Yeni Zelanda tokadı ve KKTC

Yükselen ırkçı terörizmin baş destekçileri olan, İslam ve yabancı düşmanlığından beslenen kimi siyasetçi ve medya kuruluşları, Yeni Zelanda’nın teröre ve teröriste çektiği rest karşısında suspus oldu. Sanırım ilk defa Hristiyan bir devlet başkanının, kendi dininden ve ırkından olmayan mağdurlara bu denli kucak açtığını izledik tüm dünyaca… Terör saldırısının ardından gelen ilk cuma günü, Müslümanlara destek için cuma ezanının, devlet kurumları olan Yeni Zelanda Radyosu ve Yeni Zelanda Televizyonu aracılığıyla canlı yayınlanması bir ilkti. Tüm camilerde anma etkinliklerinin düzenlenmesi, Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in Hagley Park'ta kılınan cuma namazına katılması, Hz. Muhammed’in bir hadisini okuması, başını örtmesi…

Kendi gibi düşünenler tarafından alkışlanacağını ve bir star olacağını düşünen katilin, hayatının geri kalan kısmını tek başına bir hücrede geçirecek olması da bir ilk sanki. Oysa ne güzel bir algı operasyonu yapılacak, masum sarışın çocuğun nasıl olup da böyle bir cani haline geldiği tartışılacak, masum çocuğu şeytanlaştıran dinamikler ortaya konacak, bu noktada göçler, göçmenler, göçmenliğin beraberinde getirdiği sorunlarla, İslamiyet suçlu ilan edilecekti.

Evdeki hesap çarşıya uymadı, üstüne üstlük İngiltere’de islamofobik paylaşımlarla teröre destek veren 24 yaşındaki bir İngiliz gözaltına alınınca iş değişti, Avustralyalı çirkin diplomat ve birkaç yayın organı dışında kimse ağzındaki baklayı çıkarmadı, çıkaramadı. Üstelik New York Times gazetesinin başyazısında, Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern'in Christchurch şehrinde meydana gelen terör saldırısına karşı tutumu örnek gösterilerek, "Amerika Jacinda Arden kadar iyi bir lideri hak ediyor" ifadeleriyle ABD Başkanı Donald Trump eleştirildi.

**

Bundan birkaç gün önce yine New York Times’ta bir makale okudum. Makalenin yazarı, Yeni Zelanda’daki kanlı eylemi gerçekleştiren Avustralyalı Brenton Tarrant'ın,“Büyük Değişiklik” başlıklı 74 sayfalık bildirisinde, 2011 yılında Norveç’te Anders Breivik tarafından gerçekleştirilen ve 77 kişinin öldüğü terör saldırısından ilham aldığını söylediğini ifade etmiş.

Yazar, Breivik’in bu eylemi şöhret için gerçekleştirdiğini, bin 500 sayfalık manifestosunun geniş bir şekilde okunmasını istediğini, Norveç'teki katliamdan sekiz yıl sonra dahi, istediği izleyici tarafından okunmaya devam ettiğini, tıklanma rekorlarının bunu gösterdiğini söylemiş.

Norveçli teröristi araştırdığında, utanç, başarısızlık, kötüye kullanma ve reddedilmeyle dolu bir hayat, çocuğun hak ettiği dikkat ve bakımı almayan bir çocuk; reddedilen, vaktinin çoğunu bilgisayar oyunlarıyla geçiren bir genç bulduğunu ifade eden yazar, izole yaşayan kızgın gencin, bir eylemden sonra tanınacağı ve kendisinden korkulacağı inancıyla saldırısını izleyici kitlesiyle paylaştığına işaret etmiş.

Yazarın, tüm olanları “kötü bir çocukluk” geçirmiş olmasına bağladığı teröristin kafası hiç de söylendiği gibi boş değil. Zira, Avrupa’nın nüfusunun azaldığını, kendi asil beyaz ırklarının Müslümanlarla harmanlandığını, yakın bir gelecekte kendilerinden olmayan göçmen unsurların kendi sayılarını geçeceğini düşünen Hitler kafalı Haçlı teröristin manifestosunda,  “sarışın, mavi gözlü kadınların her birinin 12 çocuk doğuracağı doğum klinikleri” kurma hayali mevcut.

Ne diyorduk; Görüldüğü üzere terör, sadece eline silah alanların masumları öldürmesinden ibaret değil. Daha doğrusu, terörün kullandığı tek araç silah değil. Uluslararası düzen kurucuların elinde kukla olan örgüt ve kişiler yalnızca silahla değil, “PR”la, medyayla, manüpülatif/spekülatif haberlerle işi götürüyor. Profesyonel bir fotoğrafçının etkileyici kadrajı ve bir spotla “kahraman” olabileceğinin farkında olan terörist, görünür olma hayalini gerçekleştirmek için onlarca insanı katletmekten çekinmiyor. (Hele hele bir de düzen kurucuların ellerinden fotoğraf ödülü, basın ödülü, roman ödülü, film ödülü gibi ödüller alıyorlarsa…) Bu yüzden de, Amerika’nın İkiz Kulelerde uyguladığı yayın yasağını doğru bulup, bizdekileri “basın özgürlüğüne/halkın haber alma hakkına darbe” olarak nitelendirenlerin esas niyetini anlamak için çok zeki olmak gerekmiyor.

Bunlara ek olarak terör olaylarına bakış açımızın, terörün yayılmasında/önlenmesinde son derece etkili olduğunu söylemeliyim. Teröre “terör”, teröriste “terörist” diyemez ve teröristi aklama derdine düşersek, kelebek etkisine selam çakmamız olası. Bizde, (KKTC) terör örgütü propagandasını, “kitabın yasaklanması” boyutuna indirgeyerek, olayı basitleştirme, suçu örtme yarışına girenlerin, Yeni Zelanda olayından ve İngiltere’deki terörsevicinin tutuklanmasından ders almaları lazım. Türkiye’ye olan nefretlerinin, “İleri demokrasi” kisvesi altında bölücü terör örgütünü destekleme noktasına getirdiği “profesyonel etki ajanları”nın kimden beslendiğini de başka bir yazımızda ele alalım.