DÜNYA

İtalya’nın “İstikrar İstisnası”: Giorgia Meloni Nasıl Başardı?

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin sağ koalisyon hükümeti, 1.413 günlük kesintisiz görev süresiyle Silvio Berlusconi’nin rekorunu geride bıraktı.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1946’da cumhuriyete geçen İtalya, aradan geçen 80 yılda 68 hükümet gördü. Koalisyonların kısa sürede dağılması, parti liderleri arasındaki anlaşmazlıklar ve sık sık değişen başbakanlar, ülkeyi Avrupa’nın siyasi istikrarsızlık sembollerinden biri haline getirdi.

Ancak 22 Ekim 2022’de yemin ederek göreve başlayan Giorgia Meloni, bu geleneğin dışına çıkmayı başardı. Meloni hükümeti, BBC’nin de aktardığı hesaplamaya göre 1.413 günlük eşiğe ulaşarak, Silvio Berlusconi’nin ikinci hükümetine ait 1.412 günlük kesintisiz görev rekorunu geride bıraktı.

Buradaki rekor, bir siyasetçinin farklı dönemlerde başbakanlık yaptığı toplam süreyi değil, aynı kabinenin kesintisiz görev süresini ifade ediyor. Meloni’nin hükümeti, böylece İtalya Cumhuriyeti tarihinin ve İkinci Dünya Savaşı sonrasının en uzun ömürlü tek hükümeti oldu. Meloni, 4 Eylül’de Bari’de düzenlenen partisinin mitinginde bu başarıyı hükümetinin en önemli kazanımlarından biri olarak sundu.

Avrupa değişirken Meloni yerinde kaldı

Meloni hükümetinin ömrü, yalnızca İtalya’nın geçmişiyle değil, aynı dönemde Avrupa’nın diğer büyük ülkelerinde yaşanan siyasi değişimlerle karşılaştırıldığında da dikkat çekiyor.

BBC’nin karşılaştırmasına göre Meloni’nin görev süresi boyunca Fransa beş, İngiltere ise dört başbakan gördü. Avrupa’nın birçok ülkesinde hükümet krizleri, erken seçimler ve koalisyon değişiklikleri yaşanırken Meloni; İtalya’nın Kardeşleri, Matteo Salvini liderliğindeki Lig ve Antonio Tajani’nin Forza Italia’sından oluşan üçlü ittifakı ayakta tuttu.

Bu tablo, geçmişte hükümetlerin bazen birkaç ay içinde dağıldığı İtalya açısından başlı başına bir siyasi başarı olarak değerlendiriliyor. Meloni de istikrarın mali piyasaların İtalya’ya bakışını değiştirdiğini, ülkenin Avrupa Birliği içindeki güvenilirliğini artırdığını ve hükümetin uzun vadeli kararlar almasına imkân sağladığını savunuyor.

Büyük bir seçim dalgasından değil, koalisyon matematiğinden doğdu

Meloni’nin İtalya’nın tartışmasız çoğunluğunun desteğiyle iktidara geldiğini söylemek mümkün değil. Liderliğini yaptığı İtalya’nın Kardeşleri Partisi, 25 Eylül 2022 seçimlerinde yaklaşık yüzde 26 oy aldı. Lig ve Forza Italia’nın da içinde bulunduğu sağ ittifakın toplam oy oranı yaklaşık yüzde 44’e ulaştı.

İtalya’daki seçim sisteminin ittifaklara sağladığı avantaj sayesinde merkez sağ koalisyon parlamentonun iki kanadında da rahat bir çoğunluk elde etti. Muhalefetin merkez sol, Beş Yıldız Hareketi ve daha küçük partiler arasında bölünmesi de Meloni’nin elini güçlendirdi.

Dolayısıyla Meloni olağanüstü yüksek bir halk desteğiyle gelmedi; ancak elde ettiği parlamenter çoğunluğu olağanüstü bir disiplinle yönetti.

Koalisyonun tartışmasız patronu oldu

Meloni’nin siyasi başarısındaki temel unsurlardan biri, koalisyon ortaklarıyla arasındaki güç dengesini kendi lehine kurması oldu.

İtalya’nın Kardeşleri’nin oy oranı, hem Lig’in hem de Forza Italia’nın oldukça üzerine çıktı. Bu durum, önceki merkez sağ hükümetlerde sıkça görülen liderlik tartışmalarını büyük ölçüde engelledi. Matteo Salvini zaman zaman göç, Rusya ve Avrupa Birliği politikalarında daha sert veya farklı çıkışlar yapsa da hükümeti dağıtabilecek siyasi ağırlığa ulaşamadı.

Silvio Berlusconi’nin 2023’teki ölümünün ardından Forza Italia’nın liderliğini üstlenen Antonio Tajani ise daha AB yanlısı ve kurumsal bir çizgi izleyerek koalisyonun dengede kalmasına katkıda bulundu.

Meloni, iki ortağı arasında hakemlik yapmakla yetinmedi; başbakanlık makamını hükümetin tartışmasız siyasi merkezine dönüştürdü. Bakanların kişisel çıkışlarının hükümetin genel çizgisini gölgelemesine izin vermedi ve kamuoyu iletişimini büyük ölçüde kendi kontrolünde tuttu.

Radikal muhalefetten pragmatik iktidara

Meloni iktidara gelmeden önce Avrupa’da en fazla tartışılan konulardan biri, kökleri savaş sonrası neofaşist İtalyan Sosyal Hareketi’ne uzanan siyasi geleneğinin ülkeyi hangi yöne taşıyacağıydı.

İtalya’nın Kardeşleri; milliyetçilik, geleneksel aile, sert göç politikaları ve Avrupa Birliği’nin yetkilerinin sınırlandırılması gibi söylemlerle büyüdü. Meloni de muhalefetteyken Brüksel bürokrasisini sert biçimde eleştiren, egemenlikçi bir siyasi çizgi izliyordu.

Ancak başbakan olduktan sonra İtalya’yı AB ile açık çatışmaya sürüklemekten kaçındı. Avro Bölgesi’nden çıkış gibi radikal talepleri gündeminden uzaklaştırdı; Avrupa Komisyonu ile çalışma ilişkisi kurdu ve İtalya’nın milyarlarca avroluk AB toparlanma fonlarına erişimini tehlikeye atacak adımlardan sakındı.

Analistlerin “Meloni pragmatizmi” olarak nitelendirdiği bu yöntem, ideolojik kimliği terk etmekten çok, hangi konuda ne kadar ileri gidilebileceğini hesaplayan bir siyaset tarzına dayanıyor.

Ukrayna ve NATO tercihi güven kazandırdı

Meloni’nin uluslararası alandaki en belirleyici tercihlerinden biri, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta Kiev’e desteği sürdürmesi oldu.

Koalisyon ortakları Salvini ve Berlusconi geçmişte Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın açıklamalarıyla tanınırken Meloni, hükümetin dış politika çizgisini NATO ve Ukrayna desteği üzerine kurdu. Bu tutum, Washington ile Avrupa başkentlerinde iktidara gelişinden önce hissedilen kaygıların önemli bölümünü azalttı.

Meloni, bir taraftan Avrupa’daki muhafazakâr ve milliyetçi hareketlerin öncü isimlerinden biri olmayı sürdürürken diğer taraftan NATO’nun temel politikalarıyla çatışmamaya çalıştı. Böylece kendisini yalnızca İtalyan sağının lideri değil, Avrupa ve ABD arasında ilişki kurabilen etkili bir aktör olarak konumlandırdı.

Ekonomide devrim değil, mali temkinlilik

Meloni hükümetinin ekonomik başarısı konusunda daha karmaşık bir tablo bulunuyor.

Hükümet, istihdamın artmasını, işsizliğin gerilemesini, bütçe açığının kontrol altına alınmasını ve İtalya’nın borçlanma maliyetlerindeki göreceli iyileşmeyi kendi ekonomi politikalarının sonucu olarak gösteriyor. Mali piyasalarda, iktidara gelişinden önce korkulan sert bütçe çatışmasının yaşanmaması da Meloni açısından önemli bir kazanım oldu.

Başbakan, seçim kampanyasındaki yüksek maliyetli vaatlerin tamamını aynı anda hayata geçirmek yerine kamu borcunun büyüklüğünü dikkate alan daha ihtiyatlı bir yol izledi. İtalya’nın kamu borcunun millî gelire oranının son derece yüksek olması, hükümetin hareket alanını zaten sınırlandırıyordu.

Buna karşılık eleştirmenler, siyasi istikrarın ekonomik dönüşüme çevrilemediğini savunuyor. Düşük verimlilik, zayıf büyüme, genç işsizliği, düşük ücretler, nüfusun yaşlanması ve bölgeler arasındaki gelişmişlik farkı İtalya’nın temel sorunları olmayı sürdürüyor.

Sağlık, eğitim ve kamu yönetimi alanlarında kapsamlı yapısal reformların gerçekleştirilemediği eleştirisi de hükümete yöneltiliyor. Bu nedenle Meloni dönemini “istikrar var, dönüşüm yok” sözleriyle özetleyen analizler dikkat çekiyor.

Göç politikasında sert söylem, sınırlı sonuç

Düzensiz göçle mücadele, Meloni’nin siyasi kimliğinin merkezindeki başlıklardan biri oldu. Muhalefet yıllarında Akdeniz’de bir “deniz ablukası” kurulmasını savunan Meloni, hükümete geldikten sonra daha uygulanabilir ve diplomatik yöntemlere yöneldi.

Kuzey Afrika ülkeleriyle anlaşmalar yapılması, AB’nin göçmenlerin çıkış ülkelerine daha fazla mali kaynak aktarması ve sığınma başvurularının İtalya dışında değerlendirilmesi bu politikanın temel unsurlarını oluşturdu.

Arnavutluk’ta kurulan göç merkezleri, Meloni’nin en tartışmalı projelerinden biri haline geldi. Hukuki itirazlar ve mahkeme kararları uygulamayı güçleştirirken model, göç işlemlerini AB sınırları dışına taşıma tartışmasını Avrupa’nın ana gündemlerinden biri yaptı.

Meloni’nin başarısı, bütün vaatlerini gerçekleştirmesinden çok, daha önce radikal kabul edilen göç politikalarının Avrupa merkez siyasetinde tartışılmasını sağlamasında görüldü.

Öte yandan hükümet, ekonominin iş gücü ihtiyacını karşılamak için AB dışından yüz binlerce yasal çalışanın ülkeye girişine izin verdi. Bu durum, Meloni’nin düzensiz göçe karşı sert söylemiyle yasal iş gücü göçü arasında pragmatik bir ayrım yaptığını gösterdi.

Muhafazakâr toplumsal gündem değişmedi

Dış politikada ve ekonomide daha pragmatik bir görüntü veren Meloni, toplumsal konulardaki muhafazakâr çizgisini büyük ölçüde korudu.

Hükümeti geleneksel aileyi ve doğum oranını artırmayı hedefleyen politikaları öne çıkardı; taşıyıcı anneliğe, eşcinsel çiftlerin ebeveynlik haklarının genişletilmesine ve “toplumsal cinsiyet ideolojisi” olarak tanımladığı politikalara karşı çıktı.

Muhalefet ve insan hakları örgütleri, bu yaklaşımın LGBTİ+ bireylerin haklarını sınırlandırdığını savundu. Basın özgürlüğü, kamu yayıncısı RAI üzerindeki siyasi etki ve yürütmenin yetkilerini güçlendirmeyi amaçlayan anayasal reform girişimleri de demokratik denge bakımından eleştirilere konu oldu.

Dolayısıyla Meloni’nin ılımlılaşması bütün politika alanlarını kapsamadı. Başbakan, uluslararası ilişkilerde merkeze yaklaşırken iç politikada muhafazakâr seçmen tabanını canlı tutacak başlıklardan vazgeçmedi.

Parçalanmış muhalefet Meloni’ye alan açtı

Hükümetin uzun ömürlü olmasının nedenlerinden biri de karşısında birleşik ve güçlü bir alternatif bulunmaması.

Merkez soldaki Demokratik Parti, Beş Yıldız Hareketi ve daha küçük liberal partiler; dış politika, ekonomi ve ittifak stratejileri konusunda ortak bir çizgi oluşturmakta zorlandı. Seçim sistemi ittifakları ödüllendirdiği halde muhalefetin bölünmüş kalması, sağ koalisyonun parlamentodaki üstünlüğünü korumasını kolaylaştırdı.

Koalisyon ortakları arasındaki görüş ayrılıkları zaman zaman görünür hale gelse de erken seçime gidilmesi durumunda sağın iktidarı kaybedebileceği endişesi, Salvini ve Tajani’yi hükümet içerisinde kalmaya teşvik etti.

Meloni böylece ortaklarını yalnızca siyasi uzlaşmayla değil, seçim kaybetme ihtimalinin yarattığı caydırıcılıkla da yanında tuttu.

Uzun süre görev yapmak başarı için yeterli mi?

Meloni’nin rekoru tarihî olsa da hükümetin uzun ömürlü olması, bütün sorunları çözdüğü anlamına gelmiyor.

Destekçilerine göre Meloni, İtalya’ya yıllardır aradığı siyasi istikrarı getirdi, ülkenin uluslararası itibarını güçlendirdi, istihdamı artırdı ve mali disiplini korudu. Eleştirmenlerine göre ise hükümet, güçlü parlamento çoğunluğuna ve AB fonlarının sunduğu tarihî imkâna rağmen verimlilik, kamu hizmetleri, ücretler ve demografik kriz gibi temel sorunlarda kalıcı dönüşüm sağlayamadı.

Meloni’nin gerçek sınavı da bu noktada başlıyor. İtalya’da hükümetlerin uzun süre ayakta kalması başlı başına sıra dışı olabilir; ancak 2027’de yapılması beklenen genel seçimde seçmen yalnızca hükümetin kaç gün görev yaptığını değil, bu sürede yaşam koşullarının ne kadar değiştiğini değerlendirecek.

Portre: Roma’nın kenar mahallesinden başbakanlığa

Giorgia Meloni, 15 Ocak 1977’de Roma’da doğdu. Çocukluğunu kentin işçi sınıfının yoğun olduğu Garbatella semtinde geçirdi. Babasının aileden ayrılmasının ardından annesi tarafından yetiştirildi.

Siyasete 15 yaşında, kökleri Benito Mussolini sonrasındaki neofaşist harekete dayanan İtalyan Sosyal Hareketi’nin gençlik örgütünde başladı. İtalyan Sosyal Hareketi’nin dönüşmesinin ardından kurulan Ulusal İttifak içerisinde yükseldi.

1998’de Roma İl Meclisine seçildi. 2006’da Temsilciler Meclisine girerek parlamentonun en genç başkan yardımcılarından biri oldu. 2008’de, 31 yaşındayken Silvio Berlusconi hükümetinde Gençlik Bakanı olarak görev aldı ve cumhuriyet tarihinin en genç bakanlarından biri haline geldi.

Meloni, 2012’de Ignazio La Russa ve Guido Crosetto ile birlikte İtalya’nın Kardeşleri Partisi’ni kurdu. Partinin 2013 seçimlerinde yaklaşık yüzde 2 olan oy oranını, 2022’de yüzde 26’ya taşıdı. Bu yükseliş, onu merkez sağ ittifakın en güçlü lideri yaptı.

25 Eylül 2022 seçimlerinden zaferle çıkan Meloni, 22 Ekim’de Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’nın huzurunda yemin ederek İtalya’nın ilk kadın başbakanı oldu.

Meloni’nin siyasal formülü

Giorgia Meloni’nin başarısını yalnızca sağ popülizmin yükselişiyle açıklamak eksik kalıyor. Onun iktidar formülü; sert kimlik siyasetiyle kurumsal gerçekçiliği, milliyetçi söylemle NATO bağlılığını, AB eleştirisiyle Brüksel fonlarına duyulan ihtiyacı aynı anda yönetebilmesine dayanıyor.

Meloni, radikal geçmişini tamamen reddetmeden uluslararası sistem açısından öngörülebilir bir lidere dönüştü. Koalisyon ortaklarına alan tanırken son sözü kendisinin söylediği bir yönetim kurdu. Seçmen tabanına muhafazakâr kimliğini koruduğunu gösterirken mali piyasaları ürkütecek ekonomik maceralardan uzak durdu.

Bu denge, ona İtalyan siyasetinde nadir görülen bir dayanıklılık kazandırdı. Ancak tarihe geçmesini sağlayan 1.413 gün, aynı zamanda daha zor bir soruyu gündeme getiriyor: Meloni İtalya’ya yalnızca uzun ömürlü bir hükümet mi bıracak, yoksa uzun süredir ertelenen yapısal değişimi de gerçekleştirebilecek mi?

Bu sorunun cevabı, rekorun kendisinden çok 2027 seçimlerinin sonucunu ve Meloni’nin Avrupa siyasetindeki kalıcı yerini belirleyecek.