Üç, dört arkadaş koyu bir sohbet halindeydik.

Tam da Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı için aday gösterildiği gündü.

Sürekli "Demokrat" olduğunu vurgulayan bir arkadaşım "Ya herşey tamam da Cumhurbaşkanı gibi bir ülkenin en tepesindeki ismin eşinin başörtülü olması içime sinmiyor" dedi.

İşte en "demokrat" dediğim arkadaşımın ağzından çıkan bu söze şaşırarak "Niye?" diye sorabildim sadece. "Söz konusu Türkiye'nin dışardaki imajı. Ortadoğu ülkesi gibi görünmeyi kastettim, yoksa başörtüsüne karşı değilim" şeklinde bir yanıt vermişti.

Tam da yurtdışına gidip de "Sahi mi? Hiç de Türk'e benzemiyorsunuz" cümlesinden mutluluk duyanlara özgü bir aşağılık kompleksine benziyordu bu cevap.


***


Buna benzer tartışmaların, Gül'ün Cumhurbaşkanlığının ilk döneminde ne kadar sık yapıldığını hepimiz biliyoruz.

Hatta Köşk'teki her toplantıyı protesto eden, Hayrünnisa Hanım'a elini uzatmayan askerleri, muhalefet partilerini de unutmadık.


***


Çok şükür geride kaldı bu "eylem" ve söylemler. Türkiye normalleşmeye başladı artık.

Ama hala Cüneyt Arcayürek gibi zihnen yıllar öncesinden kalma yazarlar, zamanın gerisinden gelmeye, ağızlarından hakaretler damlatmaya devam ediyor. Ki Arcayürek Cumhurbaşkanı Demirel'e danışmanlık bile yapmış bir "Cumhuriyet" insanı(!)

Arcayürek'i hakarete varacak denli öfkelendiren manzara ise şu:

30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yanında eşi Hayrunnisa Hanım, Başbakan Erdoğan'ın yanında ise eşi Emine Hanım var. Ve devletin en üst makamında görev yapan insanların eşi başörtülü.

İşte Cüneyt Arcayürek'in bütün derdi bu. Manzarayı şöyle yorumluyor: "... 30 Ağustos resepsiyonu. At gözlüğüne benzer türban. İki kaş, iki göz, bir burun ve ağzı açık. Bir de eli. İlla ki baştan aşağı örtülü başkumandan (Cumhurbaşkanı) eşi Hayrünnisa Hanım'ın elini sıkarken, önünde baştan aşağı kapalı siyahlar giymiş, şişmanlıktan adeta yuvarlanarak yürüyen eşi Emine Hanım; John Kerry ile bir zamanlar dostu olan Obama'nın açıklamalarına aklı takılı..."


***


"Vatan elden gitti" diye ağlaşarak ellerinden gelebilen tek şeyi yapıyorlar her zamanki gibi; hakaret etmek!

Sosyal hayatta İslamı temsil eden ve gözlerine batan tek şey başörtüsü! Bu yüzden de mütemadiyen, düşmanca saldırıyorlar. Dine karşı gösteremedikleri tepkilerini, sembollere yansıtıyorlar. Dine karşı yapılamayan bu açık düşmanlığı, başörtüsü üzerinden yapıyorlar.

Ve öyle cahiller ki İslam dininin sadece başörtüsünden ibaret olduğunu düşünüyorlar. Düşmanlığın bile ahlakı olacağını akletmiyorlar. Kendi fikirlerini, inançlı insanlara dayatma haklarının olup olmadığını sorgulama zahmetine bile girmiyorlar.


***


Başörtüsü yasaklarında hep birlikte gördük bunu. Daha yeni yeni kamuda başörtüsü yasağı kalkıyor. Hala da başörtülülere problem çıkartan bazı yöneticilerin olduğunu da okuyoruz haberlerde.

Artık devir "Beyaz Türk" devri değil, demokrasimiz giderek olgunlaşıyor ve birçok insanın artık başörtüsüyle bir sorunu kalmadı.

Aslında toplumda hiç olmayan düşmanlık, devlet ve medya eliyle insanlar başörtüsüne düşmanmış gibi aktarılıyordu.

Şunu anlamıyorlar:

Bir insanın ne düşüneceğine sen karar veremezsin!

Bir insanın ne giyeceğine sen karar veremezsin!

Bir insanın ne yiyeceğine, nereye gideceğine sen karar veremezsin!

Kısaca bireylerin yaşam tarzları sadece kendilerini ilgilendirir…


(Yeni Aktüel'den)