Aylin Aslım, yeni albümü Zümrüdüanka’da bir önceki albümünün aksine oldukça romantik ve duygusal şarkılara yer vermiş. Son yıllarda yaşadıklarının Kaf Dağı’nın efsanevî kuşu zümrüdüankanın hikâyesine çok benzediğini söyleyen Aslım ile yeni albümünü ve muhalif kişiliğini konuştuk.


Bir önceki albümünüz oldukça sert ve öfkeliydi. Yeni albümünüz Zümrüdüanka ise romantik ve duygusal bir albüm. Bu değişimin sebebini öğrenebilir miyiz?


Böyle olmasını önceden planlamadım. Sağlık sorunlarım sebebiyle evde biraz daha içe kapanık bir dönem geçirmek zorunda kaldım. O zaman insan daha fazla kendini dinleme fırsatı buluyor. Çok fazla koşuşturduğum bir sene geçirmiştim. Müzik programı, film projesi derken günün on altı saati çalışıyordum. Hiçbir arkadaşımı görmedim, müzik dinleyecek vaktim bile olmadı. Bir anda tek başında kalınca, “Ben bu hayatta ne yapıyordum”u sorgulamaya çalıştım.


Bir muhasebe süreci yaşadınız yani…


Evet. Son birkaç senenin muhasebesini yaptım. Her albümüm bu muhasebelerin sonunda çıkıyor diyebilirim. İyi ki müzik yapıyorum ve böyle muhasebe yapıp biraz deşarj oluyorum. Yazdıklarıma bakıp yaşadıklarından dersler çıkarabiliyorum.


Bu muhasebelerle hayatta en çok neleri kaçırdığınızın farkına vardınız?


Ayağımı kırıp yatmak zorunda kalınca, her şeyin bir anda değişebileceğini gördüm. Basit şeyleri bile yapamayacak duruma geldiğinizde, sahip olduğunuz şeylerin ne kadar kıymetli olduğunun farkına varıyorsunuz.


Bu durum sizin için bir nevi ders olmuş anlaşılan…


Hayatına format atıyorsun aslında. Şu anın ne kadar değerli olduğunu ve geleceği de şu anın oluşturduğunu fark etmek benim için en değerli dersti.


Televizyon programı, film derken bu süreçte müziğe haksızlık ettiğinizi düşündünüz mü?


Haksızlık değil de özledim. Önceki albüm çok sert olduğu için marjinal kaldı. İçinde yumuşak şarkılar da vardı ama bu şarkıların insanlara ulaşması zaman aldı. Öyle olunca insan biraz uzaklaşmak istiyor. Başka şeylerle de uğraşmak istiyorumdedim. O anlamda oyunculuk büyük bir şanstı. Yalnız kalınca o kadar uzun zaman çalışmanın beni çok yorduğunu anladım. Evde tek başıma satırlarla uğraşmanın kıymetini anladım.


Müzikal altyapılara da bu yalnızlık ve dinginlik bulaşmış…


Bir önceki albüm dört albümüm içindeki en sert albümdü. O kadar sert bir şey yapmayacağımı biliyordum. Her albümde daha önce yapmadığım bir şeyi denemek istiyorum. Bu şarkılar daha ruhani, daha az dünyevi olunca altyapılar da bu şekilde oldu. Yaylılar ve elektronik tınılar daha fazla oldu.


Albüme ismini veren Zümrüdüanka, bir masal kahramanı. Masalın arka planında büyük derinlikler var. Neden bu masalı seçtiniz?


Çocukluğumda çok masal okudum. Zümrüdüanka o zamandan aklımda kalan gizemli bir yaratıktı. Ama benim bu dönemime en çarpıcı şekilde denk gelen tarafı ölüp tekrar dirilebilmesi, bir bakıma küllerinden doğmasıydı. Kendi yuvasını yapması,  kendi kendini yakması, yuva yanana kadar oturması, ölürken şarkı söylemesi... Şu anda bile tüylerim diken diken oluyor. (Ağlıyor) Bu şarkıyı sahnede nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Bu dönemimi en iyi anlatan masaldı.


Bir röportajınızda erkek şarkı yazarlarını çok ağlak bulduğunuzu söylemişsiniz. Sadece erkekler mi?


Ağlak şarkı yazan kadınlar da var. Ancak bir süredir ilginç işlerle dikkatimizi kadın ozanlar çekiyor. Diğerleri sadece belli bir temada başarılılar. O da aşk ve aşk acısı. Cesaret başka şeylerden de bahsedebilmektir. Hayatta sadece aşk acısı yok. En çok prim yapan, en çok kadın fan getiren bu diye sadece bundan bahsetmek ve ağlayarak bahsetmek ruhumu daralttı. Sürekli ağlayan şarkılar dinlemek hayat enerjimi düşürüyor.


Evet aşk kavramının içi çok boşaltıldı. Lakin sizin bu albümünüzde de aşk şarkıları var.


Bahsedecek çok konu var. Ben de bu albümde bir ikisi hariç tamamında aşk şarkıları söyledim. Ama bunun yanından bile geçmeyen iki albümüm var. Sadece bundan bahsedilmesini biraz hesapçı buluyorum. Tutuluyor diye hep bu yöne gidiliyor. Ama müzik böyle bir şey değil. İçinden çıkanların akışına izin vermek demek müzik.


Hiç popüler şarkı yapıp biraz para kazanayım dediğiniz olmadı mı?


Benim yakınımdakiler bunu espri olarak söyler. Ama yapmayacağımı, yapamayacağımı bilirler. İlk albümden sonra İngilizce dersi vermeye devam ettim. Kemancı’ya dönüp orada şarkı söylemeye devam ettim.


Yani bedel ödediniz…


Evet. İstediğim müziği de yaptım. Ben yaptığım işe adımı koyuyorum ve o sizinle ömür boyu anılacak. Bu konuda kendime karşı daha dürüst olmalıyım. Yoksa kendimle barışamam?


Zümrüdüanka, Teoman’ın müziğe döndüğü albüm olarak anıldı...


Kayıtlar esnasında onun müziğe yakın olduğunu gördüm.  “Özlemişim.” dedi. Onun için bir ısınma hareketi olmuş olabilir. Onu müziğe döndüren sanatçı gibi bir iddiam yok. İstemese yapmazdı.


Aylin Aslım muhalif bir kişi olarak biliniyor. Hatta her şeye muhalif şeklinde bir algı var...


Muhalif olmayan bir sanatçıya şaşırırım. İktidar kim olursa olsun bir şeyler mutlaka ters gidecektir. Sanatçı doğası gereği bir şeylere daha hassas olmalı ve doğru gitmeyen şeylere dikkat çekmeli. Benim de biraz doğam gereği. Küçükken de böyleymişim. Haberlerde gördüğüm şeylere sinirlenir tepki verirmişim.


Sizi en çok ne rahatsız ediyor?


Kadın-erkek ayrımı beni rahatsız eder. Bu konuda hep Doğu kültürü suçlansa da Batı’da da durum pek iç açıcı değil. Ciddi bir ikinci sınıf muamelesi yapılıyor ve iki yüzlülük var. Anne baş tacı ediliyor deniliyor, ama bunun sözde kaldığını düşünüyorum. Çünkü ülkemizde birçok yaşlı kadın hâlâ çalışıyor. Anneye söz getirilmez ama bütün küfürler de annelere yapılır.


İktidarların en büyük sorunu ne?


Bir insan hatalarını söyleyecek insanları etrafında barındırmıyorsa veya hatalarına bakmaya cesareti yoksa sonu gelmiş demektir. Siyasette muhalefetten önce bu mekanizma çalışmalı. Bunun sıkıntısını yaşıyoruz. Müzisyenler için de bu böyledir. Etrafına o kadar çok şakşakçı dolar ki, kendini dünyanın en mükemmel bestecisi zanneder. Neyi yanlış yapmadım demedikçe hata yapmaya devam edersiniz.


Bir gün iktidar olsanız en çok yapmayı istediğiniz şey nedir?


Bütün kabineyi kadın yapardım.


Çare olur muydu?


Olurdu bence.


Kadınların birbiri ile pek anlaşamadıkları söylenir.


Bunlar iyi anlaşıyor da ne oluyor? Benim söylediğim dünyada hiç denenmemiş bir şey. Denemeden bilemezsiniz. Dünyayı kadınlar yönetseydi durum bu kadar kötü olmazdı. Bu kadar uzun süren savaşlar, çevre yıkımı olmazdı. Kadın öldürmeye programlanabilecek bir mekanizma değil. Doğuran ve büyüten bir mekanizma olarak daha merhametlidir. Dünyayı kadınlar yönetse belki ordular olmazdı.