolü Oskar Panizza oynamış, diğer önemli rolleri de Roberto Tesconi, Kurt Raab ve Magdalena Montezuma paylaşmışlardı.
Aşk Konsili'nin Innsburg'da gösterime girmesi üzerine Tirol Başpiskoposluğu suç duyurusu yaptı, savcılık dava açtı, mahkeme dört sene sürdü ve film yasaklandı.

Avusturya Yargıtayı'nın kararı tasdik etmesi üzerine, filmin yapımcısı olan dernek davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürdü, buradaki duruşmalar da altı sene devam etti ve İnsan Hakları Mahkemesi 1994'te üçe karşı altı oyla yasak kararını onayladı. Gerekçe, "Dine hakaretin ifade özgürlüğü sınırlarını aşan bir eylem olması ve inançlara hakaretin sanat iddiası ile bile olsa kabul edilemeyeceği" idi.

Avrupa hukuk literatürünün ifade özgürlüğü konusundaki en önemli hükümlerinden olan karar şu anda içtihad kabul edilmektedir. Vaziyet daha önce yazdıklarımdan Fazıl Say'a karşı dava açılmasını desteklediğim ve bundan memnun olduğum gibisinden acınacak yorumlar çıkartanların, "aydınlanma ölçüsü" kabul ettikleri klasik müziğin temelinde kilisenin bulunduğunu unutanların ve "Avrupa Birliği'nde kişinin din konusunda canının istediğini söyleyebilme hürriyeti vardır" diyenlerin nazar-i câhilânelerine takdim olunur!

(HaberTürk gazetesinden alınmıştır)