Sık gittiğim bir yer değil. Dün geceye kadar hepi topu iki kere gitmiştim. Ama bundan sonra adımımı atmam...

Hadise şu: Lucca’da yapılan bir ürün tanıtımı için davet edilmiştim. Aynı gece için bir arkadaşımla yemek planımız vardı. Yemek öncesi bir uğrarız, sonra devam ederiz dedik.

Arkadaşım Sudanlı. Üniversite arkadaşım. Beraber okuduk. 25 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Çok iyi Türkçe konuşuyor. Burada işini kurdu, burada evlendi, burada çocuklarını yaptı, burada evini aldı, burada vergisini ödüyor... Herhangi bir yere de gitmeye niyeti yok.

O, mekâna benden erken geldi. Bana bakmak için içeriye girmeye yeltenmiş ama garsonlar durdurmuş. Durumu açıklamış ama giremezsiniz demişler.

Ben olaydan az buçuk haberli az sonra geldim. Arkadaşım dışarıda bekliyordu. Ne olup bittiğini tam olarak anlamamıştım. “Hadi girelim” dedim, baktım yine aynı şey oldu. Garson, arkamdan gelen arkadaşımı durdurdu. Ben dönüp bakınca garson “beraber misiniz?” diye sordu. Evet deyince, aynı soruyu tekrar sordu. Ve arkadaşım ancak öyle girebildi.

Bütün bunların nedeni ne?

Arkadaşımın derisinin rengi. Afrikalı arkadaşım sevimli, tatlı bir zenci. Üstü başı tertemiz, gayet düzgün. O saatte ben dâhil herkes kapıdan elini kolunu sallaya sallaya girebiliyorken bir tek benim arkadaşım durduruluyorsa...

Bana iki kere peşimden gelerek “beraber misiniz?” diye soruluyorsa...

Bunu ben başka nasıl yorumlayabilirim?

Demek ki bir “zenci”, yanında “beyaz” bir refakatçisi olmadan tek başına Lucca’ya giremiyormuş.

Demek ki Lucca, buzzzz gibi ırkçı bir

işletmeymiş.

Demek ki Lucca, bir daha adım atılmaması gereken bir yermiş.

Mor Gabriel Manastırı gecekonduymuş!


İsviçre, topraklarında yapılacak yeni camilere ancak minaresiz olduğu takdirde izin verince Türkiye yerinden oynamıştı. Minaresiz camii olur muymuş, bu işte batının ikiyüzlülüğüymüş, hani insan hakları, hani inanç hakları, İsviçre ile bütün ilişkileri keselimmiş, zaten halkı da bir acayipmiş, kadınları da şöyleymiş, böyleymiş...

Neredesiniz?

Bu toprakların en kadim topluluğu olan Süryanilerin en önemli manastırı olan

Mor Gabriel’e devlet el koyuyor.

1615 yıldır (yani Türklerin, Müslümanların esamisi okunmazken) Mardin

Midyat’taki o arazi üzerinde olan manastır, 2012 yılında “işgalci” oldu!

Midyat Kadastro Mahkemesi, arazilerin manastırın malı olduğuna dair karar verdi ama kararlı devletimiz Yargıtay’a gitti ve Yargıtay kararı bozdu.

Arazilerin beyannamesi, 1937 yılından beri araziler için
ödenen vergi kayıtları,
Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtları, bilirkişi raporlarına ve Midyat Kadastro Mahkemesi’nin itirazına rağmen Yargıtay, 1615 yıllık Manastır’ı işgalci ilan etti.

Aklınız alıyor mu? Milattan sonra 397 yılında inşa edilen, dünyanın en eski ve yaşayan manastırına devlet gecekondu muamelesi yapıyor!

Kilisenin “ikinci Kudüs” dediği, 1615 yıldır yaşayan manastıra el koymak istiyor.

El koyup ne yapacak dersiniz?

Muhtemelen içi boşaltılmış, kapısında bilet keseceği, ruhsuz bir müze!

Evet neredesiniz olmayan minareler için ortalığı inletenler?

Evet neredesiniz “Kültürler beşiği Anadolu” “Dinler mozayiği Mardin”

“Dinlerarası Diyalog” palavracıları!

Egemen Bağış! Neredesiniz?

Daha ne kadar devam edecek bu topraklarda “etnik temizlik” utancı?

80 yıldır yetmedi mi?

(Vatan gazetesinden alınmıştır)