Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum heyetleri Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York’a gitmeden çok önce diplomasi faaliyette idi. Bir yandan İngiliz diplomatlar, diğer yandan Amerikalılar ve Genel Sekreter Ban Ki-moon’un özel temsilcisi Alexander Downer ve ekibi yoğun gayret içerisindeydiler. 

Amaç? 


Basit… Her yıl olduğu gibi bu seneki BM Genel Kurulu dolayısıyla New York’ta olacak olan adadaki iki halkın liderlerini bir araya getirmek, çözüm çabalarına ivme kazandırmak. 

Şimdiye kadar oldu mu bu iş? 

Yoook… 


Niye? 


Rum tarafının büyük bir takıntısı var da ondan. Neymiş o? Efendim Kıbrıs Rum lideri New York BM Genel Kuruluna üye bir devletin devlet başkanı sıfatıyla katılıyormuş, Genel Kurul sırasında Kıbrıs Türk lideri ile görüşür ise onu “toplum lideri” seviyesinden devlet başkanı seviyesine taşıyabilir en azından öyle bir algı yaratabilirmiş, dolayısıyla olamazmış… 


Bu adamlar resmen hasta… 


Bu ne takıntı kardeşim? 


Kıbrıs görüşmelerinin statüsü ne? Kimler arasında gerçekleşiyor? İki toplum arasında bir süreç değil mi bu? İki toplumun liderleri görüşmüyor mu, görüşebildiklerinde? 

Şimdi Lefkoşa’da, Cenevre’de hatta Genel Kurul dönemi hariç New York’ta veya BM’nin çiftlik evinde görüştüğünde liderler sorun yok, Genel Kurul sırasında var? 
Hikaye bunların hepsi? Adamlar resmen takıntılı. Resmen buldukları her fırsatta Kıbrıs Türk tarafını aşağılayabilmek için bin dereden su getirip olmadık işler yapıyorlar. 
Niye? 

Çözüm falan istedikleri yok, dertleri zamana oynamak olur ya bir gün Mehmet Ali Talat gibi “ille de çözüm, aman ha çözüm, çözüm olsun da ne olursa olsun” siyasetinden daha da tavize elverişli bir Kıbrıs Türk lideri çıkar ise Kıbrıs Türk halkını “Kıbrıs ulusu” içinde eriterek, bu sorunu Kıbrıs Türküne kişisel haklar vererek, toplumsal hakları, ortaklık haklarını hiç ederek çözüvermek… 


Nihayette New York’ta görüşme falan olmadı… Sosyal yemek dediler, o bile gerçekleşemedi. Nikos Anastasiades “Iııh” dedi, ısrar etti, hiçbir ara formüle geçit vermedi. 

Yahu bu adam değil miydi seçimden önce çözüm istediğini falan söyleyen, kapalı kapılar arkasında “gevşek federasyon” hatta “konfederasyon” gibi lafları telaffuz edip, “efektif yönetim şartları sağlanması şartıyla” her türlü çözüme hazır olduğunu söyleyen? 

Ama Türk tarafı kazara herhangi bir toplantıya “gelemem” dese, “orada olmaz, başka yerde görüşelim” dese veya “o toplantı sırasında olmaz, birkaç gün sonra arzu edilen yerde varım” dese hemen kampanya başlar, “Derviş Eroğlu zaten çözüm taraftarı değildi ki” teranesi söylenmeye, her türlü psikolojik taarruza yeşil ışık yakılır. 


Kıbrıs görüşmeleri iki toplum arasında, BM şemsiyesi altında, eşitlik temelinde yürütülüyormuş… Hadi canım sende! 


Bu görüşmelerde 50 yıldır bir arpa boyu yol alınamadı. Neden? Bir taraf masaya ısrarla “Kıbrıs Cumhuriyeti” temsilcisi olarak oturtuluyor. Diğer tarafa da “eşitsin” denilip “Kıbrıs Türk toplumu temsilcisi” adı altında, azınlık temsilcisi olarak o “devlet temsilcisi” karşısına oturtulup çözüm konuşmasını, yani “toplumuna ilave haklar” tartışmasını bekliyorlar. Olmaz, olamaz. Rum tarafının çözümden bir çıkarı yok. Dün de yoktu, bugün de yok. Adamlar “devlet benim. Uluslar arası tanınma benim. Bir tek azıcık bir toprak parçam Türk işgali altında. Eninde sonunda baskıdan bıkıp onu da bana verecekler, Türklere biraz daha kah verip bu işi bitiririz” diyorlar. 


Haklılar mı? Haklılar. 


Cumhurbaşkanı Eroğlu BM Genel Sekreteri ile görüştükten sonra demiş ki yıl sonuna kadar çözümü hedefliyorlarmış. 


Canım cumhurbaşkanım, tamam baskı altındasın ama ne olur komik olma. Yazık oluyor size. Hangi yılın sonundan bahsediyorsunuz? Üç ay sonrasından mı? Adam daha sizinle lütfedip görüşmüyor bile. 

Ha temsilcilerin Türkiye ve Yunanistan ile görüşmeleri kararı alınmasından mı cesaret aldınız, ümitli konuşuyorsunuz? O da hikaye. Yunanistan sizin temsilcinizi alt düzey birkaç diplomatla görüştürüp işi savmak, Rumların Türkiye ile doğrudan müzakereye girmesini sağlamayı hedefliyorlar. 

TC Dışişleri tabii ki uyumuyor. Elbette gönlünü Kıbrıs meselesine vermiş vefakar diplomatlar, eski diplomatlar var, gelişmeleri yakından takip edip gerekli uyarıları yapacaklardır. Ama TC’nin Kıbrıs’tan çok daha çetrefil başka meseleleri, çıkarları, beklentileri de olduğunu ve siz farkına bile varmadan sizi bile kumpasa getirebileceğini de lütfen hesap edip dikkatli olun. 


Kıbrıs sorununun çözülebilmesi için görüşme zemininin düzeltilmesi, iki tarafın eşit oturumunun sağlanması, en azından iyi niyet ve siyasi iradeye rağmen belli bir tarihe kadar federal, konfederal her ne halt ise çözüm olmuyor ise kadife boşanmayı, konuşarak ayrılmayı, ayrı devletler olarak devam etmeyi artık net olarak ortaya koymak şarttır. 


Geride bırakılan dönemin özeti olan “yakınlaşmalar” belgesinden de açıkca görüleceği gibi eğer zemin düzeltilebilir Rumlara en azından ne kaybedebilecekleri gösterilerek faturanın ne olacağı ortaya konabilir ise, evet Yılanbaşına kadar hatta daha önce çözüm olabilir çünkü geriye kalan çetrefil konular Türkiye, Yunanistan ve belki de AB’nin katılacağı bir zirve ile hallolacak nitelikte… 


Çözüm siyasi istek, iyi niyet, özveri gerektirir… Kıbrıs Türk halkı ne kadar acı olursa olsun bu çözüm hapını içmeye ve geleceğini göreceği yeni bir evreye geçmeye kararlıdır ama acaba Rum tarafında durum bu mu? Olmadığını sadece Kıbrıs Türkleri değil Kıbrıs meselesiyle uğraşan herkes bildiğine ve bu durum değiştirilmediğine göre ya çözüm istenmiyor ya da çözüm istenmiyor. 


Bu durum değiştirilmelidir.

(Star Kıbrıs)