Travma Sonrası Stres (2)

Ruhumuzun koruyucusu, resilience  

Gelişim Psikoloğu Norman Garmezy araştırma için binlerce çocukla çalışıyordu. Bir gün bir çocuk özellikle dikkatini çekti. Bu çocuk 9 yaşında babasının nerede olduğu belli olmayan ve alkolik bir annenin çocuğuydu. Her gün okula aynı çeşit yemekle geliyordu : 2 dilim ekmek. Evde hiç yemek pişiren biri olmadığı gibi yemek de yoktu, ancak bu çocuk okula her gün neşe dolu bir gülümseme ile geliyordu.  

Garmenzy’e göre bu çocuk özel bir kategoride değerlendirilebilirdi, ‘Resilient’.

Özgecan Aslan’ın babası kızının ölümü ardından ‘Her insan bu dünyaya bir armağanla gelirmiş, bırakır gidermiş. Güzel kızımın dünyaya bıraktığı hediye çok güzel oldu’’ demiştir. Bu yorum aslında babanın da ne kadar ‘resilient’ olduğunu göstermektedir.

İnsanlar travmatik anıları farklı şekilde yaşar ve yorumlarlar. Kimi insanlar olay sonrasında depresif olabilirler, kaygı bozuklukları yaşayabilirler, uyuşturucu veya sakinleştiricilerin bağımlıları olabilirlerken kimileri de travma sonrası stres bozukluğu geliştirir. Ancak, travmanın şiddeti ne olursa olsun birey zorunlu olarak psikolojik bir rahatsızlık geliştirmek zorunda değildir. Aksine araştırmalar büyük bir çoğunluğun travmaya dirençli olduğunu göstermiştir.

Resilience ne demektir?

Resilience kişinin kendini toparlama gücü, psikolojik dayanıklılık, felaketlerini üstesinden gelebilme, yaşamdaki zorluklarla mücadele etmede bireyin güçlerini geliştirme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Bu yazımda toparlanma gücü ve resilience kelimelerini değiştire değiştire kullanacağım.

Dünya sağlık örgütünün ve İngiliz Psikoloji Derneğinin raporuna göre son yıllarda psikolojik rahatsızlıklar anlamlı şekilde arttı. Bu artışın iki önemli nedeni vardır. Birincisi hastalıkların daha bilinir olmasından dolayı teşhisin artması ; ikincisi de dünyada süregelen ve artan negatif olaylar ve bunlardan direkt olarak etkilenip başetme mekanizmalarının düşüş göstermesine bağlı bir artıştır. Bu artışla beraber maalesef tedavi olanakları paralel olarak hızla gelişmiyor. Örneğin, şizofreni veya bipolar gibi rahatsızlıklar tam anlamıyla tedavi edilemiyor, sadece semptomlar bastırılıp kontrol altına alıyor. Buna ek olarak dünyada 300’ü aşkın psikoloji ekolü olmasına rağmen bunlardan sadece bir kaçı araştırma ile kanıtlanabilmiş durumdadır. Tam da aslında bu sebepten dolayı resilience yani kendini toparlama gücü çok büyük bir önem taşımaktadır.

Kendini toparlama gücü doğuştan gelen bir yetenek değildir. Neyse ki öğrenilebilen bir davranış şeklidir. Resilient olan insanların başarabildikleri en önemli şey etraflarında veya hayatlarındaki iyi olan şeyleri fark etmeleri ve içinde bulundukları krizden çıkabilmek için bunu kullanmalarıdır. Bu demek değildir ki kendisini toparlama gücü olan birisi hiç acı çekmez, ağlamaz. Acı ve şok elbette yaşanır. Bunlar olağan olaylara verilen normal tepkilerdir ancak farklı olan şey bu kişiler olayı anlayıp, kabul edip uyum sağlama sürecine girerler. Başka bir şekilde ifade edersek, bu bireyler ‘Neden ben?’, ‘ Bunları yaşamak zorunda mıydım?’ , ‘ Hayatım bitti!’ ,‘Bunun altından kalkacağımı nasıl düşündüm?’ gibi sorularla olanı kişiselleştirip, genelleştirip ve felaketleştirmek yerine daha yapıcı cevaplarla kendilerini ve durumu kendilerine açıklarlar : ‘Doğru bir adım attım ancak belki de yanlış bir zamandı, başka bir şekilde denemeliyim’ , ‘ Bunu yaşamış olabilirim ama bugün yarattığı etkiden nasıl çıkarım ona odaklanmam lazım.’

Gördüğünüz üzere toparlanma gücü yüksek olan bir insan daha yapıcı, gerçekçi, iyimser ve kendi gücüne inandığı bir şekilde kendisi ile konuştur. Bu aşamada tabii bu pozitif psikoloji ile karıştırılmamalıdır. İkisi oldukça farklıdır. Resilience zor durumlar karşısında devam edebilmenin yolunu arar ve ona odaklanır. Pozitif psikoloji olaylarda bağımsız mutlu değilsen sorumlusu sensin der.

Birazcık özetleyelim ;

Toparlama gücü yüksek olan bireyler olay yerine gitmekten, anıyı düşünmekten, uçurumun kenarına gitmekten çekinmez; ondan kaçmaya çalışmazlar. Çünkü olayların üzerinde ancak düşünüp yorumlanabilirse anlam kazanacaklarını bilirler. Alışık olunmayan bir olay sonrasında olanın olmuş olduğunu kendilerine itiraf ederler. Bu aşamanın onlar için zor olduğunu bilseler de yaşanılan bu duyguların içinden çıkmak için gerekli olduğunu farkına varırlar. Bireylerin karşılacağı sıkıntıları önlemek çok güçtür. Ancak bireylerin bu sıkıntılar ve riskler karşısına donanımlı ve güçlü bir şekilde çıkmaları sağlanabilir; bu ise kendini toparlama gücü özelliklerinin geliştirilmesine bağlıdır. Bu bağlamda, ruh sağlığının önemli bir göstergesi olan kendini toparlama gücünün yapısı ve özelliklerinin ülkemizde ortaya konması gerekmektedir.

  

İnci Tebiş Picard

Uzman Psikolog

www.incitebispicard.com