Yaşayan efsane Derya Köroğlu, (Yeni Türkü) çoktan klasik olmaya aday “Böyle gitmez” şarkısında

“Belki de artık vakti, Sen bizi sevmiyorsun”

 diye başlayıp;

“Ama son bir kez dinle beni, Ben bize aşık oldum”


diye bitirince, aşktan başka birşey yazası gelmiyor insanın içinden...


Ama olmuyor işte bazen, her defasında dünyadan kaçamıyorsun ki...


Kızımın sınıf arkadaşlarından birinin annesi var, Adı Yasmin...

Yasmin Suriye’li... Geçenlerde 25 yaşına girdi. İki çocuğu var. Annesini erken yaşta kaybetmiş. Ailesinin diğer üyelerini de Suriye’de bırakmış.

Öyle iyi ve güçlü biri ki Yasmin, zor yaşamına rağmen kendini geliştirmek için sürekli birşeyler yapıyor. Kuaförlük sertifakasını aldı. İngilizce diplomaları sıra sıra...

Şu günlerde göz göze geldikçe başını hafif öne eğiyor. Bende ona diyorum ki “Herşey düzelecek...üzülme”

Politikanıza direnmek zor olsada, direniyoruz biz...


Geçtiğimiz günlerde, güzel bir arkadaş sayesinde ünlü İsrail’li sanatçı Yasmin Levy ve hayran olduğum Kubat’ın bir düetini dinledim. Bir ayrılık hikayesini, sözlerini anlamadan da öyle bir yansıtmıştı ki müziğine, hayran kaldım. Her ülkenin müziği ayrı güzel, hatta defalarca dinledim...



"Gençliğimi kimse bilmez

Sakallarımdan çocuk kokusu

Ağzımdan ay ışığı fışkırır benim

Ceketimi yağmurlara astığımdan beri

Tehlikeli şiir okur

Dünyaya sataşırım ben."


Ahmet Kaya, bu sözleri öyle içten söyledi ki ... Ama artık dinlemeye çekinir oldu insanlar, tepki görür korkusuyla...
.


Masum ve evrensel olan müziğe bile fitne soktunuz. Imkanınız olsa Hayko Cepkin’den, Can Bonomo’ya kadar dışlama listesi var elinizde...



Geçen yaz bir tatil yerinde, rengarenk haşemasıyla, deniz kenarında bir kadın oturuyor.

Belli ki o da benim gibi kumlarda oynayan kızını izlemekte...

Çocuklar oynamaya başlayınca bizde tebessüm edip yanaştık birbirimize.



Ben, bilmiş bir doktor edasıyla “Bu üstündekiyle denize girdikten sonra, üzerinde ıslak kalmasın böbreklerini mahvedersin” dedim...

O da “ben sürekli değiştiriyorum sağolasın” deyip gülümsedi. Biraz havadan sudan konuştuk, sonra çocukların gülüşleriyle bizimde yüzümüz aydınlandı...

Kadınları da birbirine düşman ettiniz ya... Biz yine de direniyoruz.



Galatasaray UEFA kupasını aldığında, Yunanlı dostlar, kuzey Londra’da elinde Türk bayraklarıyla sokaklara attı kendini, canı gönülden bizlerle birlikte kutladı.

Bu da hoşunuza gitmedi değil mi? Fazla manşetlerde göremedik de.



Zamanında dostça yaşayan herkesi yavaş yavaş birbirine düşman etmeye çalıştınız.



10 yaşında bir çocuk bile, politik görüşümü sordu da kulaklarıma inanamadım. “Ben Apolitiğim çocuk” dediğimde o da benim cevabımı anlamadı.

 İşte, hayattaki en önemli derslerden biri “cevabını anlamadığın soruyu sormayacaksın“



İnancı olanı Atatürk düşmanı, Atatürk sevgisi olanı din düşmanıymış gibi yansıttınız.

Doğduğu şehirlere göre sınıflandırdınız insanları... Sen ondan daha şanslışın diye boynunu eğik bıraktın suçu günahı olmayanı.



Herkes birbirine fikir düşmanı olmak için yarışa girdi...

Bizi bu kadar yanlızlaştırmayın artık! yazık bizlere...



Çekin elinizi insanlığımızdan...