Harzemlilik kimliği üzerine…
Değerli dostum Ahmet Saygı’nın Türkistan mektupları devam ediyor. Saygı bu kez, adeta bir açık hava müzesi görünümündeki Hive’yi anlatıyor. Ancak bu mektupta yalnızca Hive’nin tarihî ve mimari dokusuna değil, aynı zamanda Harezm bölgesinin kendine has kimliğine de dikkat çekiliyor.
Saygı’nın mektubunu siz değerli okur ve dostlarıma sunuyorum:
“Değerli başkanım,
Bir önceki mektubumda, adeta bir çölün ortasında olduğumuzu, tilkilerin ve envaiçeşit hayvanların bulunduğundan bahsetmiştim. İşte böyle bir ortamda, gecenin derin sessizliği bastırınca, gökyüzündeki yıldızların ahengini seyretmek de bizim için bambaşka bir tecrübeydi. Filmlerde gördüğümüz otağ şeklindeki çadırların içinde, sanki bir hayal âlemindeydik.
Derin bir uykunun ardından, sabahın erken saatlerinde kuş sesleriyle güne merhaba dedik. Burası Taşkent, Semerkant ve Buhara’dan oldukça farklıydı. Şehir dışındaydık. Ayrı bir dünyadaydık. Su kenarında, kuş seslerinin ahengi içinde yapılan sabah kahvaltısı gerçekten unutulmazdı.
Maksud hoca, anlaştığımız saatte otelin önündeydi. Vakit kaybetmeden Hive’ye doğru hareket ettik. Tıpkı Anadolu’nun birçok kentinde olduğu gibi, genellikle tek katlı ve bahçeli evlerin yer aldığı köylerden geçerek Hive’ye doğru yol aldık. Sohbetimize dün kaldığımız yerden devam ettik. Nasıl olduysa konu, Harezm kelimesinin anlamı üzerine geldi.
Maksud hoca, Harezm ile ilgili tarihçilerin farklı görüşler ileri sürdüklerini, örneğin ünlü Türk tarihçisi Zeki Velidi Togan’ın kelimeyi ‘Horezm’ olarak kullandığını ve bu bölgede yaşayanlar için de ‘Horezmliler’ dediğini belirtiyor.
Yolumuz kısa ama sohbetimiz derindi. Harezmlilerin kendilerine has bir kimliklerinin olduğu, onları Özbekistan’ın diğer bölgelerinden ayıran, fakat aynı zamanda Özbek kültürünü zenginleştiren özellikler taşıdığı gündeme geldi. Bunun başında dilde ve konuşmada görülen farklılık geliyor. Özbekistan’ın genelinde Türk dil grubunun Karluk kolu hâkim olurken, Hive ve civarında Oğuz Türkçesi konuşulmakta. Bu da Harezmlilerin, Türkiye Türklerinin kullandığı Türkçeye oldukça yakın bir dil kullanmalarını beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan, tarihte Harezmşahlar ve Hive Hanlığı gibi güçlü ve bağımsız devletlere sahip olmaları, Taşkent ve Semerkant’a coğrafi olarak uzak olmaları da Harezmlilerde farklı bir aidiyet duygusunun ve Harzemlilik kimliğinin oluşmasına zemin hazırlamış. Buna Harezm pilavı da eklenebilir.
Harezm’in bölgesel kimliğini besleyen bir başka faktör de hiç şüphesiz, cebirin kurucusu El-Harezmi ile büyük gökbilimci El-Biruni’nin Harezm topraklarında yetişmiş olmalarıdır.
En önemlisi de, diyor Maksud hoca, işte birazdan büyük kapıdan içeri gireceğimiz İçan Kale’dir (İç Kale). Buradaki mimari yapı, Hive’ye özgü özellikleriyle Buhara ve Semerkant’taki muhteşem turkuaz kubbeli yapılardan farklıdır. Kerpiç dokusu ve çini işçiliği adeta insanla sohbet eder.
Hakikaten başkanım, dışarıda devasa kerpiç ve çamurdan yapılmış surlarla çevrili, her hâlinden farklı olduğu belli olan bir dünyaya giriyoruz. Kale’nin dört kapısından biri olan Ata Darvaza’dan içeri girince turistik eşyaların satıldığı bölümle karşılaşıyorsunuz. Biraz daha ilerleyince, çatıları bile olmayan toprak evler, gökyüzüne yükselen minareler, müzeler, saraylar ve medreseler size adeta, ‘Tarihin durduğu yere hoş geldiniz’ diyor.
Tarih durmuş ama binlerce yıldır kesintisiz devam eden bir hayat, dipdiri bir kültür hazinesi var. İçan Kale’de 300-350 aile yaşıyor. Geleneksel el sanatları, ahşap oymacılığı, çömlekçilik, halı ve kilim dokumacılığı, terzilik ve demircilik hâlâ devam ediyor. Bunun yanı sıra turizm, kale halkının en önemli gelir kaynaklarından. Kale içinde 50’den fazla tarihî bina, 400’ün üzerinde de geleneksel konut bulunuyor.
Verilen bu bilgiler ve gördüklerimiz karşısında şaşkın bir haldeyken, iki katlı bir binanın üst katına geldiğimizin farkına vardım başkanım. Burası, Maksud hocanın talebelerinden, müze müdürü Ferruh Bey ve ailesinin evi.
Başkanım, heyecan dolu mektubuma burada ara vermek durumundayım. İçan Kale’yi size sonraki mektubumda anlatmaya devam edeceğim.
Bir sonraki mektupta buluşmak üzere. Kadirşinaslıkla…”
Bize bu güzel gözlemleri ve bilgileri ulaştıran değerli dostum Ahmet Saygı’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Türkistan yolculuğunun bir sonraki durağında, İçan Kale’nin tarihî ve kültürel dünyasında yeniden buluşmak dileğiyle…
Veyis Güngör