1893 yılında açıklanan nüfus sonuçlarından biraz bahsetmek gerekirse,  İstanbul’da tüm gruplardan hayli nüfus yaşıyordu. 900 bin olan İstanbul nüfusunun 400 binini Müslümanlar oluştururken, 300 binden fazlasını Rum ve Ermeniler oluşturuyor, geriye kalan nüfus ise diğer gruplardı. 

Kent

Müslüman

Rum

Ermeni

Bulgar

Yahudi

Toplam

Erdek

3.070

29.665

18

0

300

33.007

Ayvalık

90

20.313

0

0

0

21.677

İzmir

79.288

53.086

6.810

20

14.909

207.548

Selanik

29.489

36.985

149

1.117

34.523

103.544

Bandırma

29.992

5.487

4.457

0

849

40.912

Bursa

89.663

21.286

5.826

22

2.584

121.590

Gelibolu

25.605

59.153

1.080

1.674

1.604

89.229

Ankara

17.218

1.637

6.225

0

0

25.585

Kayseri

85.163

18.406

24.590

0

0

130.549

Diyarbakır

42.668

192

14.483

0

285

62.870

Suşehri

17.509

1.379

9.711

0

0

28.599

Çeşme

3.677

26.826

0

0

123

30.702

İzmit

19.248

3.576

15.837

13

162

39.789

Silivri

3.821

9.441

875

2.804

965

18.333

Gemlik

15.340

6.575

16.623

0

0

38.822

Serez

31.210

31.148

5

19.494

995

83.499

Kavala

13.175

1.750

35

0

212

15.241

Samsun

33.422

32.925

1.163

41

5

67.624

Bafra

38.936

22.834

1.012

0

0

62.782

Kozan

18.338

0

14.026

0

0

32.507

Van

18.096

0

33.053

0

0

51.149

Muş

42.647

0

53.776

0

0

99.560

 

Şimdi bu rakamlara baktığımızda İstanbul ve İzmir’de neredeyse her 3 kişiden 1’i, Diyarbakır ve Bursa’da her 3 kişiden 2’si Müslümandır. İletişimin günümüze göre çok az olduğu, okuma yazmanın % 20 lerde olan bir milletteki bu oranlarda birbirini kırmadan dökmeden, savaşlar çıkarmadan asırlarca birlikte nasıl yaşandığını anlamamızı zorunlu kılmaktadır.

Görüldüğü gibi bu rakamların varlığında Müslüman kesim “Bu Hıristiyan veya Yahudi nüfusu bizim çocuklarımızı gayri Müslim haline getirecek” dememiş ve sıkıntıda olmamıştır. Ancak günümüze baktığımızda bir buçuk milyonluk Diyarbakır’da 100 gayrimüslim, 15 milyonluk İstanbul’da 1970 yılında 17.855 iken, 1980'de 10.303'e düşmüş olan gayrimüslim sayısı birilerini rahatsız etmekte ve insanlarımız arasında fitneyi körüklemektedir.

Hani derler ya bunu yapanda namazda gözü olan olsa. Atalarımızın yaşadığı dönemlere göre daha az sayıda gayri Müslim olmasına rağmen din elden gidiyor yaygaraları niye? Halk tabiri yetmiş iki buçuk millet bir arada yaşamışken bizler çoğunluğu Müslüman olan çeşitli kimlikteki insanlarımızla yaşantımızda ki sıkıntı niye?

En önemli nedeni halkımızın % 90 ının bilgilenme yönteminin Tv den olursa, kişi başına düşen okunmuş kitap sayısı 0.2 olursa, gazete tirajı 4,5 milyonlarda ise algı operasyonları ile yönetilmemiz, yönlendirilmemiz normaldir. Ancak sosyal yaşamın yapıştırıcısı olan bilgiden yoksunluğumuz, ne yazık ki istenmeyen sonuçlar üretmekte ve sosyal yaşam yer yer dinamitlenmektedir.

Günümüzde var olan ve artarak devam etme meyli olan başkalarına tahammül edememe, “Ya benim gibi ol, ya da terk et veya öl” cahilce ifadesi ülkemizde çatışmalara, kavgalara ve teröre neden olmaktadır. Fikir, ideoloji, din, mezhep, parti, yaşantı,  statü ayrılıkları ne yazık ki bazılarını rahatsız etmekte “Ya biz, ya ötekiler” sloganını üretebilmektedir. Aslında bu gibi insanların zihinsel kodlarında kendilerini insanların efendisi, kendilerinin dışındakileri de köleler olduğunu ifade etmelerine az kaldığı gözlenmektedir.

Bartın’da görev yaptığım 2000 li yıllarda bir şahısla konuşurken şöyle bir anlatımı olmuştu. “1980 öncesinde üniversite yıllarımda İstanbul’da okurken bir gün arkadaşlarla Eminönü’nden vapura binmiştik. Baktık ki bir kişinin koltuk altında Cumhuriyet gazetesi var, biz birkaç kişiydik, gittik onu dövdük ve denize attık.” Bunu keyifle anlatıyordu. Ona “Sonra ne oldu kurtulabildimi?” O “Evet, vapur henüz hareket etmemişti, iskeleye çıktı” Ben de ona “O şahıs zannedersem şunu demişmidir, oh be artık ülkücü oldum, yoksa size küfretmiş ve fikirlerinde daha da sabitleşmiş ve kinlenmişmidir?” O şahıs şaşırdı ve cevap veremedi.

Geçenlerde bir arkadaş Facebook’tan bir görüntü paylaştı. Ülkücü bir grup kitap fuarında İncil ve Hıristiyanlıkla ilgili kitaplar satan kişiyle konuşuyor. Bu grubun başında olan kişi karşı tarafa söz hakkı tanımadan konuşarak, Müslüman mahallesinde salyangoz satılamayacağı temel anlayışıyla konuşma yapıyor ve dışarıya çıkınca sloganlarla grubun yol aldığı görülüyor. Sonuçta o kişilere sormak lazım bu konuşmadan sonra o Hıristiyan olupta kitap satanlar “Aaa biz İslamı bilmiyormuşuz ben şimdi Müslüman oludum artık bu kitapları da satmayacağım” mı? demiştir. Elbette ki değil. O halde bu bir tebliğ metodu mu hayır. Kim ne kazandı? Halbuki kazan kazan metodunda “Bakın bir ehli kitap olarak dini farklı bir ülkede sizler rahatça kitap satabiliyor ve dini propagandanızı da yapabiliyorsunuz. Özgürlük böyle olmalı, biz de Avrupa ülkelerinden camilerin ezan seslerinin açıkça yayınlanmasını ve rahatsızlık duyulmamasını, sizin gibi kitap satışı ve propagandayı da rahatça yapabilmemiz lazım. Bu ifadelerimi umarım paylaşırsınız” demek bulunmaktadır.

Biz hak din sahipleri olarak neden diğer dinlerden korkalım ki? Biz iyi bir millet olarak neden başka kimliklerden korkalım ki? Korkmamızı gerektiren zayflıklarımızmı var? Evet, zayıflıklarımız, zihinsel olgunlaşmamamız ve Yunusları, Mevlanaları, Ahmede Hanileri, Bediüzzamanları yakalayamamızdan kaynaklanmaktadır.

Dinimiz sevgi ve hoşgörü dinidir. Cennet sadece benim ve bizlerin olsun başkası girmesin diyemezsiniz. Rahmet peygamberinin gücü yetseydi Hz Adem’den a.s kıyamete kadar gelecek tüm insanların cennete girmesini isterdi. O kendisine her türlü kötülüğü yapanları dahi kötülüklerine takılmadan hepsinin Müslüman olarak cennete sonsuz hayatta kavuşması için adeta hafakanlar geçirircesine gayret göstermiş ve Allah c.c.  kalplerin kendi ellerinde olduğunu, kendisini yıpratmamasını, kendisinin sadece tebliğle mükellef olduğunu ifade etmiştir. (Ey Muhammed!) Onlar inanmıyorlar diye (üzüntüden) neredeyse kendini tüketeceksin!  Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mûcize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi. ŞuaraSuresi) İşte O nebinin ümmeti olan bizler ülkemizde Kürdünede, lazınada, Arabınada aynı sevgimizi; hıristiyanınada, musevisinede, dinsizinede aynı hoşgörüyü göstermeliyiz.

Peygamberimizin ifadesiyle din kaynaklı savaş sadece dinin yaşanmasına izin verilmemesi halinde o baskıyı, ablukayı kıracak kadar ve düzeyde savunmayı gerektiriyor ki bu cihad küçük cihaddır. Yani canı ortaya koyarak, ölümü göze alarak yapılan cihad küçük cihaddır. Büyük cihad ise; nefsimizle olan yani Allah’ın emir ve yasaklarını uymak, diğer insanlara bu emir ve yasakları bildirmektir. Kırk yıldır devam eden PKK belasını ne Türkler, ne de Kürtler icat etmedi, toplum mühendisliği yapanlarca tezgâhlandı ve bu gün hiç alakası olmayan mağdur ve mazlum Türk ve Kürtler neden birbirine anlamsız bir şekilde kırsın ki? Birileri bunu istiyor ve toplum mühendislerinin ekmeğine bu durum yağ sürecektir. Ülkemin şehirlerinde terör örgütü yol keserek araba yakarken birileri de başka bir şehirde hiç alakası olmayan masum insanların arabasını vatan millet Sakarya diyerek yakmasının vatanla milletle Sakarya’yla alakası yok, alaka sadece birilerinin taşeronu olmak oluyor bilerek veya bilmeyerek.

Bir İngiliz ajanı Hindistan da Müslümanlarla Hinduları birbirine düşürmek için Müslüman kılığına giriyor ve yaklaşan kurban bayramında kesmek üzere alınmış görüntüsünde bir ineği Hindu mahallesinden Müslüman mahallesine bitişik bölgede götürmeye çalışıyor. Bir yandan ineğe çıkışarak, eziyet ederken bir yandan da “Yürü seni kurban edeceğim, etinden de yiyeceğim” gibi sözlerle Hinduları gaza getirir ve Hindular bu şahsın üzerine yürürler, o tartışırken bağırır “Müslüman yokmu? Müslüman öldürüyorlar yetişin” Yetişen Müslümanlar olayı çözmek yerine tartışarak kavgaya tutuşuyor, aradan İngiliz ajan kaçıyor ve sonuçta büyük sayıda Müslüman Hindu ölümleri gerçekleşiyor. İşte bu gibi vakaları yapmak, sürü halindeki insanları yönlendirerek Sivas olayı gibi yap, aradan çık, gaza gelenler hesap versin, K.Maraş’ta Çorum da, Taksim de yap, aradan çık gaza gelenler hesap versin mantığıyla ne yazık ki işleten ve işletilenler çok.

Aklımızı başımıza devşirip ülkemizde birlik beraberliği tesis edecek sevgi ve saygı ortamını hazırlamalıyız, katkı sunmalıyız. Yoksa ülkemiz dünyada denge unsuru olacak bir ülke iken yangın yerine dönmüş , parçalanmış bir hale gelir de haberimiz bile olmaz.