Anayasa Uzlaşma Komisyonu, ilk adım olarak "insan onuru"nda anlaştı ve ilk iki madde taslağının yazımını tamamladı: "İnsan onur ve haysiyeti insan haklarının ve anayasal düzenin temelidir."


Evrensel insan hakları metinlerinde karşınıza çıkan bu ibarenin, halk eliyle yapılmış bir anayasada yer almasının anlamı farklı. Anayasal düzenin temelinde "insan onuru" yer alıyorsa, devlet kurumlarının tamamını ve vatandaşla devlet arasındaki ilişkinin bütün cephelerini bu ilke doğrultusunda yeniden düzenleyeceksiniz. Özeti: İnsan onuruna uygun bir devlet düzeni kuracaksınız.


Bu tür temel prensipler durduk yere üretilmez ve merkezi bir önem kazanmazlar. Demek ki, insan onuruna yönelik tehditler var ki, evrensel belgelerde olduğu gibi anayasa bu ilkeyi güçlü bir ifade ile koruma altına alıyor. Tehditler olmasa, anayasanın bu vurguyu yapmasına lüzum kalmaz. Peki tehdit kimden geliyor? İnsan onurunun tek düşmanı devlet. Başka kişilerden gelecek saldırıları durdurmak kolay. Devlet insan onurunu çiğnediği zaman ise çareniz yok. O zaman devleti insan onuruna saygı göstermeye zorlayacak ve saygıda kusur etmemesi için denetleyeceksiniz. Anayasa tam olarak bunun için var. Öyleyse, yazılan iki madde aslında anayasanın özünü oluşturuyor. Uzlaşma Komisyonu, bundan sonra yazacağı her madde için, "Acaba insan onuruna uygun mu?" sorusunu sormak zorunda.


Devlet insan onurunu nasıl zedeliyor? İlk defa bu sene değişen, eski 19 Mayıs stadyum kutlamalarını, yaygın ve sistematik bir "insan onuruna saygısızlık" örneği olarak yorumlayabilirsiniz. Gençler, eğitimle hiçbir ilişkisi olmayan bir ritüeli yapmaya zorlanıyorlar. Bunun için okullar eğitime ara veriyor. Hiçbir eğitici ve öğretici değeri olmayan bir kitle gösterisinin basit bir parçası haline getiriliyorlar. Evcil hayvanlara yaptırılanla bu gençlere yaptırılan hareketler aynı düzeyde değil mi? Ne zekâ, ne yetenek, ne performans. İstenen sadece uyum içinde basit hareketlerin tekrarı. Peki neden? Bu anlamsızlığın bir anlamı var mı? "Sen bir birey değilsin, toplumun bir parçasısın. Bütünden ayrıldığın zaman insan olarak hiçbir değerin yok. Kendini topluma adamalısın." Bir genci, topluluğun iradesiz, emirle hareket eden bir parçası olarak tasavvur etmek ve sürü hareketlerine zorlamak insan onuruna aykırı değil mi? Beklenen tek sonuç var: "Fert yok, millet var. Hak yok, vazife var." Dünyanın neresinde gençler bu muameleye maruz kalıyor?


Her insan, insan olmak hasebiyle saygıyı hak eder. Buna küçük çocuklar da dahildir. Küçük çocukları her sabah bir koyun sürüsü gibi okul bahçelerinde toplayıp bir dizi böbürlenmeyi içeren aptalca bir metni hep bir ağızdan tekrarlatmak bu çocuklara saygısızlık değil mi? Rahat-hazırol komutlarıyla hareket eden, emir ve izin verilmeden yerinden kıpırdayamayan çocukların oluşum aşamasındaki kişiliğine verdiğiniz zararın farkında mısınız? Sağlam ve dengeli bir kişilik geliştirmelerine engel olmak için bu anlamsız disiplin ve hiyerarşi gösterisinde daha etkili bir yöntem olabilir mi? Öğretmen kürsüye çıkıyor. "Rahat ve hazırol" komutlarıyla çocukları şöyle bir disipline soktuktan sonra buz gibi havada "andımız"ı söyletmeye başlıyor. Çocuklar yine gruplar halinde sınıfa girerken itişip-kakışmalarına bakarak bağırıp-çağırıyor. Diğerleri de bu küçük haşarılıkları "sizden adam olmaz"la hizaya çekiyor. Bu milletin, adına eğitim denen şu gördüğü sürü muamelesine rağmen adam olması ve birçok şey başarması bir mucize değil mi?


"İnsan onuru" esaslı bir kavram. Hakkın ve hukukun üstünde, insanın insan olarak gördüğü veya görmesi gereken saygıyı ifade ediyor. Eğer insan onuruna saygı gösterecekseniz onun fikrini, özgür tercihini ipotek altına alan bir ideolojiyi dayatamazsınız. Eğitim sistemini tek tek, insan onuruna aykırı unsurlardan temizleyeceksiniz.


Türkiye'de ileri bir toplum yaşıyor. Geri kurumların, eğitim ve devlet anlayışının çok ilerisinde. Devlet bu ileri topluma ayak uydurmakta geç kalıyor. 19 Mayıs'ta gençlere sürü muamelesi yapmaktan vazgeçip anayasanın merkezine insan onurunu yerleştirmek devletin artık topluma ayak uydurmaya başladığının önemli işaretleri değil mi?

(Zaman gazetesinden alınmıştır)