İşte Sevilay Yükselir'in o yazısı;
Dün Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı'nın Başbakan Erdoğan'a hitaben yazdığı yazıyı okuyunca güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.
Sanki dersiniz, hükümet dershaneleri değil, Dumanlı'nın ibadet ettiği camileri kapatıyor. Yakınmalar, ağlamalar...
İşin içyüzünü bilmeyen bir insan Dumanlı'nın bir sayfa boyunca yazdıklarını okuduğunda ister istemez der ki; "N'oluyoruz yahu! Bu Başbakan ne istiyor bu zavallı adamdan? Neden böyle yapıyor ve neden bugüne kadar kendisine hep omuz vermiş ve iktidarı boyunca hep desteklemiş insanların bu gözyaşlarını görmezden geliyor? Nedir bu vefasızlık!
Nedir bu halden anlamazlık!"
Sanıyorum zaten Dumanlı'nın amacı da buydu. Yani işin içyüzünü bilmeyen insanlarda bu türden soru işaretlerinin oluşmasını ve önümüzdeki seçimlerde cemaat tabanının AKP'ye verdiği desteğin geri çekilmesini sağlamak!
"Yeri geldiğinde dürüstlüğün göstergesidir, her şeye doğru demek, takiyye emaresidir.
Madem insanlar civanmert bir eda ile size, 'Bu yanlıştır...' diyor, onlara kulak vermek bir nakise değil fazilettir.
Halk sizden bunu bekliyor.
Aksi takdirde açılan yarayı tedavi etmek, değil on yıl, sonsuza kadar sürecektir.
Değer mi Allah aşkına?" ifadeleriyle Dumanlı açık açık Başbakan'a aba altından sopa gösteriyor.
Bir anlamda tehdit ediyor ve diyor ki yani; "Sen dershanelerimizi kapatmaya kalkarsan, biz de sana sonsuza değin sürecek bir karşı duruş sergileyeceğiz."
Başbakan ne der, ne düşünür bilemem, Dumanlı'nın bu adeta duygu fışkırması yaşadığı yazısıyla ilgili ama ben azıcık üslubunu da, tarzını da bildiğimden yazdıklarının tek satırının bile samimi olmadığını söylemek istiyorum. Kusura bakmasın Sayın Dumanlı ama yazısından sahtelik akıyor. Sırf cemaat tabanını Başbakan'a karşı soğutmak gayesiyle kaleme alınmış yazısında yazdıklarının hiçbiri doğru değil.
Bir kere şu dershaneler tartışması başlayana kadar, yani Başbakan Erdoğan'ın "Kapatacağız" dediği zamana kadar onun her anında yanında oldukları iddiası külliyen yalan!
Aksine 3 yıldır hep karşısında oldular Başbakan'ın. Hem de muhalefetin olmadığı kadar!
Ne mi yaptılar? Yazmakla bitmez, anlatmakla tükenmez ama çok kötü şeyler yaptılar. En basitinden Başbakan geçirdiği çok ciddi bir ameliyat sonrası evinde dinlenirken kendisinin; "Sır küpüm! Sağ kolum!" dediği MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın kellesini almaya kalkan İstanbul Cumhuriyet Savcısı'na, yaptıkları haberlerle, hâkimiyeti ellerinde olan kalemlerle kol kanat gerdiler.
Başbakan'ı ve bürokratlarını değil, gönül bağı olduğu bilinen savcılarının doğru bir iş, isabetli bir hamle yaptığını anlatmak için binbir tezvirat uydurdular. Çözümü baltalamak için, kim onlar bilmiyorum ama birilerinin gözüne hoş görünmek için ellerindeki bütün araç gereci seferber ettiler.
Ve hangi kalem yapılanın neden yapıldığını ve ne amaç taşıdığını anlayıp yazmaya başladıysa, onu sindirmek için ellerinden geleni yaptılar. Kim 40 yıldan beri süren anlamsız kardeş kavgasını bitirmek için alınan riskler mundar olmasın diye yüreğini ortaya koyduysa, onu itibarsızlaştırıp durduğu yerden vazgeçirmek için kara propagandanın alasını yaptılar.
Bulundukları ortamlara aldırış etmeden kibir budalalıklarının ne düzeyde olduğunu sergilediler.
Yetmezmiş gibi milleti ahmak yerine koyup, salak sayıp Başbakan'a, MİT Müsteşarı'na karşı girişilen o aşağılık darbe girişimine "hoppp bir dakikaaa" diyen herkesi "fitneci" deyip yaftaladılar!
Mesela ben... Ben onlara göre fitneciydim. Sırf "akan kan dursun" diye yüreğini ortaya koyanlara sahiplik edip, onları yalnız bırakmadığım için korkunç saldırılara maruz kaldım. Şahsiyetimi aşağılamak için ellerinden geleni yaptılar. Bunun başını da dün yazdıklarında ağzından bal damlayan, üslubuyla gözlerimizi yaşartan Dumanlı ve ekibi çekti.
Neler olduğunu yazacağım.
Madem pandoranın kutusu açıldı her şeyi tek tek anlatacağım. Ama az bekleyin!
EKREM DUMANLI'NIN ZAMAN'DAKİ YAZISI...
Bu da, Ekrem Dumanlı'nın Pazartesi günü yayınlanan Zaman'daki yazısı;
Sayın Başbakanım,Siz de gayet iyi bilirsiniz ki, tevhid akidesine sımsıkı bağlı insanlar, hiçbir kul karşısında eğilip bükülmeden gerçekleri dosdoğru söylemekle mükelleftir. Hele söz konusu milletin himmetiyse! Zor zamanda hak ve hakikati haykırmak, tarihî bir hatanın önüne geçmek, O’na inanan her bir fert için vazife-i kutsiye haline gelir.
Milletin kaderinde derin izler bırakacak bir konuda gördüğümüz hakikatleri söylemeye mecburuz. Zira, “Hakkın hatırı âlidir”. Öyle ümit ederim ki, idareci olmanın ağır sorumluluğunu taşıyan sizler de kardeşlerinizden gelen tenkit ve teklifleri duymak istiyorsunuzdur.
Konuşmalarınızdan anlaşılıyor ki kırgınsınız, dargınsınız. İnanın sizi seven, size itimat eden insanlar da en az sizin kadar kırgın ve dargın. “Eğitimin onca problemi varken neden dershaneleri kapatıyorsunuz?” sorusunun karşılığı yok çünkü. Kelime oyunları ile yapılan ambalajlar, gönüllerde oluşan yarayı sarmaya yetmiyor. Bir zamanlar kanun zoruyla kapatma ve dönüştürmenin mağduru iken, şimdi bu kavramları sık sık kullanmanız insanların yüreğini burkuyor. Hal böyle olunca mevzu sadece dershanelerin kapanıp kapanmaması ile sınırlı kalmıyor, derin endişeler, insanların vicdanını sızlatıyor. Şu yaşanan sürece insanlar bir anlam veremiyor.
BARİ BU İNSANLARA KULAK VERİN
Bir tıkanmışlık var. Toplumun bütün kesimlerinden yükselen ricanın bir ağırlığı olması gerekiyor çünkü: 60 yılını davaya adamış Hekimoğlu İsmail feryat ediyor; “Kapatırsanız en çok ben üzülürüm, kırılırım, darılırım.” diyor, duyan yok. Doğu’nun, Güneydoğu’nun kanaat önderleri, “Aman ha! Sakın ha kapatmayın!” diye istirham ediyor; dikkate alan yok. Eğitimciler, sosyologlar, hukukçular, iş dünyası “Bu işte bir yanlışlık var.” diyor; sesleri adeta bir duvara çarpıp geri dönüyor. Cuma günü paydaşlar platformu, 3 bin dershaneyi temsilen basın toplantısı yaptı. Adamlar feryat ediyor; ama bakanlık yetkilileri ikna odalarında kendi masalları eşliğinde derin bir uykuya dalmış durumda. Dershane sektörünün yüzde 70’ini temsil eden bu kişilerin haberini bazı basın kuruluşları tek satırla bile olsa haber yapamıyor. Kimden endişe duyuyor, neden çekiniyorlar; tarih bunları bir gün mutlaka yazacak…
İnanın Sayın Başbakanım,
Konu sadece “cemaat duyarlılığı” ile sınırlı değil. Beşiktaş Meydanı’na öğrencileriyle gelip “Sayın Başbakanım, saatimizi bile satarak dershane kurduk, lütfen kapatmayın!” diyen Arşimet Dershanesi’nin sahibi kendi çilesini arz ediyor. Final Dershanesi sahibi Zeki Çobanoğlu feryat ediyor: “236 şubem var, biri bile okula dönüşemez.” Donanım Dershanesi’nin kurucusu Emre İpek, “Eşimle beraber kurduk.” dediği dershanesi için “Şimdi yuvamızı kapatmak istiyorlar.” diyor. Bu insanların hiçbir “cemaat” ile alakası yok. Üzücü bir terkiple ‘karşı taraf’ demenizi derin bir teessür ile karşıladı sevenleriniz. Sesimizin yüksekliği, sadece ‘yüzde 25’ dediğiniz insanların haklarını savunduğumuz için değil; bütün sektörün hissiyatını ifade ettiğimiz ve halkın tamamının yaşayacağı sıkıntıya tercüman olduğumuz içindir.
DAHA YAŞANMADAN BU SIKINTI SİZLERE ANLATILDI
Sayın Başbakanım,
“Cemaatin içindeki insanlarla dershane konusunu konuştuk.” diyorsunuz. Haklısınız. Konuşuldu; ancak her konuşmada size, “Bu çok yaralayıcı olur, duygusal bir kopuşa neden olur...” denildi. Allah şahit ki bu mevzu her açıldığında kanun zoruyla dershanelerin kapısına kilit vurulmasının yanlış olacağı size iletildi. Ve sanıldı ki sizin nezdinizde hiçbir beklentiye girmeden destek veren o gönül dostlarınızın bir hatırı var. Sanıldı ki kardeşlerinizin samimi itirazları nazar-ı dikkate alınıyor. Şimdi büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Yaptığınız bütün hayırlı işlerde size var gücüyle destek verenler, “mezardan kalkıp” Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlayanlar sizin mükerreren söylediğiniz bir çift söze gönül bağlamıştı: “Ben Rabb’ime söz verdim; benim dönemimde insanımıza zarar verilmeyecek.” Şimdi “bu ülkenin sevdalıları”, yapmayı düşündüğünüz bir icraatın sadece kendilerine değil; ülkeye büyük zarar vereceğini düşünüyor. Hal böyleyken bu ısrar niye?
Lütfen etrafınızdan başlayarak kamu vicdanını bir yoklayın. Göreceksiniz ki herkes “Ben de dershanelerin kapatılmasına karşıyım.” diyor. Parti kurmaylarınızdan değişik cemaatlere kadar size doğrudan bir şey diyemeyen insanlar, “Keşke bu duruma düşülmeseydi.” diyor. Bunca zamandır tartışılan bir konuda makul bir gerekçeyle ortaya çıkıp sizi destekleyen bir insan göremedim. “Kapatmıyoruz, dönüştürüyoruz.” lafı sadece kelime oyunu olarak kalıyor maalesef. Hal böyle olunca mevzu bambaşka vadilere kayıyor.
Mesela “kara propaganda”. Biz somut bir belge üzerinden kamuoyunu bilgilendirdik ve istedik ki bir yetkili çıksın bu kabul edilemez ‘taslak’ın yanlış olduğunu söylesin. Özel sektörün devletleştirilmesi korkunç bir yanlış çünkü. 11 yıllık iktidarınızda ortaya koyduğunuz demokratik vaatler ve uygulamalar “kamu zoruyla dönüştürme” lafını reddediyor. Kaldı ki ilk gün Bakanlık yetkilileri tarafından “yalan” denen her şeyin, gerçeğin ta kendisi olduğu ortaya çıktı.
Bir de şamar benzetmesi var. Şifahen yapılan bir açıklama olduğu için canlı yayın kazası gibi algıladım şahsen. Zira cümle âlem bilir ki biz Yunus mesleğinin muhabbetiyle hep şu mısraları okuyup durduk hayat boyunca: “Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş gönülsüz gerek...” Elhak kendi hususi işlerimiz için tercih ettiğimiz yol yine, ‘Bizim Yunus’un gösterdiği erkândır; lakin dershane konusunda susmadık, susamazdık da; umumun hakkı söz konusu olduğunda var gücümüzle hakikatleri söylemek hem boynumuzun borcudur hem size olan sevgi ve saygımızın gereğidir. Hakkı müdafaa ederken dürüstçe ve mertçe konuşmamız “şamar atma” gibi mütecaviz bir benzetmeye tâbi tutulamaz...
Dershane konusunda size hissiyatımız defalarca ifade edildi ama zerre miktar dikkate alınmadı. Kaldı ki bu camia sizden bir kerecik bile grupçuluk yaparak bir şey istemedi. Hep ülkemiz ve insanımız için sizinle konuşuldu. Adeta bir ulufe üslubuyla söylenen “ne istediler de vermedim” lafı bile, maalesef, kırıcıdır, üzücüdür.
HALKA ŞİKÂYET HAKK’A ŞİKÂYETE DÖNÜŞMEDEN
Sayın Başbakanım,
Yüreğine ateş düşmüş insanımız, bu yapılmak istenen zoraki dönüşümü şimdilik halka şikâyet ediyor. Bu feryadı polemiklerle susturmak sorunu çözmez; derinleştirir. Kırılmamak da lazım; zira insanlar en demokratik haklarını kullanıyor. Onlara kulak verme ve problemi çözme yerine, her söylenen sözü alınganlıkla karşılamak yanlış. Bu mağdur ve mazlum insanların âhını almamak lazım. Bugün halini halka arz edenler, bilmecburiye, yarın Hakk’a arz etmek zorunda kalır. Mevzuu buraya getirmeden çözmek şart...
Neredeyse bir buçuk ay önce dershane meselesinin bu üzücü noktaya kadar gelip dayanacağından endişe etmiş ve sizi meseleye el koymaya, acizane, davet etmiştim. Bir dostumdan duyduğuma göre o yazıya bile alınmışsınız. Hayretler içinde kaldım. Zira o gün aynen şöyle demiştim: “Dershane konusundaki kördüğümü Başbakan Erdoğan çözmeli. Nasıl mı? Tıpkı başka konularda olduğu gibi halkın dershane mevzuundaki endişelerini dikkate alarak…” Bugün göstere göstere gelen bir kaza yaşandı; daha ötesi daha büyük bir iletişim kazasıdır...
Sayın Başbakanım,
Lütfen manzarayı bihakkın görün, goygoycu arkadaşların, alkışçı meslektaşların hakperestlikten uzaklaşarak her icraatınızı tezahürat coşkusuyla kutsaması yanıltıcı olabilir. Aslında o kardeşlerim bu yaptıklarıyla size fayda değil zarar veriyor; çünkü kardeşlik hukuku, eğriye eğri, doğruya doğru demekten geçiyor. Bugünkü manzara aynen şöyledir: Hiç kimsenin makul bulmadığı kanun zoruyla dershane kapatma/dönüştürme, halkın yüreğinde derin bir yara açmaktadır.
Hiç kimsenin istemediği bir konuda orta yol bulmak sizin siyasî tecrübenize yakışan bir davranıştır. Örnekleri çoktur. Halkın itirazlarını sizin kadar dinleyen ve kararını yeniden gözden geçiren bir lider göstermek hiç de kolay değil. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan bakanlarınıza, eğitim sektöründen çocuklarının üniversite okuması için binbir fedakârlığa katlanan ailelere kadar herkes dershanelerin kanun zoruyla ortadan kaldırılmasını endişeyle karşılıyor. Konunun tartışılmasını, paydaşların dinlenmesini, herkesin uzlaşacağı ve neslimizin daha iyi yetişmesine vesile olacak formülün bulunmasını herkes istiyor.
Yeri geldiğinde karşı çıkmak dürüstlüğün göstergesidir, her şeye doğru demek, takiye emaresidir. Madem insanlar civanmert bir eda ile size, “Bu yanlıştır...” diyor, onlara kulak vermek bir nakise değil fazilettir. Halk sizden bunu bekliyor. Aksi takdirde açılan yarayı tedavi etmek, değil on yıl, sonsuza kadar sürecektir. Değer mi Allah aşkına?
(Zaman Gazetesi, 25 Kasım 2013)





