Hollanda, iki yıl aradan sonra, çok görkemli bir şekilde 4 Mayıs’ta hayatını kaybedenleri anma ve 5 Mayıs’ta bağımsızlık ve özgürlük günlerini kutladı. Bilindiği üzere Hollanda, 1940 – 1945 yılları arasında Alman nazileri tarafından işgal edilmişti, İşgal sırasında Yahudi vatandaşlar, hiçbir ülkede olmadığı kadar, işgalcılara ihbar edilerek yakalatılmıştı. 77 yıl aradan sonra şimdi yapılan yüzlerce etkinlik, yayınlanan yazılar, söyleşiler ve televizyon programlarında, Ukrayna’da yaşananaların da etkisiyle, ‘bağımsızlık ve özgürlük’ kavramlarına eskisinden çok dikkat çekildi.

Tarihten ders alınması, insanların İkinci Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi komşularını, iş arkadaşlarını satmaması, güven ve dayanışma içinde olmalarına vurgu yapıldı.
Bu konuda, teolog ve yakın orta doğu uzmanı
Esther Struikmans da, Trouw gazetesinin açık görüş sayfasında, ‘Oyuna gelme, tarihten gerçekten ders al’ başlığıyla bir yorum yayınladı. Struikmans’ın görüşlerine değinmeden önce, 4 ve 5 mayıs tarihlerinde yapılan etkinliklerden kısaca bahsetmek istiyorum.

En büyük etkinlik 4 mayıs akşamı Amsterdam Dam Meydanı’nda gerçekleşti. Saat 20.00’de İkinci Dünya Savaşı ve diğer savaşlarda hayatını kaybeden asker ve siviller için iki dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Onbinlerin katıldığı saygı duruşuna Kral Willem - Alexander, Kraliçe Maxima, Başbakan Mark Rutte, Amsterdam Belediye Başkanı Femke Halsema, Parlamento ve Senato üyeleri de katıldılar. Gençler tarafından yapılan konuşmalarda, dedelerine ve ailelerine yapılan Nazi uygulamaları dile getirildi.
Amsterdam Dam Meydanı’ndaki etkinliğin yanısıra, 50 ayrı yerde de ölüleri anma programı yapıldı. Savaş’tan en çok hasar gören Rotterdam’da da programlar organize edildi.
5 Mayıs özgürlük günü çerçevesinde ise, özgürlük festivali başta olmak üzere, 100’den fazla mekanda özgürlük yemekleri organize edildi.

Şimdi, Teolog ve Yakın Orta Doğu uzmanı Esther Struikmans’ın tespitlerine gelelim.
”Biz, Hollandalıların genelde iyi işler başardığı ve dünyaya örnek teşkil ettiği düşünülsede, bu İkinci Dünya Savaşı sırasında, hükümet ve halkımızın Yahudilere tutumunda görülmemiştir” diyor Struikmans. Ne yazık ki, çoğu Hollandalının Yahudi olan komşularını, iş arkadaşlarını ve dostlarını ihbar ettiklerine ve listeler hazırladığına dikkat çeken uzman
“İkinci Dünya Savaşı’nda bunun aksi de olabilirdi” diyor.
Esther Struikmans bu konuda Balkanlarda yaptığı araştırma sonuçlarından örnekler veriyor ve şöyle diyor: “Beş yüz yıldan fazla bir süredir, Arnavutluk’ta iyi ilişkiler kurarak birlikte yaşayan Hıristiyanlar ve Müslümanlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında tek bir Yahudi’yi ispiyonlamadılar ve teslim etmediler”. Arnavutlar kendi hayatlarını tehlikeye atarak, yüzlerce Yahudi mülteci olmak üzere, ülkedeki tüm Yahudilerin (ilhak edilen bölgeler hariç), korumuşlardır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Arnavutluk’taki bu davranışın, Bulgaristan’da da sergilendiğine ve 48.000 Yahudi’nin hayatının kurtulduğuna dikkat çeken Esther Struikmans, Danimarka’da da, Yahudi nüfusunun planlı bir operasyonla İsveç’te güvenli hale getirildiğini belirtiyor.
1943 yılında Arnavutların, Bulgarların, Danimarkalıların ve İsveçlilerin gösterdiği bu cesaretli ve takdire şayan davranışa, dini kuruluşlar, aydınlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından hükümetlere destek verildiğinin altını çizen Struikmans, böyle bir hareketi Hollandalıların gösteremediğini belirtiyor.
Araştırmada, özellikle Müslüman Arnavutların, Yahudilerin kurtuluşunda çok önemli rol oynadıklarına vurgu yapılıyor.


Bazı Hollandalıların Nazilere yardım etmeleri, listeler hazırlamaları, ispiyonlarda bulunmaları ve bunun yanlış olduğu, Hollanda resmi yetkilileri tarafından yer yer dile getirildi. 1995 yılında Kraliçe Beatrix, İsrail parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Hollanda’daki Yahudi vatandaşların korunmasında hatalar yapıldı” demişti.
2000 yılında Başbakan Wim Kok da bu konuya değinmişti. Ancak, 2020 yılında, ilk defa Başbakan Mark Rutte, çok açık ve net bir şekilde, savaş sırasında Hollanda’nın (hükümet ve yardım eden halkın) Yahudilere karşı tutumundan dolayı özür dilemişti.

Tarihten nasıl ders alınacak sorusunun cevabına Esther Struikmans şu cevabı veriyor: “Balkan ülkelerinde ve Danimarka’da görüldüğü üzere, isim listelerinin hazırlanmaması ve sürgün organizasyonuna yardım etmeme örneğinde olduğu gibi, ‘vicdan ve insanlığın’ öne çıkarılması, resmi emirlere uyulmamasıdır”. Arnavutların yaptıkları gibi, -ki bu bir Arnavut geleneği ve yemini Besa (besë)-, kendilerine sığınan Yahudileri ölümüne koruyup, misafiri ihbar etmeme davranışınından ders alınmalıdır.

Veyis Güngör
7 Mayıs 2022