İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılmasına yol açan Brexit referandumu, dönemin Başbakanı David Cameron'un girişimiyle 23 Haziran 2016'da gerçekleştirildi. Referandumda seçmenlerin yüzde 51,9'u Avrupa Birliği'nden ayrılma yönünde oy kullanırken, İngiltere yaklaşık yarım asırlık üyeliğin ardından 31 Ocak 2020 tarihinde resmen AB'den ayrıldı.
Brexit sürecinin mimarları arasında yer alan Muhafazakâr Parti hükümetleri, ayrılığı ülkenin egemenliğini güçlendiren tarihi bir adım olarak sunarken, İşçi Partisi uzun yıllar boyunca Avrupa ile yakın ilişkilerin korunmasından yana tavır aldı. Her ne kadar Brexit'in geri çevrilmesini savunmasa da parti yönetimi, Avrupa ile ekonomik ve siyasi bağların mümkün olduğunca güçlü tutulmasını destekledi.
Bu yaklaşım, 4 Temmuz 2024 seçimlerinde İşçi Partisi'nin ezici bir zafer elde ederek iktidara gelmesiyle birlikte hükümet politikasına dönüştü.
Starmer'ın Hedefi: Brexit'i Geri Almak Değil, Sonuçlarını Yönetmek
Başbakan Keir Starmer göreve geldiği günden bu yana Avrupa Birliği'ne yeniden katılmanın, ortak para birimi euroya geçmenin veya tek pazara dönüşün gündemlerinde olmadığını sık sık vurguladı.
Ancak Starmer hükümeti aynı zamanda Brexit'in meydana ekonomik ve ticari sorunların azaltılması gerektiğini savunuyor. Bu nedenle Londra'nın yeni stratejisi, Brexit'i tersine çevirmek yerine Avrupa ile daha işlevsel ve pragmatik bir ilişki kurmak üzerine şekilleniyor.
Bu politika, özellikle İngiliz ihracatçıların karşılaştığı bürokratik engellerin azaltılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ekonomik büyümenin desteklenmesi hedefleriyle doğrudan bağlantılı görülüyor.
Ticaret İlişkilerinde Yeni Arayış
Brexit sonrasında İngiltere ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret hacmi tamamen ortadan kalkmasa da işletmeler için maliyetler önemli ölçüde arttı. Özellikle gıda, tarım ve küçük ölçekli ihracat yapan şirketler yeni gümrük uygulamalarından olumsuz etkilendi.
İşçi Partisi hükümeti bu nedenle Avrupa ile yeni ticaret kolaylıkları üzerinde çalışıyor. Tarım ve gıda ürünlerinde denetim süreçlerini azaltacak düzenlemeler, teknik standartların uyumlaştırılması ve sınır işlemlerinin sadeleştirilmesi müzakere edilen başlıklar arasında yer alıyor.
Ekonomistler, İngiltere'nin Avrupa pazarına erişiminin kolaylaştırılmasının büyüme hedefleri açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtiyor.
Gençler İçin Avrupa Kapısı Yeniden Aralanabilir
Londra ile Brüksel arasındaki görüşmelerde en dikkat çekici başlıklardan biri ise gençlik hareketliliği programı.
Taraflar, belirli yaş grubundaki gençlerin karşılıklı olarak eğitim alabilmesi, staj yapabilmesi ve çalışma deneyimi kazanabilmesini sağlayacak yeni bir sistem üzerinde çalışıyor. Brexit sonrasında sona eren Erasmus benzeri fırsatların bir kısmının yeniden hayata geçirilmesi ihtimali özellikle üniversiteler ve gençler tarafından yakından takip ediliyor.
Bu konuda tam bir anlaşmaya henüz varılmış olmasa da diplomatik kaynaklar müzakerelerde önemli ilerleme sağlandığını belirtiyor.
Savunma ve Enerji Alanında Ortak Çıkarlar
Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa'nın güvenlik mimarisinde yaşanan değişim de İngiltere ile AB arasındaki yakınlaşmayı hızlandıran faktörlerden biri oldu.
İngiltere, NATO'nun en güçlü üyelerinden biri olmayı sürdürürken Avrupa güvenliği konusunda da kritik rol üstleniyor. Bu nedenle savunma sanayii iş birliği, ortak güvenlik projeleri ve istihbarat paylaşımı son dönemde ilişkilerin en hızlı gelişen alanları arasında yer alıyor.
Benzer şekilde enerji güvenliği ve karbon piyasalarının entegrasyonu da tarafların ortak çıkarlarının kesiştiği başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
22 Temmuz Zirvesi Yeni Dönemin Yol Haritasını Çizebilir
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Avrupa Birliği liderlerinin 22 Temmuz'da Brüksel'de gerçekleştireceği zirve, Brexit sonrasında kurulan yeni ilişkinin en önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Zirvede ticaret kolaylıkları, gençlik hareketliliği, enerji iş birliği ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik somut adımların ele alınması bekleniyor.
Uzmanlara göre taraflar arasında AB üyeliğine dönüşü içermeyen ancak ekonomik ve siyasi iş birliğini derinleştiren yeni bir model şekilleniyor. Brexit'in ardından uzun süre mesafeli seyreden ilişkilerde yaşanan bu değişim, hem Londra'nın ekonomik önceliklerinin hem de Avrupa'nın güvenlik ve rekabetçilik ihtiyaçlarının bir sonucu olarak görülüyor.
Temmuz ayındaki zirve, İngiltere ile Avrupa Birliği arasında son altı yıldır devam eden ayrışma sürecinin ardından yeni bir yakınlaşma döneminin başlangıcı olarak tarihe geçebilir.