Kötü bir Abdullah Gül kopyası. Onun da kerameti kendinden menkuldü. Recep Tayyip Erdoğan gölgesinde yürüyüp, kendi gölgesi sanıyordu.
Bir de, herkes hizalansın, mutabakat sağlasın, bana da adaylık imzasını atmak düşsün gibi, siyaset tarihinin görmediği kolaycılık ve beleşçiliği esas alıyordu.
Arada bir fark var ki; Abdullah Gül, arada bir de olsa Türkiye ve dünya siyasetinin önemli gündem maddelerine şöyle bir değinip geçiyor.
Mansur Yavaş, siyasetin buncağızından dahi imtina eden bir tuhaf kişilik… Siyaseti ‘siyasetsiz’ yürütme iddiasındaki bu nevi şahsına münhasır figür, konuştuğu anda batacağını bildiğinden olsa gerek, sessizliği siyaset edinmiş.
Fakat… Sessizliğin siyasetiyle gidilecek yol bitti. Şimdi tercih zamanı…
Bu noktada sormak lazım: Mansur Yavaş’ın mevcut duruşunda ahlâki bir sorun yok mu? Hem CHP’nin üyesi ve belediye başkanı olacaksın, hem de CHP ile ondan ayrılanların kurduğu Yeni Parti arasında ‘tarafsız’ pozları keseceksin.
Davul başkasının omzunda, tokmak başkasının elinde… Bu hâlin başka ifadeleri de var; lakin burada zikretmek uygun düşmez.
AİLE BOŞANDI MANSUR BEY
Birilerinin Mansur Bey’e hatırlatması lazım: Aile boşandı. Artık ya annenle, ya babanla yaşayacaksın. Veya reşit olduysan, yoluna bağımsız devam edeceksin. Siyaset, ‘ne yardan ne serden geçerim’ tavrını kabul etmez.
Şayet Yavaş, CHP’den ayrılıp, yoluna ‘iki parti arasında bağımsız siyasetçi’ (Bu sözün cami-kilise benzetmeli olanı da vardı, ama neyse…) gibi devam ederse, bütün saçmalığına rağmen, bu da kabul edilebilir.
Lakin… Hem CHP kimliğini taşıyıp, hem de ‘her iki tarafa eşit mesafede’ gibi bir yol çizmeye kalkışırsa, o iş yürümez.
Muhtemelen Mansur Yavaş, CHP’den ayrılmak zorunda kalacak. Zira CHP de artık bu ağır yükü taşıyamaz. İnsanların olduğu gibi, partilerin de izzet-i nefsi vardır, olmalıdır.
Peki, sonrası… Ya istifa, ya ihraçla CHP macerası bitecek olan Mansur Bey, muhtemelen ‘herkesin bağımsız Cumhurbaşkanı adayı’ havalarında kalmayı tercih edecek. Yine konuşmayacak. Hiçbir konuda ne düşündüğünü söylemeyecek. Tabi düşünüyorsa…
ABDURRAHMAN ÇELEBİ
Zayıf ihtimalse, İYİ Parti’ye yanaşmak… Müsavat Dervişoğlu ve şürekâsı, Mansur Yavaş’ı kırmızı halılar ve dahi davul-zurna ile karşılar. AK Parti’ye yanaşması çok mu uzak bir ihtimal? Değil… AK Parti kendisini kabul eder mi, emin değilim.
Yılan hikâyesine dönen Mansur Yavaş vakası gereğinden fazla uzadı. Suskunluğundan ve her konudaki ‘fikirsizliğinden/görüşsüzlüğünden’ dolayı kendisine derin ilim ve büyük hikmetler atfedilse de, aslında Mansur Yavaş, tam olarak, göründüğünden ibaret bir kasaba politikacısı.
Yazık ki, solun kaht-ı ricali sebebiyle, Abdurrahman Çelebi muamelesi gördü.
Tam da bu noktada, CHP/Yeni Parti (Saraçhane) beslemeli TV kanalları ve partili gazetecilerin bugünlerde kahrolarak dile getirdiği bir hakikate, en azından değinmek gerekiyor.
Anılan medya tayfası, CHP’den seçilip de bugün AK Parti’ye geçen veya bu yolda flört eden belediye başkanları ve meclis üyelerini kahırla yâd ediyor.
Dillerine düşen en somut cümle ise; “Bu adamlar zaten CHP’li değildi. Seçim kazanma hevesiyle getirilip CHP’den aday yapıldılar. Şimdi de CHP’yi satıyorlar…”
KİTABIN ORTASI: MANSUR VAKASININ SONU
Pek yanlış değil, söyledikleri. Öyle de, niye Mansur’dan halen vazgeçemiyorsunuz? O da CHP’li değil. Partiye üye olsa, listesinden iki dönemdir belediye başkanı seçilse bile 6 oklu rozeti takmıyor.
O halde niye halen onun peşinden koşuyor; yerli yersiz her meselede ‘en şanslı Cumhurbaşkanı adayı’ diye cilalıyorsunuz?
Okuyanlarımız bilir. Ortaya karışık yapmayı sevmeyiz. Gelecekte haksız çıkmamak uğruna, lafı her yana çekilebilecek yumuşaklıkta bırakmak, âdetimiz değildir.
O halde, yanılma riskini de göze alarak, kanaatimizi açıklayalım:
Mansur Bey, gelecekte hiçbir partinin münferit veya ortak Cumhurbaşkanı Adayı olamayacak. Dahası, konuşmaya başladığı andan itibaren tüm tılsımını kaybedecek; ortaya vasat bir kasaba politikacısı çıkacak.
Emin olunuz ki; söylediklerim, fakirin temennileri değil tahminleridir.