Uzun zamandır Kıbrıs Türklerinin çoğunluğunun en büyük kâbusunu gerçekleştirme hayalindeki “”Yeni Türkiye” elbette ki anlamayacaktır. “Eski Türkiye” o hassasiyetleri gayet iyi anlamakta ancak “Önce Türkiye’nin çıkarları” siyasetiyle o hassasiyetleri tanımakta ve saygı göstermekte isteksizdi. Maalesef “Anavatana” karşı çok kuvvetli şükran hisleriyle dolu olan “eski” Kıbrıs Türklerinin birçoğu için de Türkiye’nin çıkarlarını savunmak Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını savunmaktan önce geliyordu. 
Enteresan değil mi? Kıbrıs Rumları propaganda yaparken neredeyse aynı noktalara değinmekle birlikte Kıbrıs Türk psikolojini anlamaya, empati yapmaya gelince hep çuvallıyorlar. Tabii ki temel neden samimi olmamaları… Esasında Kıbrıs Türklerinin durumu hani o arada bir Türkiye’nin bilmem ne ilinde bir “koruyucular” ordusu tarafından acımasızca ırzına geçilen sonra da “mahallenin namusunu korumak için” köylü kızının çoklu ırzına geçme olayının örtbas edildiği vakalara benziyor… Biraz daha genel, biraz daha hoyratça… 

Eski bir Türk büyükelçisi bir sohbetimiz sırasında Kuzey Kıbrıs’ta görevi boyunca kendisini hep bir ada kolonisinde görev yapan İngiliz müstemleke valisi gibi hissettiğini ancak bu durumdan nefret etmekle birlikte “maalesef yapacak bir şey de göremediğini” söylemişti. Rahmetli İnal Batu ağabey de, rahat uyusun, ilk güven mektubunu rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş’a sunarken büyük heyecan duyduğunu, görevi boyunca “devletten devlete ilişki tesis etmeye” özen gösterdiğini ama “Anavatan-Yavruvatan” ilişkisinin de özel olduğunu ve devam etmesi gerektiğini anlatırdı hep özel sohbetlerimizde. 

Ne demek istediğimi siz iyi anladınız. 
Kıbrıs Türk halkı bir ada halkıdır. 

1570’dcen bu güne 450 yıla yakın zamandır kendi ayakları üzerine durabilmeyi başarmaya çalışmakta, en büyük meziyeti kendine yetmede görmektedir. Anavatan her zaman en büyük dayanak, zor zamanlarda başvurulacak bir sığınak, varlığıyla en büyük güvence olagelmiştir. Her ne kadar bugünlerde çeşitli tarikatların at oynattıkları, yarış içine girdikleri bir kontrolsüz arena gibi görünse de her zaman aydınlığın, dayanışmanın ve “ayrı bireylere saygı ama birlikte varız” desturunun alabildiğince köklendiği bir yerdir Kıbrıs Türk toprağı. 


Türkiye’ye ve Türklüğe saygı her zaman önemli olmuştur. Küçücük bir aşırı sol grubun arada bir sergilediği – ve elbette ki gösteri ve ifade hakkı çerçevesinde muhakkak saygı gösterilmesi gereken – Türkiye karşıtı, bazen haddini aşan gösterilerin haricinde Kıbrıs Türkü hep Anavatanına saygılı ve şükran dolu olmuştur. Ankara’daki hükümetin patronvari davranışları ve hatta kabalığı ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kabul edilemez kaba ifadeleri nedeniyle son yıllarda birkaç toplu protesto gösterisi yapılmış olsa da elbette ki Türk elçileri İngiliz valilerin adadaki koloni yönetiminin son üç on yılında yaşadıklarından her zaman kat be kat konforlu olmuşlardır. 


Biliyorum “müstemleke” lafından hem sevgili büyükelçi hem de Ankara son derece rahatsız olmaktadır ancak gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gerekse diğer Avrupa ve uluslararası kuruluşların ısrarla KKTC’yi Türkiye’nin “alt birimi” olarak görmeleri sizce abartılı mı? Veya istediği kadar milliyetçi, sağcı, solcu, sosyalist olsun hangi hükümet Lefkoşa’da hükümet olabilmiş, “bu toprağın yönetim erki benim” diyebilmiştir? 


Bilhassa devlet bütçesinin 1/4ünden fazlasını ve yatırım bütçesinin hemen hemen tümünü veren üstelik de “parayı veren düdüğü çalar” kafasındaki mevcut Ankara hükümetinin KKTC’de gerek yasama, gerekse yürütme alanında birçoğumuzun algıladığı anlamda demokrasiye veya yerinden yönetim denilen otonomiye dahi tahammül gösterebildiğini söyleyebilir miyiz? 


Mesela, son günlerde sevgili Serdar Denktaş “KKTC hava yolu kurulacak, kendi uçağımızla uçacağız” şarkısını söylemekte her fırsatta. KTHY nasıl battı? Heathrow’daki slotlar nasıl peşkeş çekildi? Nasıl Kıbrıs uçuş hakları sultanın uygun gördüğü Türk özel sektörüne verildi ve hatta Ercan nasıl özelleşti? “Zarar eden kamu kuruluşlarını bırakın batsınlar, benim özel sektörüm daha iyi ve ucuz hizmet verir” demedi mi hep Ankara’nın hâkimleri? 

Doğrudur, şaka gibi gelebilir Kıbrıs Rumlarına, Kıbrıs sorununu takip edenlere, birçok kişiye ama bir vakıadır Kuzey Kıbrıs’ta siyasi görüşüne bakılmaksızın halkın büyük bir çoğunluğunun küçük nüanslarla çözüm istencinde birleşmesi. Niye olmuştur bu? Niye 1975’lere göre büyük farklılık vardır? 

Bir halk düşünün. Ortakları nasıl onları esir edip, ileri azınlk haklarıyla köleleştirmeyi planlamakta. Anavatan dedikleri, güven duydukları Türkiye artık “parayı ödeyen düdüğü çalar, ben ödüyorsam KKTC’de benim dediğim olacak, işte o kadar” hoyratlığını gösteriyor. Avrupa Birliği dâhil tüm uluslararası toplum izolasyonlarda ısrar ediyor, futbol karşılaşması yapılmasına bile müsaade etmiyor… 

Demişler ya tecavüz kaçınılmaz ise yat keyfine bak, vaziyet aynen öyle… 

Türk kültüründe tüm kimliği kaybetmek, büyük içinde bırakın nüans olabilmeyi tümüyle yok olmak, Türk çorbasında mercimek olmak mı? Yoksa onurlu bir barış ile Kıbrıs Rumuyla birlikte ortak bir gelecek kurmaya çalışmak mı? 

Kıbrıs Türkünün çözümden başka bir alternatifi sizce var mı? 

Federasyon, konfederasyon içinde ortak devlet veya anlaşmayla iki dost yan yana devlet… Ne olursa, çözüm şarttır.

(Star Kıbrıs)