DÜNYA

Reform UK’nin “Türk berber ihbar hattı” planına tepkiler artıyor

İngiltere’de Reform UK, yasa dışı işçi çalıştırdığı düşünülen işletmelerin halk tarafından ihbar edilmesini öngören yeni planıyla bir kez daha Türk toplumunu hedef göstermekle suçlandı.

İngiltere’de göç ve güvenlik politikalarıyla öne çıkan Reform UK, High Street’lerde faaliyet gösteren işletmelerde yasa dışı çalıştırma ve organize suçla mücadele gerekçesiyle yeni bir ihbar mekanizması kurulmasını önerdi. Ancak planın kamuoyuna sunuluş biçimi, ülkedeki Türk toplumu ve özellikle Türk berber işletmeleri açısından yeni bir tartışma başlattı.

Reform UK’nin İçişleri Sözcüsü Zia Yusuf tarafından 6 Ağustos Perşembe günü açıklanan pakete göre vatandaşlar, yasa dışı işçi çalıştırdığından şüphelendikleri işletmeleri yetkililere bildirebilecek.

Polis ve Ticaret Standartları birimlerinin güvenilir ihbarları soruşturması öngörülürken, yapılan ihbarın başarılı bir yaptırım veya kovuşturmayla sonuçlanması halinde ihbarda bulunan kişilere, tahsil edilen cezalardan finansal ödül verilmesi planlanıyor.

“Yasa dışı çalışmayı fiilen suç olmaktan çıkardılar”

Zia Yusuf, Muhafazakâr ve İşçi Partisi hükümetlerini yasa dışı çalışmayla yeterince mücadele etmemekle suçladı.

Yusuf, Reform UK’nin iktidara gelmesi halinde yasa dışı işçi çalıştıran işverenlere yönelik cezaların ciddi biçimde artırılacağını belirterek, şirketlere küresel cirolarının yüzde 10’una kadar para cezası verilmesini ve bazı üst düzey yöneticilerin hapis cezasıyla karşı karşıya kalmasını önerdi.

Ancak Yusuf’un basın toplantısına ilişkin yayımlanan metinlerde özellikle Türklerden söz edilmedi.

Buna karşın Reform UK’nin politikayı kamuoyuna sunma biçimi, kısa sürede “Türk berber” ifadesinin planla özdeşleşmesine yol açtı.

İngiliz basınında Reform lideri Nigel Farage’ın “Turkish Barber tip line” yani “Türk berber ihbar hattı” kurulmasını vaat ettiği aktarılırken, BBC, Daily Mail, The Independent ve The Telegraph da haberlerinde Reform’un planını aynı ifadeyle tanımladı.

Jenrick: “Şüpheli Türk berberler High Street’leri düzensiz gösteriyor”

Tartışmayı daha da büyüten açıklama ise Reform UK Hazine Sözcüsü Robert Jenrick’ten geldi.

Jenrick yayımladığı videoda “şüpheli Türk berberlerin” High Street’leri “dağınık” gösterdiğini ve yasalara uygun çalışan işletmelerin yerini aldığını savundu.

Jenrick’in Türk berberlere yönelik sözleri yeni değil.

Mayıs 2025’te henüz Muhafazakâr Parti milletvekiliyken Londra’daki suç ve kamu düzeni sorunlarını konu alan bir sosyal medya videosunda Jenrick, “garip Türk berber dükkânlarını” bisiklet hırsızlığı, telefon hırsızlığı, mağazalardan hırsızlık ve uyuşturucuyla aynı bağlamda değerlendirmişti.

Tepkilerin ardından Jenrick, “birçok Türk berberin iyi yerel işletmeler olduğunu” kabul etmek zorunda kalmıştı.

Farage da Türk berberleri daha önce hedef aldı

Reform UK lideri Nigel Farage da uzun süredir Türk markalı berberleri siyasi söyleminin bir parçası haline getiriyor.

Farage daha önce yayımladığı bir videoda İngiltere’de Türk berberlerin sayısındaki artışı sorgulamış, bazı dükkânların az müşteriye rağmen nakit para kabul ettiğini ve arkalarında pahalı araçların bulunduğunu öne sürmüştü.

Farage’ın bu yaklaşımı, dönemin Toplumlar Bakanı Miatta Fahnbulleh tarafından “köpek düdüğü siyasetiyle ırkçılık” ve “bölücü siyaset” yapmakla eleştirilmişti.

Türk berberlere yönelik bu söylem, sektörde de tepkiyle karşılandı.

Glasgow’da G11 Barbers adlı işletmenin sahibi Ali Ghasr, Şubat ayında dükkânının camlarını Farage’ın 13 farklı saç modeliyle hazırlanmış fotoğraflarıyla kaplayarak tartışmaya mizahi bir yanıt vermişti.

Ghasr, LBC’ye yaptığı açıklamada Türk berberlerin dolandırıcılık veya vergi kaçakçılığıyla ilişkilendirilmesinin haksız olduğunu belirterek kendi işletmesinde kartla ödeme kabul edildiğini ve çok sayıda müşteriye hizmet verdiklerini söylemişti.

Suçla mücadelede sorun gerçek, ancak “Türk” bağlantısının kanıtı nerede?

İngiltere’de berber dükkânları ve diğer nakit ağırlıklı işletmeler üzerinden yürütülen bazı ciddi suç faaliyetlerinin güvenlik birimlerince tespit edildiği konusunda ise tartışma bulunmuyor.

Ulusal Suç Ajansı’nın (NCA) 2025 ilkbaharında yürüttüğü Operation Machinize operasyonunda 380 işletme hedef alınmış, 84 arama kararı uygulanmış ve 35 kişi gözaltına alınmıştı.

Operasyon kapsamında en az 10 işletmenin kapatıldığı, toplam değeri 1 milyon sterlinin üzerinde banka hesaplarının dondurulduğu açıklanmıştı. Güvenlik güçleri ayrıca yasa dışı çalıştırma şüpheleri ve modern kölelik mağduru olabilecek kişilerle de karşılaşmıştı.

Ancak NCA, söz konusu operasyonu “Türk suçluluğu” olarak tanımlamadı.

Aksine kurumun uyarısı; berberler, elektronik sigara mağazaları, güzellik ve tırnak salonları, Amerikan tarzı şekerleme dükkânları ve oto yıkamalar gibi geniş bir nakit ağırlıklı işletme grubuna yönelikti.

Bu işletmelerin, suç örgütleri tarafından yasa dışı gelirleri yasal ticari kazançlarla karıştırmak amacıyla kullanılabileceği belirtildi.

İngiliz hükümetinin 2025 Ulusal Risk Değerlendirmesi de berberleri, oto yıkamalar ve tırnak salonlarıyla birlikte kara para aklama açısından risk taşıyabilecek işletmeler arasında sayıyor. Raporda risk faktörü olarak işletme sahiplerinin Türk olması ya da belirli bir etnik kökene mensup bulunması gösterilmiyor.

Parlamento sorusunda da “Türk” bağlantısı kurulmadı

Reform milletvekili Lee Anderson geçen yıl hükümete özellikle “Türk berber dükkânları” üzerinden kara para aklama konusunda soru yöneltti.

Ancak İçişleri Bakanlığı’nın verdiği yanıtta Türk vatandaşları veya Türk kökenli işletmeler hakkında herhangi bir tespit yapılmadı.

Hükümet, bunun yerine berberler gibi nakit ağırlıklı işletmelerin suçlular tarafından kullanılabildiğini belirtti ve Operation Machinize operasyonunun sonuçlarına dikkat çekti.

Bu durum, Reform UK’nin söylemiyle resmi güvenlik kurumlarının kullandığı dil arasındaki farkı da ortaya koydu.

“Türk berber” ifadesi her zaman işletme sahibinin milliyetini göstermiyor

Tartışmanın bir başka boyutunu ise “Türk berber” ifadesinin kendisi oluşturuyor.

İngiliz basınında daha önce yayımlanan bazı araştırmalarda, “Turkish barber” adıyla faaliyet gösteren işletmelerin önemli bölümünün aslında Türkler tarafından işletilmediğine dikkat çekilmişti.

The National’ın 2025 yılında yayımladığı bir habere göre, Türk markası veya “Turkish barber” konsepti kullanan bazı işletmeler Kürt veya Arnavut kökenli kişiler tarafından işletiliyor.

Dolayısıyla İngiltere’de “Türk berber” ifadesi giderek işletme sahibinin milliyetinden çok erkek kuaförlüğünde belirli bir hizmet ve işletme tarzını tanımlayan ticari bir kavrama dönüşmüş durumda.

Türk toplumu “hedef gösterme” endişesi yaşıyor

Reform UK’nin yeni ihbar hattı planı, yasa dışı çalıştırma ve organize suçla mücadele gibi meşru bir hedef üzerine kurulsa da, özellikle “Türk berber” söyleminin öne çıkarılması İngiltere’deki Türk toplumunda damgalama tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.

Eleştirilerin merkezinde, suçla mücadelede belirli işletme türlerinin denetlenmesiyle bir ulusal veya etnik kimliğin suçla ilişkilendirilmesi arasındaki çizginin aşılmaması gerektiği görüşü bulunuyor.

İngiltere’de güvenlik kurumlarının verileri, nakit ağırlıklı işletmelerin suç örgütleri tarafından istismar edilebildiğini gösterirken, mevcut resmi açıklamalarda bu riskin Türk işletmeleri veya Türk toplumuna özgü bir sorun olduğuna dair bir tespit bulunmuyor.

Bu nedenle Reform UK’nin “Türk berber ihbar hattı” şeklinde kamuoyuna yansıyan politikası, yasa dışı çalışma ve kara para aklamayla mücadele tartışmasının ötesine geçerek, İngiltere’de yaşayan Türk toplumunun siyasi söylemde nasıl temsil edildiği konusunda yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemiş durumda.

“Türk berber” tartışması büyüyor: Söylem gerçek işletmeleri de vuruyor

Resmi denetim verileri, Türklerin işlettiği berberlerin diğer berberlere, nakit ağırlıklı işletmelere veya farklı topluluklara kıyasla daha yüksek oranda suç işlediğini gösteren herhangi bir etnik dağılım ortaya koymuyor. Buna rağmen siyasi söylemde “Türk” kelimesinin başlı başına bir şüphe göstergesi haline gelmesi, İngiltere’de faaliyet gösteren yasal işletmeler açısından ciddi endişe meydana getiriyor.

Bu ayrım büyük önem taşıyor.

Bir işletmenin yasa dışı işçi çalıştırdığı, kara para akladığı, vergi kaçırdığı veya organize suç faaliyetlerine karıştığına ilişkin kanıt bulunması halinde işletmenin soruşturulması ve yaptırım uygulanması, hukukun uygulanması anlamına geliyor.

Ancak “Türk” kelimesinin kendisinin şüphe nedeni olarak kullanılmaya başlanması, bambaşka bir risk yaratıyor: Suçun belirli bir etnik veya ulusal kimlikle özdeşleştirilmesi.

Yasalara uyan berberler: “Müşterilerimiz gitmeye başladı”

Siyasi söylemin yasalara uygun faaliyet gösteren işletmeleri de etkilemeye başladığına ilişkin somut örnekler bulunuyor.

Bristol yakınlarındaki Keynsham kentinde Turkish Style Barbers adlı işletmeyi işleten Alan Ahmea, Reform UK’nin son açıklamasının ardından The Independent’a yaptığı açıklamada, bazı müşterilerin dükkânının yasa dışı işçi çalıştırdığı veya vergi kaçırdığı endişesiyle başka yerlere gitmeye başladığını söyledi.

Ahmea, “Çok çalışıyoruz, her şeyi yasalara uygun yapıyoruz ve vergilerimizi ödüyoruz” diyerek bazı işletmelerde yaşanan usulsüzlüklerin tüm Türk tarzı berberlerin şüpheyle karşılanmasına yol açmaması gerektiğini vurguladı.

Ancak son dönemde yaşanan bazı olaylar, sosyal medyada ve siyasi söylemde yayılan şüphelerin ne kadar kolay biçimde düşmanlığa ve şiddete dönüşebileceğini de ortaya koyuyor.

Kuzey İrlanda’da Türk berber dükkânına saldırı

Bu yıl 9 Haziran’da Kuzey İrlanda genelinde yaşanan ırkçı ve göçmen karşıtı olaylar sırasında Ballyclare kentindeki bir Türk berber dükkânının camları kırıldı.

Sky News, olaylar sırasında etnik azınlıklara ait ev ve işletmelerin hedef alındığı anlaşılan çok sayıda saldırının gerçekleştiğini doğruladı.

Ancak daha çarpıcı bir örnek Bristol’da yaşandı.

“Türk berber” söylemi bir saldırıda delil olarak kullanıldı

2 Ağustos 2025’te neo-Nazi aşırı sağcı Alina Burns, Bedminster bölgesinde çalıştığı berber dükkânının önünde bulunan Kürt-İranlı berber Mohammed Mahmoodi’ye arkadan baltayla saldırdı ve onu öldürmeye çalıştı.

Mahmoodi saldırıdan mucizevi biçimde hafif yaralarla kurtuldu.

Terör motivasyonuyla gerçekleştirilen cinayete teşebbüs suçundan bu yıl mayıs ayında hapse gönderilen Burns, Mental Health Act kapsamında yapılan değerlendirmede, dükkânın “Türk berberi” olması nedeniyle kara para aklama faaliyetlerine karıştığına inandığını söyledi.

Burns, polisin bu konuda harekete geçmediğini düşündüğünü belirterek saldırısının dükkânın soruşturulmasını sağlayabileceğini ifade etti.

Saldırının ardından savcılar, Burns’ün eyleminin başkalarını benzer şiddet saldırıları gerçekleştirmeye teşvik etmesini istediğini belirtti.

Burada önemli bir ayrım bulunuyor: Burns’ün gerçekleştirdiği saldırıdan Reform UK’nin sorumlu olduğuna dair herhangi bir iddia bulunmuyor.

Ancak olay, etnik kimlikle ilişkilendirilen belirli bir işletme türünün kamuoyundaki söylemlerde sürekli suçla yan yana getirilmesinin yaratabileceği tehlikeyi açık biçimde gösteriyor.

Bir siyasi söylemde “Türk berber” ifadesinin suçla özdeşleşmesi, bu işletmelerin çalışanları ve sahipleri açısından yalnızca itibar kaybına değil, daha ciddi güvenlik risklerine de yol açabilecek bir ortam oluşturabiliyor.

İngiliz Türkleri için eski bir tartışmanın yeni versiyonu

Son tartışma, İngiltere’de yaşayan Türk toplumu açısından geçmişteki siyasi söylemleri de hatırlatıyor.

Türkiye, 2016’daki Brexit referandumu öncesinde göç tartışmalarında defalarca siyasi bir araç haline getirilmişti.

Nigel Farage’ın o dönem liderliğini yaptığı UKIP, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma ihtimaline karşı hazırlanan bir reklam yayımlamış; Türkiye’nin Müslüman nüfusuna dikkat çekilerek milyonlarca Türk vatandaşının Avrupa’ya göç edebileceği öne sürülmüştü.

Farage da dönemin medya açıklamalarında benzer söylemleri sık sık dile getirmişti.

Söz konusu yayın, ırkçılık ve İslamofobi gerekçeleriyle çok sayıda şikâyete konu olmuştu.

İngiltere’nin medya düzenleyicisi Ofcom ise sonunda soruşturma başlatmamış, reklamın rahatsız edici olabilecek nitelikte olduğunu kabul etmekle birlikte siyasi söylemin bağlamı nedeniyle ifade özgürlüğünün özel bir ağırlık taşıdığına karar vermişti.

Aradan yaklaşık 10 yıl geçtikten sonra, “Türk berberler” İngiltere’nin göç ve suç tartışmalarında yeni bir siyasi kısa yola dönüşmüş durumda.

Siyasi söylemin denetiminde büyük boşluk

İngiltere’de siyasi aktörlerin bu tür söylemlerinin denetlenmesi konusunda da önemli bir düzenleyici boşluk bulunuyor.

Seçim Komisyonu, siyasi partilerin ve adayların kampanya materyallerinde neler söyleyebileceği konusunda “çok az kısıtlama” bulunduğunu açıkça belirtiyor. Komisyon, siyasi kampanya içeriklerini genel anlamda denetlemiyor.

Siyasi reklamlar da ticari reklamlardan farklı değerlendiriliyor.

Reklam Standartları Kurumu’na (ASA) göre temel amacı seçmenleri etkilemek olan siyasi reklamlar, normal reklamlar için geçerli olan reklamcılık kurallarının dışında tutuluyor.

Bu nedenle siyasi reklamlar, ticari reklam verenlerin uymak zorunda olduğu yanıltıcı, zararlı veya saldırgan iddialara ilişkin aynı kurallara tabi değil.

Bu özgürlük, demokratik siyasi tartışmanın önemli unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.

Ancak aynı zamanda siyasetçilere, toplumların tamamını daha geniş sosyal sorunların kolay ve kullanışlı bir sembolüne dönüştürmeme konusunda daha büyük bir sorumluluk yüklüyor.

Hedefte sadece berberler yok

İngiltere’nin bazı High Street bölgelerinde organize suç ve yasa dışı çalıştırma sorunu bulunduğu açık.

Hükümet de bu nedenle yeni bir adım atarak 30 milyon sterlinlik High Street Organised Crime Unit oluşturdu.

Yeni birim; şüpheli berberler, elektronik sigara mağazaları, mini marketler ve şekerleme dükkânları gibi işletmeler üzerinden yürütülebilecek organize suç faaliyetlerini hedef alıyor.

Yasa dışı faaliyetlerden sorumlu olanların, milliyetleri veya etnik kökenleri ne olursa olsun, yasaların öngördüğü en ağır yaptırımlarla karşılaşması gerektiği konusunda ise tartışma bulunmuyor.

Ancak mevcut verilerin ortaya koymadığı bir şey var:

Yasalara uygun faaliyet gösteren yüzlerce, hatta binlerce Türk ve Türk markalı işletmenin topluca şüpheli ilan edilmesi.

“Bedelini sıradan işletme sahipleri ödüyor”

İngiltere’deki Türk toplumu, diğer bazı toplulukların sahip olduğu güçlü ulusal lobi ve temsil mekanizmalarından yoksun, daha parçalı bir yapıya sahip.

Bu nedenle Reform UK’nin “Türk berberler” ifadesini siyasi bir söylem aracına dönüştürmesinin bedelini, sıradan işletme sahiplerinin ödemek zorunda kaldığı belirtiliyor.

Üstelik son dönemde yaşanan olaylar, tartışmanın yalnızca siyasi ifadelerden ibaret olmadığını gösteriyor.

Kuzey İrlanda’daki ırkçı olaylar sırasında Türk markalı bir berber dükkânının saldırıya uğraması, Bristol’da bir berberin aşırı sağcı bir saldırgan tarafından neredeyse öldürülmesi ve yasalara uygun faaliyet gösteren işletmelerin müşteri kaybettiklerini bildirmesi, tartışmanın gerçek hayattaki sonuçlarını ortaya koyuyor.

Bristol’daki saldırıda sanığın, saldırısına gerekçe olarak doğrudan “Türk berber” ve kara para aklama iddiasını göstermesi ise tehlikenin boyutunu daha da çarpıcı hale getiriyor.

Bu nedenle eleştirmenlere göre konu artık yalnızca “siyasetçilerin kullandığı sert ifadeler” meselesi değil.

Söz konusu söylemlerin, belirli bir topluluğu ve işletme grubunu suçla ilişkilendiren bir algıyı besleyip beslemediği ve bunun gerçek hayatta ayrımcılık, müşteri kaybı veya fiziksel saldırı riskini artırıp artırmadığı tartışılıyor.

Reform UK’den açıklama gelmedi

Reform UK, haberle ilgili görüşünü açıklaması için davet edildi.

Ancak haberin yayımlandığı saate kadar partiden herhangi bir açıklama alınamadı.

(Kaynak: t-vine.com)