Ne demiştik?

“Başbakan’ın sağlık durumuna bel bağlamayın” demiştik.

“Cemaat ile hükümet arasında ciddi bir sorun yok” demiştik.
“Bülent Arınç aykırılığını sürdürmez” demiştik.
“Şamil Tayyar’ın destansı çıkışının hızı kesilir” demiştik.
“Abdullah Gül’ü üzmezler, Abdullah Gül de üzmez” demiştik.
“Tayyip Erdoğan hedefi gösterince hizaya geçilir” demiştik.
“Aykırı çıkışların tümü öğretmeni gelmeyen sınıfın kısa süreli yaramazlığıdır” demiştik.
“Güç azalmadan birlik dağılmaz” demiştik.
¡ ¡ ¡
Ne oldu?
Bakın işte hemen toparlanıverdiler.
Hepsi kardeş oldular.
Hepsi tek yumruk oldular.
Hepsi aynı hedefe kilitlendiler.
Hepsi farklılıklarını paranteze aldılar.
¡ ¡ ¡
Sen sen ol rakibinin küçük bir dağınıklık görüntüsüne bel bağlama...
Çalış, çabala, başar...
Rakibin sendeki küçük dağınıklık görüntüsüne bel bağlasın.

Aziz Yıldırım denilince aklıma gelen 7 şey

BİR: Aklıma mağrur bir duruş gelirdi, şimdi mağdur bir duruş geliyor.
İKİ: Aklıma ‘imparator’ sıfatı gelirdi, şimdi ‘bir numara’ sıfatı geliyor.
ÜÇ: Aklıma ‘NATO ihaleleri’ gelirdi, şimdi ‘şu Metris’in önü’ türküsü geliyor.
DÖRT: Aklıma ‘futbolcu transferine harcadığı paraların miktarı’ gelirdi, şimdi ‘132 yıl’ geliyor.
BEŞ: Aklıma ‘Fenerbahçe Başkanı olarak yaptığı konuşmalar’ gelirdi, şimdi ‘iddianame’ geliyor.
ALTI: Aklıma ‘hafiften bir karizma’ gelirdi, şimdi ‘safi karizma’ geliyor.
YEDİ: Aklıma ‘hiç pes etmeyecekmiş bir inat’ gelirdi, şimdi ‘pes etmişlik’ geliyor.

Cemaat neden Fener’e kötülük yapsın?

Fenerbahçe’nin başına gelenlerden gizli mahfillerde ‘cemaat’ sorumlu tutuluyor.
Ağzını açan “Cemaat yapmıştır” diyor, ötesini söylemiyor.
Bense ötesini fena halde merak ediyorum.
Soruyorum:
Cemaat ile Aziz Yıldırım’ın arasında ne tür bir çekişme olabilir?
Fener’e vurulacak bir darbeden Cemaat’in ne çıkarı olur?
Cemaat’in Fener’e kendi adamlarını getireceğine dair bir işaret olmadığına göre bu rivayetlerin nedeni nedir?

Sema bir gösteri değildir

Mevlânâ şov yapmadı.
Gösteri de yapmadı.
Sema bir gösteri değildir.
Sema bir coşkunun doğal ifadesidir.
Bir anlatımdır. Yakarıştır.
Bir ifade biçimidir.
Törenselliğe alabildiğine kapalıdır, doğallığa alabildiğine açıktır.
Özel giysisi, özel mekânı, özel zamanı olmaz semanın...
Kendiliğinden, öylesine, durup dururken ortaya çıkar.
Seyircisi yoktur semanın.
Seyirciye oynamaz.

Yeni demokrat çeşitleri

OPERASYON DEMOKRATLARI: Operasyonlardan beslenirler. Polis operasyon yaptıkça mutlu olurlar. Operasyonun türü, hedefi mühim değildir onlar için... “Operasyon olsun da çamurdan olsun” derler.
MUHBİR DEMOKRATLAR: Savcıya, polise yönelik yazılar yazarlar. ‘ıhbarname’ türü makalelerle demokrasiye hizmet ederler. ‘Pek sayın demokrat vatandaş’ unvanını severek kabullenirler.
TEHDİTKÂR DEMOKRATLAR: ‘Sıra ona da gelecek / Sıra buna da gelecek’ türünden yazılar yazarlar. Fikir mücadelesi vermek yerine rakiplerini Silivri ile korkuturlar. “Alayı tutuklanacak bunların” cümlesini pek severler.
İDDİANAME DEMOKRATLARI: Alırlar ellerine iddianameleri... Altını çizerek okurlar... Ve oradan derledikleri bilgilerle itham üstüne ithamda bulunurlar. ‘ıddia’ ile ‘kanıtlanmış gerçek’ arasındaki fark umurlarında bile değildir.

‘Statükocu’ kelimesini duyunca gülümsemek

AK Parti muhaliflerinin seslerinin işitilmez olduğu...
Yargıyla ana muhalefet arasında çekişmenin baş gösterdiği...
Medyanın iktidar karşısında alabildiğine yumuşadığı...
Askerin tamamen iktidarın emrine geçtiği...
Polisin alabildiğine güçlendiği...
Bırakın hükümeti, Cemaat’in bile eleştirilirken bin kere düşünüldüğü...
Hükümet karşıtı gösteri yapanların çile üstüne çile çektiği...
Bir ortamda...
Hükümeti destekleyen kalemler, hükümet karşıtlarından ‘statükocular’ diye söz ediyorlar ya...
Yüzümde bir gülümseme peyda oluyor...
Acı, kekremsi ve tuhaf bir gülümseme...

İki film hakkında

Yönetmen Yüksel Aksu bir yol tutturdu gidiyor... Yüksel’in ‘Dondurmam Gaymak’ filmini sevdiyseniz yeni filmi ‘Efeköy / Entelköy’ muhabbetini de sevecekseniz... Bir Ege kırsalı cevelanı... Yığınla klişeye, zorlamaya karşın yine de seyredilir.

Şerif Gören denince benim aklıma ‘Yol’ filmi gelir. ‘Yol’daki büyük başarıda Yılmaz Güney kadar onun da başarısı vardır, demişimdir. Fakat gelin görün ki 20 yıllık suskunluğunun ardından çektiği ‘Ay Büyürken Uyuyamam’, fena halde kötü bir film. Atıf Yılmaz, Necati Cumalı’nın ‘Ay Büyürken Uyumam’ kitabından ‘Adı Vasfiye’ gibi süper bir film çıkarmıştı, Şerif Gören ise berbat bir film çıkarmış. “Ama emek verilmiş” diyorsanız, “Ama yerli filmleri besleyip büyütmek lazım” diyorsanız, gidin... “Benim eyvallahım olmaz arkadaş” diyorsanız sakın gitmeyin.