MEHMET BUĞRA
Türkiye’den İngiltere’ye hayatını yeniden kurmak için göç eden birçok genç ve yetişkin insan var. Genel olarak baktığımızda burada yaşamını sürdüren Türklerin çoğu avukatlık, doktorluk, mühendislik gibi profesyonel mesleklerde çalışıyor ya da kendi şirketlerini kurarak hayatlarına devam ediyorlar.
Ancak bu örneklerden farklı bir profil Yavuz Orhun Kılıç.
18 yaşından beri senaryo ve hikâye yazarlığıyla ilgilenen bu genç arkadaşımız, İngiltere’ye hikâye anlatıcılığını geliştirmek ve yazdığı senaryoları artık uluslararası filmlere dönüştürmek hedefiyle geldiğini anlattı.
Buluştuğumuz gün benimle Londra çıkışlı bir yapım şirketinden kabul aldığı “Cyberfood” projesinden bahsetti. Doğruyu söylemek gerekirse fazlasıyla yaratıcı ve dokunaklı bir iş olduğunu düşünüyorum. Hikâye, günümüzden birkaç yıl sonra insanların zamanın her saniyesinde çalışmak zorunda olduğu ve yemek yeme alışkanlığının sakız çiğnemeye dönüştüğü bir evrende, şef olmaya çalışan yarı İngiliz yarı Türk Jacobs’un yaşamını anlatıyor. Yemek yemek gereksiz bir aktivite olarak görüldüğü için restoranı kapanma noktasına gelen Jacobs, çözümü sakız fabrikalarının taklit edemediği mükemmel bir “tat” bulmaya çalışmakta arıyor. Şans yüzüne gülüyor, bu tadı buluyor ve hikâye giderek karanlık bir sona doğru sürükleniyor.

Yarattığı bu dünya, aslında günümüzde hobilerin bir proje ve ürün kaynağına dönüşmesinin eleştirisi olarak da yorumlanabilir. İnsanlar yaptıkları işlere tutkuyla değil, daha çok bir gelir kapısı gözüyle bakıyor. Bu durum, hem işin kalitesini hem de sanatçının üretimini olumsuz etkiliyor. Hikâyede tutkulu bir şefin yavaş yavaş açgözlü bir restoran sahibine dönüşmesine tanıklık ediyoruz. Takıntılar, sistemsel kontrol ve teknolojinin yozlaşması gibi temalar da bu anlatının merkezinde yer alıyor.
Orhun, senaryodaki son düzeltmeleri yaptığını ve artık yapım ile çekim aşamasına geçeceklerini dile getirdi. Bunun yanı sıra “Cyberfood”un potansiyelinin büyük bir evrene dönüşebileceğini ve hikâyenin yazar kimliğini net bir şekilde yansıttığını da ekledi.
Orhun’un özellikle şu sözleri dikkat çekici:
“Hayatta iyi ve kötü karakterlerin geride kaldığına inanıyorum. Bazen şartlar bizi istemediğimiz şeyler yapmaya zorluyor. Tıpkı Jacobs’un hikâyesinde olduğu gibi... Hepimizin içinde çürümeye açık bir taraf var. Tüm mücadelemiz, o tarafı harekete geçirmemek üzerine kurulu olmalı.”
Yavuz Orhun Kılıç, hikâye hakkında kendi öz eleştirisini de yaptı:
“İlk uzun metraj filmim olacak. Her ne kadar harika gibi görünse de çok korkutucu bir süreç olacağı kesin. Sponsorlar, mekânlar, oyuncular, yönetim… Bunları yazarken ilk defa düşünmek zorunda kaldım. O yüzden daha önce aklımda olan ama eklemediğim bazı unsurlar oldu. Hikâyede keşke Jacobs’un iç dünyasını ve geçmişini daha fazla anlatabilseydim ama fazla ipucu sakladığımı düşünüyorum.”
Bu film tamamlandıktan sonra elinde üç farklı hikâye daha olduğunu söyleyen Orhun, onların da önümüzdeki yıllarda başka yapımcılar tarafından kabul edileceğini düşünüyor:
“Onlar da bilim kurgu ve korku ögeleri barındırıyor. Bir tanesi beni çok derinden etkileyen, sporla ilgili bir hikâye… Henüz hangi türde yoğunlaşacağıma karar vermedim. Hepsi ana karakterlerde çok sık görmediğimiz özelliklere sahip, karanlık ve derin hikâyeler. İlginç çatışmalar ve güçlü karakter gelişimleri var. Onları yazmak için sabırsızlanıyorum.”
Yavuz Orhun Kılıç gibi bir sanatçı ve potansiyeli yüksek bir yazarla tanışmak insanı mutlu ediyor. Önümüzdeki yıllarda hikâyelerini uluslararası platformlara taşımak isteyen birçok kişiye ilham kaynağı olması dileğimizle.






