Yayıncıların Korktuğu Roman; Kazakistan-Astana

KNB( Kazakistan Gizli İstihbarat Servisi) Birinci ajanı Mansurbey Kımızova toplantı odasındaki Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Azeri ,Tatar ve diğer azınlık, özerk Türk halklarının ajanlarına öncelik derecesi KIRMIZI-1 kategorisinde brifing veriyordu.

-Değerli Kafkas ve Orta Asya Türk ajanları! Geldiğiniz için teşekkür ederim! Hoş geldiniz! Bugün 07 Mayıs 2015 Perşembe! Kazakistan Astana saat birimini kullanıyoruz! Saat 10.00 ve burada konuşulanları lütfen işler ters giderde ölümle burun buruna gelirseniz eğer, mutlaka hatırlayınız! Hepinizin fikirlerini kesinlikle alacağım! Bugün toplantı ile ilgili hiçbir davetiye, broşür, vidyo, yansı, bilgisayar görüntüsü, ses kaydı getirmedik bu toplantıya ve anlayacağınız gibi hiç birimizin üstünde herhangi bir telefon da yok! Bulgaristan’daki Türk ajanımız Bursalı Sakıp Fırıncıoğlu maalesef 10 gündür DS ( Bulgaristan Gizli İstihbarat Servisi ) tarafından işkence altında sorgulanıyor. Allah’tan bu inatçı adamı kuş başı yapsalar yine de ağzından bir kelime laf alamazlar. Ama eğer Ona kimyasal bir takım ilaçlar verip kimyası ile oynamaya başlarlarsa, rüya gördüğünü sanıp rüyasında organizasyonumuz hakkında bilgi verebilir. Sakıp Bey’in bu kimyasal ilaçlara karşı da dirençli olduğunu biliyoruz. Ama yayıncıların korktuğu roman hakkında değil ağzından bir kelime kaçırması, bakışları ile dahi hiçbir şeyi ima etmemesi gerekir. Sakıp Bey’e güveniyorum ve yanında bizim Tarazlı  kadın ajanımız, hepinizin yakından tanıdığı tüm operasyonlarda acımasızlığı ile bilinen  Ayzere hanım var. Yine de emperyalist ülkelerin istihbarat servislerinin sorgulamada ne gibi kimyasal, fiziki ve psikolojik boyutta teknikler, usuller kullandıklarını doğrusu bilmiyoruz. Bu sebeple operasyon G gününü ve S saatini 1 hafta öne alıyoruz. Yayıncıların korktuğu romana mutlaka ulaşmalıyız ve ele geçirmeliyiz ve eğer başkaları, düşman ve hedef kuvvetler bizden önce ele geçirmişlerse, ele geçiren kim varsa yok etmeliyiz! Hepiniz 4 numaralı pasaportlarınızı yanınıza alacaksınız ve başka pasaport yanınızda olmayacak  ve ortak dil olarak Rusçayı kullanacağız. Yanınıza silah almayacaksınız. Silahlarınızı Bulgaristan’a inince Sofya’da bulunan berber Ali Deliçavuş’tan alacaksınız. Söylememe gerek yok, berbere aynı anda girmezsiniz sanırım?

Mansurbey’in bu esprisi ile toplantıdaki tüm ajanlar hafifçe tebessüm etti. Mansurbey devam etti:

-Yakalanmak, ele geçmek kesinlikle yok. Ya ölürsünüz, ya da öldürülürsünüz ama ele geçmek, tutuklanmak, rehin veya esir düşmek yok, eğer yakalanan olursa en yakınındaki ajanımız tarafından öldürülecektir. Buna maalesef mecburuz. Bu nedenle bu görevi başarmak için siz en yetenekli ajanlarımızla ortak operasyon yapacağız. Hükümetlerimizin bu görevden resmi olarak da haberleri yok, gayri resmi olarak da haberleri yok, bu nedenle açığa çıktığımız takdirde öncelikle kendi devletlerimiz tarafından harcanırız. Uluslararası boyutta deşifre olma ihtimalini asla göze alamayız! Çünkü o takdirde biz değil, devletlerimiz ve milletlerimiz biter! Yayıncıların korktuğu romanı genel olarak biliyorsunuz ama içeriği hakkında sadece 4 kişinin bilgisi var. Bu tedbiri size güvenmediğimizden değil, nelerle karşılaşılacağını bilemediğimizden böyle yaptık! Bu 4 kişi kimdir! Birisi ben! Diğeri Sakıp Fırıncıoğlu, üçüncüsü de Ayzere hanım! Dördüncü kişinin kimliğini de kesinlikle gizli tutuyoruz! Görev başarı ile tamamlandığı takdirde elbette hepinize gereken tüm bilgiler açıklanacaktır! Ama takdir edersiniz ki görev öncesi bu romanın içeriği hakkında bilgi vermemizi siz de istemezsiniz! Sorusu olan yoksa güzel bir yemek yiyelim! At eti ile enerji toplayalım, kımız içelim ve biraz müzik dinleyelim! Ne dersiniz James Bond bozuntuları!

Soru soran olmadı! Ajanlar için bu tür toplantılardan sonra  yemek, at eti, kımız, müzik faslına bir an önce kavuşmak daha cazip, daha önemli ve öncelikliydi. Astana’daki LN.Gumilev Avrasya Milli Üniversitesi (Eurasian National University).Rektör odasında gerçekleştirilen toplantıdan sonra, üniversitenin misafir yemek salonundaki davete katılmak için ajanlar odadan çıkmaya başladılar. Doğu Türkistanlı yakışıklı ve genç ajan Mustafa’nın gözleri Özbek ajan Gülnara’yı göz hapsine almıştı. Sırılsıklam aşık bir erkeğin korku ve hüzünle bakan gözleriydi bunlar! Tüm çatışmalarda, tüm operasyonlarda kartal gibi bakan bir çift savaşçı gözü, Gülnara’ya bakarken küçük ve ağlayan bir çocuk gibi bakıyordu. Gülnara’nın saçları Leman Sam’ın saçlarından daha uzundu ama simsiyah saçlardı bunlar.1.80 metre boyunda, kaslı kolları olan, kuğu gibi boynu olan Amazon savaşçısı gibi bir kızdı ve kömür karası gözleri mahzun bebekler gibi bakıyordu. Dudakları olgun, kırmızı bir kirazı andırıyorudu. Mustafa 1.90 metre boyu, geniş omuzları, mavi gözleri, kahve rengi kısa saçları ile tüm kadınların, kızların ilgi odağı 30 yaşında bir adamdı. Gülnara 27 yaşındaydı. İkisi de birbirine 3 yıldır aşıktı ama ikisi de bunu bu güne kadar ifade edememiş, aksine birbirleri ile hep kavga etmişlerdi. Ama birbirlerini korumak, kollamak için ikisinin de can vermeye hazır olduğunu Türk dünyasının ajanlarından ve düşman ya da müttefik yabancı istihbarat ajanlarından  bilmeyen yoktu. Birbirlerine ölesiye sevdalı iki genç ve bunu  birbirlerinden gizlemeye çalışıyorlardı. Belki birbirlerinden gizliyorlardı ama bütün istihbarat dünyası bu aşkı biliyordu.

(Devam edeceğiz)