Zaman Türk Asrı’na çalışıyor

Yazacaklarım hamaset değil. Umut pompalamaya da çalışmıyorum. Niyetim, yaşarken çoğu zaman farkına varamadığımız gelişmeleri hatırlatmak. Bir de parçaları birleştirerek, büyük resmi görünür kılmaya çalışmak…

Elbette yanlış anlaşılma riski var. Çevremizde olup bitenler, bazen savaş gibi arzu edilmeyen gelişmeler olabiliyor. Ki, onlar da Türk Asrı’nı örgüleyen olaylar zincirinin birer parçası haline gelebiliyor. Savaş veya benzeri olumsuzluklar, işimize yarıyor olsa da, aslında arzu etmediğimiz durumlardır.

Bu şerhi düştükten sonra, yakın geçmişten beri etrafımızda yaşanan ve yaşanmakta olan önemli olayları hatırlayalım:

Rusya-Ukrayna Savaşı… İki komşumuzun 4.5 senedir yürüttüğü savaşı arzu etmiyoruz. Tarafları anlaştırmak için elimizden geleni yaptık, yapıyoruz.

Fakat ABD’li ve Avrupalı siyaset kaşarları öyle istediği için bu savaş devam ediyor. İşin ilginç yanı, Avrupa ülkeleri, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın en önemli kaybedenlerinden… Bir anlamda, bindikleri dalı kestiler. Rusya’dan temin ettikleri ucuz enerji ve hammaddeyi kaybettiler. Bir de oraya sattıkları sanayi ve teknoloji ürünlerini satamaz oldular.

TURAN’A DOĞRU

Ya Türkiye? Ülkemiz, hiç de arzu etmediği bu savaştan dolayı tarihî kazançlar sağladı. Hiç birini görmesek, (Bilge Lider Dr. Devlet Bahçeli’nin isimlendirmesiyle) Turan Koridoru (Zengezur veya Trump Koridoru tanımlaması, tarihî hakikati değiştirmez.) hayata geçiyor.

Rusya, Ukrayna ve Avrupa ile başı dertte olmasaydı, Turan Koridoru’na kolay kolay izin verir miydi?

Hadi biraz daha açık konuşalım: Türk Devletleri Teşkilatı’nın ete kemiğe bürünmesi karşısında, hem Rusya hem de İran bu kadar etkisiz kalabilir miydi?

Bir de Avrupalı emperyalistler… Rusya ile başları derde girmeseydi, NATO üzerinden Türkiye’yi merkeze alan ‘yeni güvenlik mimarisi’ arayışlarına girerler miydi?

Bakınız; Terörsüz Türkiye süreci devam ederken, Avrupalı kaşarların bunca sessizlik ve kabullenmişlik içinde olması da Rusya ile olan çatışmalarıyla ilgili değil midir?

Aynı şey İran için de geçerli. Turan Koridoru’nu sabote etmek için elinden geleni ardına koymadı. Lakin ABD ve İsrail’le olan savaşı, Türkiye’ye çelme takma heveslerini geri plana iteledi.

ABDÜLHAMİT HAN’IN RÜYASI GERÇEKLEŞİYOR

Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, ABD/İsrail-İran Savaşı’yla birlikte, geçmişte Türkiye’ye karşı sergiledikleri soğuk tavırları değiştirmeye başladı.

Anılan ülkeler şunu anladı: Trilyon dolarlar ödedikleri ABD, İran karşısında kendilerini koruyamaz. Hatta böyle bir niyeti de hiç olmadı.

Dolayısıyla, Sam Amca’nın kucağına oturup da Türkiye’ye nanik yapan para şımarıkları, artık adımlarını denk atmaya başladı.

Kimin aklına gelirdi ki; Suudi Arabistan, Türk vatandaşlarına uyguladığı vizeyi gevşetecek? Ve dahi Sultan Abdülhamit Han’ın 100 küsur sene önce temellerini attığı Hicaz Demiryolu Projesi’ni yeniden canlandırmaya hevesli olacak?

Hatırlatalım: o demiryolunun raylarını ve traverslerini söküp bozanlar, şimdikilerin dedeleriydi. Daha fazlasını kaşımayalım

Henüz Arap ülkeleriyle işin başındayız. Batılı çakalların her an çökebileceği servetlerinin de Türkiye gibi güvenilir ülkelerde yatırıma dönüşmesi mukadderdir. Evet, Arap yarımadasıyla işbirliği ve birlikte kazanma fırsatlarının henüz kapısındayız. Yakında olacakları da İsrail adlı terör örgütü düşünsün.

ERMENİSTAN’IN ‘GERÇEKÇİLİĞİ’

Ermenistan… 2020’de Kahraman Azerbaycan Ordusu, Türkiye’nin de desteğiyle Karabağ’ı özgürleştirmeseydi, bugün Ermenistan hizaya gelmiş olabilir miydi?

Yine hatırlatalım: Savaşta dayak yiyen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, üstüne üstlük 2 kezdir seçim kazanıyor. Hem ‘Ermeni Soykırımı’ masallarını yalanlayan söylemlerde bulunuyor, hem de Ermenistan’ın hukuk metinlerine sinmiş saçma sapan hevesleri temizlemeye çalışıyor.

Dahası, Turan Koridoru’nun Ermenistan için soluk borusu olacağını idrak etmiş ve halkına da bunu anlatıyor.

Irak… ABD işgaline uğradı. Ülke neredeyse fiilen bölündü. Bir zamanlar Türkiye’ye kafa tutanlar, şimdi kafalarını öne eğmiş, Türkiye ile kader birliği yapmayı istiyor. Basra Körfezi’nden ülkemize ulaşacak Kalkınma ve Refah Yolu Projesi de zaten bu değil midir?

Kerkük’e 100 yıl sonra bir Türkmen vali seçilmesi ve orada ‘özerk devletçilik’ oynayan zavallıların bunu kabullenmek durumunda kalması da, Türkiye hesabına yazılmalı değil midir?

DÜŞMANLIKTAN DOSTLUĞA

Geçelim Suriye’ye… 2 yıl öncesine kadar Suriye’de, Türk Milleti’ne düşman bir siyasî yapı vardı. Son 15 yılda Türkiye, milyonlarca Suriyeli mülteciyi misafir etti. Bunun için ağır siyasî ve ekonomik bedeller ödedi.

Fakat sonunda Türk Devlet Aklı kazandı. Çünkü tüm yüküne ve risklerine rağmen, Türk Devleti, tarihin doğru yerinde duruyordu.

Gelinen noktada Suriye’de, en azından Türkiye’ye düşmanlık beslemeyen bir siyasî irade hâkim durumda. Daha fazlasını demeyelim.

Libya… Batılı emperyalistler, Libya’yı parçalamak ve doğal kaynaklarına çökmek için çabaladı. Türkiye ise bu kardeş ülkenin birlik ve bütünlüğüne yatırım yaptı. Bunun için bedel de ödedi.

Sonuçta Libya bizim için hem dost ve kardeş ülke oldu, hem de Deniz Yetki Alanları Sözleşmesi dâhil, her iki ülkenin kaynaklarını Batılı emperyalistlerin tasallutundan kurtarıp, birlikte kazanmanın yolu açıldı.

TÜRK ASRI’NIN TAŞLARI DÖŞENİYOR

Başlamışken, Somali’yi de atlamayalım… Batılı sömürgen/kemirgenlerin kanını iliğini emdiği bu dost ve kardeş ülke, hem ordusunu hem de doğal kaynaklarını Türkiye’ye emanet etmiş durumda. En büyük askerî eğitim üssümüzün Mogadişu’da olduğunu ve Somali’nin denizlerinde petrol sondajına başlamış olduğumuzu hatırlatıp, geçelim.

Elbette yukarıda özetlemeye çalıştığım örneklere yenileri eklenebilir. İşin özü; etrafımızda yaşanan savaşlar, çatışmalar, çekişmeler, yeniden yapılanmalar, ekonomik gelişmeler… Velhasıl birçok hadise, Türk Asrı’nın hayat bulmasına yarıyor.

Yanlış anlaşılmamak adına, tekrar edeyim: Kimseyle savaşa, çatışmaya, vuruşmaya girmeye niyetimiz olmadığı gibi, etrafımızdakilerin de birbiriyle çekişmesini arzu etmiyoruz.

Bununla birlikte, Türk Devleti, tarihin doğru yerinde durduğu ve yüksek bir liderlikle yol aldığından dolayı; çevremizde yaşanan tüm gelişmeler, Türk Asrı’na giden yolun taşlarını döşüyor.

Turan’ın kurulmakta olduğunu görebilenlere selam olsun.

Sabah akşam enflasyonla dertlenen veya asgari ücretle kaç simit alınabildiğinin hesabını yapanlara ise, söyleyecek sözümüz yok.