Bir imparatorluk dili olan Türkçe'ye sahip çıkmalıyız. Çünkü, diline sahip çıkmayan, coğrafyasına sahip çıkamaz. Coğrafyasına sahip çıkmayan ise, özgürlüğünü ve bağımsızlığını kaybeder.


Bizde, toplumun geleceğini ilgilendiren çok önemli konular, nedense hep gözardı edilir. Tıpkı Başbakan'ın Türkçe ile ilgili bir süre önce yaptığı açıklama gibi...


20 Nisan 2012 Cuma günü, İstanbul'da Trump Towers'ın açılışında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, yerli yatırımlarda marka seçerken 'Mall', 'Tower' ve 'Kids' gibi, yabancı dillerde kelimelerin tercih edilmesine karşı çıktı. Konuşmasında; 'Bu kavramların Türkçede çok güzel karşılıkları var. Türkçe yüz milyonlarca insan tarafından konuşuluyor. Yerli yatırımlarda Türkçe hassasiyeti rica ediyorum' dedi.


Tarihin her döneminde Türkçe'nin en güzel konuşulduğu yer olan İstanbul'da, Başbakan'ın bu haklı ve yerinde sitemi çok manidardır.


TÜRKÇE, BİR İMPARATORLUK DİLİDİR


Çünkü Türkçe insanlık tarihinin en eski dillerinden biridir. İmparatorluklar dilidir. Her millet imparatorluk kuramaz ve her dil de imparatorluk dili olamaz. Türkçe aynı zamanda bilim dilidir. Dünyada insanları etkileyen büyük dillerden biri olan Türkçe, Balkanlardan İç Asya'ya, Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar milyonlarca insan tarafından konuşulmaktadır.


Bundan 10 asır evvel Divan-ı Lugat'it Türk'ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Türk dili için Bağdat'ta şunları söylüyordu: 'Türk dilini öğreniniz! Çünkü Türklerin uzun sürecek saltanatları olacaktır!'


Büyük edebiyat tarihçimiz Nihat Sami Banarlı da, bin yıl sonra Kaşgarlı Mahmud'un bu sözüne atfen Türkçe'nin Sırları adlı muhteşem eserinde şunları yazar: '...Bu söz, bugün için de doğrudur ve geçerlidir. Çünkü, Türklerin, en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacak ve bu gelecek, o geçmişe dayanacaktır... Türkçeyi sevmek ve anlamak için, önce Türk milletini sevmek; yani, milletimizin tarih boyunca emek verip, ortaya koyduğu her milli eseri sevmek ve anlamak lazımdır' diyor.


Bütün bunlar düşünülüp dikkate alındığında, Başbakanın sözleri, dilimizin sahiplenilmesi ve korunması açısından, fevkalade memnuniyet ve ümit vericidir.


OTUZ YILDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK


Diğer yandan, Türkçe ile ilgili bu açıklamalar, beni Ankara'da muhabirlik yaptığım 1982 yılına götürdü.


Kızılay Ata Han'dayız... Kenan Evren'in, Milli Güvenlik Konseyi ve Devlet Başkanı sıfatları ile ülkeyi yönetmekte olduğu yıllar. Askeri vesayetin bütün izlerinin her tarafta kendini hissettirdiği bir dönem...


Diğer yandan aynı yıllarda, Türkiye'nin tek televizyon kanalı olan TRT-1'de uzun süre yayınlanan ve izleyici rekorları kıran; ancak, geleneklerimize kılıç sallayıp, kurumaya yüz tutmuş kültür pınarlarımızı tarumar eden çelişkili karakterlerin rol aldığı 'Dallas' dizisi rüzgârı esiyor...


Ve dizi içinde ön plana çıkan 'Bobby', 'Gary', 'Jr', 'Sue Ellen', 'Pamela', 'Lucy' ve 'Rey' gibi, milli benliğimizle taban tabana zıt karakterlerin, insanımızın gündeminde cirit attığı bir dönem... Detaylara girmeyeceğim.


Hem güzel Türkçemiz, hem de toplumsal değerlerimiz açısından son derece rahatsız edici olan bu rezil durumu haber yapmaya karar verdik. Bir yandan, işyeri tabelalarının resimlerini çekerek, değer yandan da işyeri sahibi ile vatandaşların görüşlerini alarak işe başladık.


Konuyla ilgili kapsamlı bir çalışma yaptıktan sonra, o zamanki Türk Dil Kurumu Başkanı Hasan Eren'den randevu alarak, konuyu bütün detaylarıyla kendisine anlattık. Görüşlerini sorduk. Ardından birkaç haber yaptık...


TÜRK DİL KURUMU DEVREYE GİRMELİ


Aradan otuz şu kadar yıl geçmiş. Görünen o ki, değişen bir şey yok! Etrafımıza baktığımızda yapılan AVM ve lüks konut projelerinin, kahir ekseriyetinin adları Türkçe değil. Bunun en açık göstergesi çeşitli TV ve gazetelerde yer alan reklâmlar.


Hele bunlar içerisinde, sözde muhafazakâr (!) müteşebbislerin yaptıkları, durumun vahametini daha da arttırıyor. Bu durum, gelecek nesillere dilimiz Türkçeyi öğretme sorumluluğunu da taşımakta olan eğitim ve öğretim kurumları için de geçerlidir. Bir parça dikkatle etrafınıza baktığınızda, işin nerelere kadar geldiğini açık bir şekilde görebilirsiniz.


Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Dil Kurumu gibi kuruluşların teklifleri ile yürürlüğe konulacak basit bir yönetmelikle bu gibi site, AVM, okul ve benzeri yerlerle ilgili imar düzenlemeleri ve ruhsat işlemleri sürecinde, bu hususlar denetim altına alınamaz mı?


DİLİNE SAHİP ÇIKAN GÜÇLÜ OLUR


Dil, yeryüzünde siyasi, iktisadi, kültürel her anlamda bir güç unsurudur. Tarih boyunca dünya üzerinde etkin imparatorluklar ve büyük devletler, egemenliklerini dilleri ile de tesis etmişlerdir.


Gelecek iddiası olan milletler dillerine sahip çıkarlar. Dolayısı ile Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada asli bir güç unsuru olması, saygın ve güçlü bir ülke ve devlet olabilmesi, ancak Türk dilinin güçlenmesi ile mümkün olabilecektir.


Diline sahip çıkmayan, coğrafyasına sahip çıkamaz! Coğrafyasına sahip çıkmayan ise, özgürlüğünü ve bağımsızlığını kaybeder. Bundan dolayı, herkesi Türkçeye sahip çıkmaya davet ediyorum.



(Yeni Şafak gazetesinden alınmıştır)