Alphan’ın bu sözleri kısa bir gerginliğe neden oldu ve bazı sanık yakınları yazarımıza sözlü sataşmada bulundular.


Ayrıca Alphan; mahkeme başkanına birer dilekçeyle başvurarak onu fişleyen dönemin Malabadi Karakol Komutanı Nedim yerli hakkında suç duyurusunda da bulundu ve bütün 28 Şubat darbecilerinde davacı olduğunu ve onların cezalandırılmasını talep etti.


Alphan; 28 Şubat süreciyle ilgili yazdığı “Erbakan’ın Gizli PKK Zirvesi, Zirvenin Kilit İsmail Nacar” adlı kitabını da mahkemeye delil olarak sundu.


Alphan mahkemeye verdiği yazılı beyanında şunları söyledi.


16 Haziran 1991 tarihinde yani lise 2’ye giderken köyümüzde güvenlik kuvvetleriyle PKK militanları arasında çıkan çatışmada bizimde evimiz askerlerce yakıldı. İlgili mahkeme kararı ektedir. Silvan’ın Sabe köyünden Diyarbakır’a annem ve kardeşimle taşındık. Aynı ayda aileme bakmak için küçük bir bakkaliye dükkanı açtım.


Dükkanı Açtıktan 15 gün sonra, Halepçe katliamından kaçan peşmergelerden dükkanda satmak üzere birkaç karton sigara aldım ve dükkanın camekanına koydum. Söz konusu sigaraların yasak olduğunu da bilmiyordum.


Polis geldi sigarlarımla birlikte beni emniyete götürdü ve akşama kadar gözaltında kaldım. Mahkeme 184 TL ceza verdi ve onu da maliyeye yatırdım. Dolaysıyla ilk fişlenmem, fişleme tutanağında görüleceği gibi 1991 yılında, Lise 2’de okurken kaçak sigaralardan ötürü yapılmış ve bana insanlık ayıbı olan “kaçakçılık” damgası vurulmuştur.


28 Şubat süreci olarak adlandırılan, aslında post-modern darbe diyebileceğimiz süreçte merhum Sayın Başbakan Erbakan’nın “dağdakiler de kardeşimiz ve onları dağdan indirmeliyiz.”açıklamasından sonra Yazar İsmail Nacar Sayın Başbakanla görüşmüş, MGK, Genelkurmay, MİT ve Sayın başbakanın bilgisi dahilinde PKK Lideri Öcalan’la telefonla beş saatlik bir konuşma yapmıştır. Nacar’ın bu görüşmesinden sonra bende bir gazeteci olarak konuyla ilgili bir program yapmaya karar verdim.


Diyarbakır’da yerel yayın yapan Can Tv.’de 23.08.1996 tarihinde “ Güneydoğu Sorunu” adı altında canlı olarak yayınlanan programıma katılan konuklarla birlikte telefonla Sayın İsmail Nacar, dönemin Diyarbakır milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu, CHP Erzincan milletvekili Mustafa Kul, Yazar Etyen Mahcupya, Yazar Hüseyin Aykol ve yazar Ahmet Hakan katılmışlardır.


Başvuru dilekçemde de belirttiğim gibi program yaptığım sırada, televizyon stüdyoları polis baskınına uğradı ve konuklarımla birlikte gözaltına alındık. Baskın sırasında dönemin basından sorumlu başkomiser Ayhan beye ‘abi neler oluyor?’ diye sordum. Ayhan bey bana “hiç Cüneyt hiç sorma emir büyük yerden ve sakın sesini çıkartma. Merak etme gözaltından sonra bırakılırsınız.”dedi.


Diyarbakır DGM Savcılığınca, hakkımızda “terör örgütü propagandası yaptığımız ” iddiasıyla 1996/1332 E. Sayılı iddianame hazırlandı ve Diyarbakır 4’nolu DGM 1996/392 E. sayısıyla Kamu davası açıldı.


Ben ve konuklarım, bu asılsız suçlama neticesinde ilgili mahkemece yargılandık ve beraat edildik. Ancak bu beraat dikkate alınmadan ikinci kez fişlendim ve ne acı ki benimle birlikte ağabeylerimin de hayatı karartıldı. Ve yine ne acı ki gerek Barış Sürecini yürüten Sayın İsmail Nacar, gerek telefonla ve gerekse canlı olarak programıma katılan konuklara hiçbir şey olmazken ben günah keçisi olarak ilan edildim. Hepsinin de arkası güçlüydü.


Çünkü benim bu kainatta arkamda önce Allah, sonra da gariban anam vardı, o da 2009 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Dolaysıyla zalimler, vurun abalıya dediler.


Bir başka paradoksta; Sayın Savcının hazırladığı 28 Şubat iddianamesinde Sayın Nacar’ın ismi 4 yerde geçmekte ve BÇG tarafından Sayın Nacar’a övgüler yağdırılmaktadır. Sayın Nacar için “İsmail Nacar gibi laiklikle tanışmış yazarların kitaplarının basılmasında, televizyonlara çıkılmasında ve onlara yardımcı olunmasına yarar vardır.”gibi ifadeler kullanılmaktadır.


O zaman 28 Şubat’ın darbecilerine; madem Sayın Nacar’ın girişimini destekliyor, ona övgüler yağdırıyor ve onu süreci yürütmekle görevlendiriyorsunuz, ben bu süreçle ilgili program yaptığım için neden bana bu zulmü reva görüyorsunuz diye sormak istiyorum. Ayrıca 28 Şubat süreciyle ilgili ve yine ekte sunduğum “Erbakan’ın Gizli PKK Zirvesi-Zirvenin Kilit İsmi Nacar” adlı kitabımda da göreceğiniz gibi o dönemin bütün liderlerin ve ilgili kurumların açıklamasını da yansıttım.


Evet ben köy, insan, hayvan ve orman yakmalara, faili meçhul cinayetlere, kayıplara, işkencelere ve hukuksuzluklara şiddetle karşı çıktım. Kürtçe müzikten dolayı 26 kez DGM tarafından soruşturma geçirdim ama hayatım boyunca ayrımcılığa, bölücülüğe ve yıkıcılığa da şiddetle karşı çıktım.


Yüce mahkemeden rahmetli annem, oğlum, ailem, on binlerce mağdur ve şahsım adına sizden sadece ama sadece adalet istiyorum. Şüphesiz ki en büyük adalet Allah’ın adaletidir ama ben bu dünyada sizlerinde adaletine güvenmek ve inanmak istiyorum.


Hiç olmazsa bundan sonraki hayatımda en azından kendi vicdanıma “elimden gelen buydu ancak bunu yapabildim diyebilecek bir yüzümün olması, mahşere alnı ak çıkabilme ve oğluma babalık edebilme, eğitimiyle, sağlığıyla ilgilenme adına bunu sizden arz ve talep ediyorum.


TALEPLERİM:


1- Yüce mahkeme tarafından davaya müdahillik talebimin kabul edilmesini,


2- 20 yıldır fişlenmemden ötürü uğradığım maddi ve manevi zararlarımın

karşılanması için yardımcı olunmasını,


3- En başta beni fişleyen, fişleme tutanağında adı geçen, hayatımda hiç görmediğim

ve tanımadığım karakol komutanı Nedim Yerli hakkında suç duyurusunda bulunuyor, söz konusu Nedim Yerli’nin adaletin ve hukukun önünde hesap verilmesini sağlayarak hak ettiği cezaya çarptırılmasını,


4- Bize bu zulmü reva gören 28 Şubat darbecilerinden hesap sorulmasını, hak ettikleri

cezaya çarptırılmasını yüce adaletten arz ve talep ediyorum.”dedi.