İnsanoğlu yaratıldığı ve özellikle insanlık tarihinin başladığı günden bugüne değin evrende varolan bir çok şeyin sırrı çözülemediği ve üzerine yüzbinlerce araştırma ve deneyimler yapıldığı gibi aşk üzerine de yüz binlerce roman, hikaye, şiir ve teoriler yazılmıştır ancak buna rağmen bir türlü aşkın sırrı çözülememiştir.


Ve öyle görünüyor ki; evren varoldukça aşkın sırrı da merak edilen konuların başında yer alacak ve aşk üzerine daha nice romanlar, destanlar, şiirler ve hikayeler yazılacaktır.


Zülfü Livaneli'nin yazdığı “Kardeşimin Hikayesi” adlı romanını okuyunca ilginç bulduğum bazı detayların altını çizdim ve sizlerle paylaşmak istedim.


Roman'da insanın aşkın karşısında aciziyetini sorgularken bize ayrıca aşkın din, dil, etnik aidiyet, zümre, sosyal statü ve hiçbir gücü tanımadığını da anlatmaya çalışır. Ve bize şu fikri de verir. Türkiye'de yaşanan siyasal olaylar nedeniyle halklar arasında oluşan duygusal kopuş neticesinde aşkta da ayrımcılık yapmanın ne kadar mantık ve akıldışı olduğunu da gözler önüne sermeye çalışır.


Roman'da Cervants aşkı şöyle tanımlıyor:


“Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar, bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar, öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında.” der.


Livaneli Roman'daki Ahmet karakteriyle; Cervants'in bu tespite binaen şunu der “aşk; insanın iradesini elinden alır. Seni yönetmeye başlar, mantık kaybolur, doğru dürüst düşünemezsin bile. Birine aşık olmak, gözü bağlı olarak bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da olabilir.”


Türk kızları Votka gibidir...


Livaneli Türk kızları ve Rus kızlarını da şu ifadeyle tanımlar. Tabii bu tanıma kimi kızabilir ya da katılmayabilir ama bana esprili geldiği için vermek istedim. “Rus kızı votka gidibir. Tek başına içilir, hiçbir şey istemez ama Türk kızı rakı gibidir. Yanında meze ister, peynir, kavun ister, ister oğlu ister...”


Unutmak yaşamaktır!


Roman'da ayrıca “unutma” olgusunun çok önemli ve insan mutluğunun anahtarı olduğunu belirten Livaneli, unutmanın önemini şu ifadelerle ve örneklerle anlatmaya çalışır.


“Kıskanmayı bile unutmak. Onu mutlu eden herşeyi ve herkesi sevmektir. O noktada sahiplenmek biter, saf aşk kalır. Mevlana aşk için 'Bu aşka ilahi diyemem korkarım/ İnsani diyemem utanırım.'demiş.


Sokakta biri Sokrates'e hakaret etmiş, bir de tekme atmış. Sokrates hiç aldırmadan yürüyüp gitmiş. Durumu görenler niye bir tepki göstermediğini sormuşlar.


O da “Bir Eşek beni ısırsa onu dava mı etmeliyim sizce?” diye soruya soru ile cevap vermiş.


Nietzsche “Hayvanların yaptığı gibi neredeyse hafızasız yaşamak ve mutlu olmak mümkündür ama hiçbir şeyi unutmadan yaşamak imkansızdır.” demiştir.


Filozof Kont Mirabeau için “Kendisine yapılan saldırıları ve aşağılık eylemleri affetmesi diye bir şey söz konusu değildi. Çünkü zaten bunları unutmuştu.” demiştir.


Fars Alimlerinden Şirazlı Sadi insan için şunu söylemiştir. “Yek katre-i hunest ve hezar endişe,” yani “Bir damla kan ve bin endişe.” demiştir.


Yine Mevlana:


'Geçmişi unut


Koy bir kenara


Yeni bir sayfa aç


Kurtar benliğini dünden


Bugünün çocuğu ol


Bütün bilgeliği ve gülümseyişiyle gençliğin


Şu anı hiç terk etme ne olur


Sonsuza uzanan şu günü, terk etme.'der.


Livaneli “Bir inek düşünün; ne dünün anlamı var onun için, ne de yarının. Sabahtan akşama kadar yiyor, içiyor, sindiriyor, dinleniyor, ertesi gün yine aynı şeyleri yapıyor. O ana bağlı olarak yaşıyor. Ne hüzün var, ne merak, ne kaygı ne de can sıkıntısı. Sorsan ineğe desen ki, 'Niye bana mutluluğundan söz etmiyorsun da öylece bakıp duruyorsun?' diye.


Sana der ki ' Ne söyleyeceğimi hep unutuyorum.' Sonra bu cevabı da unutur ve sessizliğe gömülür.” der.


Aşkın din ve ırkı tanımadığıyla ilgili Roman kahramanlarından Rusça bilmeyen Türk Mehmet ve Rus kızı Olga arasında yaşanan aşkın tercüman aracılığıyla nasılda alevlendiğini belirten Livaneli “Tercüman aracılığıyla aşk! İki sevgili durmadan gülüyordu. Hayatımsın, canımsın falan diyor biri, çevirmen devreye giriyor, öteki cevap veriyor. Sen de benim aşkımsın, canımsın; çivermen yine devrede...” der.


Türk Mehmet'in sırf Olga'ya kendini kabul ettirebilmek için onun dini olan Hıristiyan'lığa geçmeye razı olmasını, Mehmet'in önce Kalbi Hıristiyanlık sonra tam Hıristiyan olmaya karar verdiğini de anlatmaktadır.


Livaneli Roman'ında “Denizler ötesine giden kişi yalnızca iklimi değiştirmiş olur, aklını değil. Senin ihtiyacın olan sürekli gezmek değil, kaplanın sırtından inmektir. İnsan her şeyi unutarak yaşayabilir ama her şeyi yaşayarak yaşayamazdı. Birine sevdalanmak, donmuş bir gölün, nerede ne zaman kırılacağını bilmene imkan olmayan ince buzlar üzerinde yürümek anlamına geliyor.


İnsan soyunun en tehlikeli duygusu aşktır...” diyor.


Son derece akıcı bir dille yazılmış güzel bir Roman'dı Kardeşimin Hikayesi.