“Parapraxes.”

Ruh dilimizin tercümanı Sigmond Freud, bizim “dil sürçmesi” dediğimiz hataya bu adı veriyor.
Ona göre ruhsal dünyada hiçbir şey tesadüf olmadığı gibi dil de tesadüfen sürçmez; “sürç-i lisan” denen, aslında bilinçaltının konuşmasıdır.
Freud, ağızdan kazara çıkıverdiğini sandığımız sözlerin, bastırılmış istek ya da korkularımızı açığa vurduğunu söylüyor.
Bilinçdışına itmeye çalıştığımız, zihnin derin kuyularına bastırdığımız bir duygu ya da düşünce, açığa çıkmak için kendini bilince doğru zorlar, sonunda da, biraz da istemdışı olarak dile vurur kendini, bilinçaltını ele verir.
Buna “içte ukde kalanın çözülmesi” de diyebiliriz.
* * *
Mesela zamanında Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Başbakan Erdoğan’a “Sayın Cumhurbaşkanım” diye hitap edince “Dili sürçtü” denmişti. İkilinin meşhur Dolmabahçe buluşmasından sonra, Paşa’nın istemeden bir sırrı ele verdiği düşünülmeye başlandı.
Başbakan da, 4 ay önce partisinin kırmızı çizgilerini sayarken “Tek bayrak, tek millet, tek vatan” listesine “tek din”i eklemiş, aynı şeyi bir günde iki kez söylemiş, hatta “dil değil, din... din” diye de üstelemişti.
“Dil sürçmesi” diyerek toparlamak sözcüsüne düşmüştü.
Böyle durumlarda Freud’a filan gitmeye gerek yok aslında...
“Dervişin fikri neyse zikri de odur” deriz ya; aynen öyle...
* * *
Erdoğan geçen hafta da, BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından söz ederken “Yargıya gerekenleri söyledik. Yargı da gereğini yapıyor” dedi.
Yargıya siyasi müdahalenin, açık “itiraf”ıydı.
Bir HSYK yetkilisi, Başbakan’dan önce davranıp skandala “dil sürçmesidir” kılıfı uydurmaya çalıştı.
Oysa Başbakan muhtemelen yine “camdan konuşuyor”du, yani önceden hazırlanmış bir metni okuyordu.
Ayrıca dil sürçmesi olsa herhalde geçen 3 günde düzeltirdi.
* * *
Ortada dil sürçmesi değil, bir ağızdan kaçırma hali ya da aşırı özgüvene bağlı bir “Söyledim, n’olucak” böbürlenmesi var.
Yıllarca partisinin kapatılmasını “demokrasiye darbe” sayan Başbakan, şimdi kendisi yargıya talimat vererek bir demokrasi darbesi hazırlıyor.
Bunu da uluorta açıklamakta beis görmüyor.
Yarın Anayasa Mahkemesi, kapatma davasında parti yöneticilerine, “Sizi buraya tıkan kudret böyle istiyor” derse hiç şaşmayacağım.

 

Kamhi: Demirel’e TV’yi bizzat gönderdim
Geçen pazar günkü yazımda Orhan Keçeli’nin anılarına atfen, Zincirbozan sürgününde Jak Kamhi’den Demirel adına TV ve video istendiğini, onun da önce “Hemen gidip fabrikadan alın” dediği halde sonradan “iz bırakmamak için” para yolladığını yazmıştım.
Kamhi’den bir açıklama geldi.
Demirel’in özgürlük mücadelesini hatırlattığım için tebrik ediyor. Ancak kitapta maddi hata olduğunu söylüyor:
“Baskı ortamına rağmen, bulundukları yere buzdolabı, televizyon, video ve klimayı kimseden çekinmeden bizzat kendim gönderdim. Demirel de bunu takdir etmiştir” diyor.
Yakında yayımlanacak hatıratında bu konu da varmış.
Bekliyoruz.

(Milliyet gazetesinden alınmıştır)