Terörsüz Türkiye: Nerede kalmıştık?

Araya ABD-İsrail eşkıyasının İran’a saldırıları girdi. Gazze ve Batı Şeria’daki soykırım, hacmi daralsa da devam etti. Bir de İsrail terör örgütünün Lübnan’a saldırıları, her şeyin üzerine tüy dikti.

Dışarıdaki dizginlenemez gündem, tüm hayatımızı doldururken; içeride de CHP’nin her yanından fışkıran yolsuzluk, hırsızlık, taciz, tecavüz, bankamatik sevgililer ve sevgili becayişleri iddiaları, ülke olarak üzerimize boca oldu.

Dolayısıyla, Terörsüz Türkiye süreci, gündemin arka taraflarına ötelendi. PKK ve uzantılarının silah bırakıp kendini feshetmesi bağlamındaki ilerlemeler, her ne kadar kamuoyu dikkatinden biraz uzak kalsa da, devletin ilgili birimlerinin takipte olduğuna kuşku yok.

Aynı şekilde, TBMM Terörsüz Türkiye Komisyonu’nun tespit ve önerileri doğrultusunda yapılacaklara dair hazırlıkların da sessiz sedasız yürüdüğünü öngörmek, yanlış olmayacaktır.

MHP Genel Başkanı Bilge Lider Dr. Devlet Bahçeli’nin konuya dair dile getirdiği görüş ve öneriler, her zaman hayatî önemde olmuştur.

Dr. Bahçeli, MHP’nin son TBMM Grup Toplantısında, gündemin arka sıralarına düşen Terörsüz Türkiye sürecine yeniden dikkat çekti. Sürecin, ‘doğru zamanda atılan doğru bir adım’ olduğunu vurgulayan Dr. Bahçeli, TBMM'ye gelmesi beklenen yasal düzenlemeleri hatırlatarak, “Oyalanmaya gerek yoktur…” mesajını verdi.

KONU MGK GÜNDEMİNDE

Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen nokta, önceki gün toplanan Millî Güvenlik Kurulu’nda ele alındı. Kurul sonrasındaki açıklamada, konuya dair şu ifade yer aldı:

“Çevremizde yaşanan savaş, çatışma ve tahriklerin süreci sabote etmesine izin verilmeyeceği ve terörün milletimizin gündeminden geri dönmemek üzere çıkarılacağı vurgulanmıştır.”

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, terörden medet umanları ‘yeni umutlara’ sevk etti. Suriye’nin, Türkiye desteğiyle sağlam duruşuna ilaveten; ABD-İsrail saldırganlığı İran’da muradına eremeyince, Teröristan hevesleri tamamen kursaklara gömüldü.

Neydi umulan? İran’a saldırılarda, PKK’nın bölgedeki bileşenlerinden ABD ve İsrail’e destek verilecek; karşılığında Teröristan için kapı aralanacak. Aynı şekilde, İsrail’in Suriye’nin Güney bölgelerine müdahalesiyle, Cumhurbaşkanı Ahmet Şara ve yönetimi zaafa uğratılacak. Neticede, ‘Rojava Devrimi’ne devam…

ŞECAAT ARZ EDERKEN MERD-İ KIPTÎ

Tünelin ilerisinden beliren ışık, Teröristanın Türkiye’deki siyasî uzantılarını da bir süre hevesli kıldı. Ağızlarını açtıklarında; İmralı’daki terörist başının ‘fetvalarını’, akılları sıra tevil ederek, farklı anlamlar yüklemeye çalıştılar. Ne de olsa, İran’a saldırılar, Rojava rüyası için bir umut ışığı olabilirdi.

Tünelin öte ucundan bir ışık geliyordu; fakat o ışık, karşıdan gelen lokomotifin ışığıydı. ABD-İsrail çetesi İran’da başarısızlığa uğrayınca, Teröristan umutları iyiden iyiyi sönüverdi.

ABD Başkanı Trump’ın, ‘şecaat arz ederken’ ağzından kaçırdığı ‘sirkati’, PKK’nın İran kolu PJAK için de bir hayal kırıklığı sebebi oldu.

Ne demişti Trump? Suriye’de PKK/YPG’ye verdikleri silahların İran’daki PKK/PJAK’a aktarıldığını; “Onlara (protestoculara) çok sayıda silah gönderdik. Bu silahları Kürtler üzerinden gönderdik. Ancak sanırım Kürtler silahları kendilerine sakladı. Protestoculara silahlar yolladık, hem de çok sayıda. Ve bence Kürtler bu silahları aldı…” sözleriyle itiraf etmişti.

Kürt militanların İran kuvvetlerine karşı hareketlendirilmesine dair bir soru üzerine Trump, ‘bu grupların bölgedeki varlığını desteklemediğini’ belirterek; “Uzak durmalarını tercih ederim çünkü beraberinde bazı sorunlar ve zorluklar getiriyorlar. Aynı zamanda kendi sonlarını, ölümü getiriyorlar…” demişti.

SÖYLEYENE DEĞİL, SÖYLETENE BAK

Peki, Trump neden böyle bir U dönüşü yapma gereği duydu? Aslında cevabı basit: Türkiye, hem Trump’a hem de Kuzey Irak’taki Kürt gruplara, “Terör örgütleri savaşa katılırsa süreç falan dinlemeden vururuz, Suriye’deki gibi yaparız…” mesajını net bir şekilde vermişti.

Dolayısıyla İran’a yönelik saldırıların PKK ve müzahir unsurlarda oluşturduğu ‘yeniden sahiplenilme beklentisi’, böylelikle boşa çıkmış oldu. Şimdilik terör yavrularını sahiplenecek bir güç görünmüyor ortalıkta.

Dış etkenler birazcık mola verince, içerideki CHP eksenli gündem safralarını biraz öteleyip, yeniden Terörsüz Türkiye gündemine dönme fırsatımız olacak gibi.

Muhtemelen önümüzdeki günlerde; Türk Devleti’nin ilgili birimlerinden, PKK ve bileşenlerinin kendini fesih ve silahlarını teslim sürecine ilişkin teyit bilgileri gelmeye başlayacaktır.

Gelen bilgilerin olumlu olması halinde, sürecin ‘Yasal Düzenleme’ boyutları da TBMM gündemine taşınacaktır.

Tam da bu noktada, MHP Lideri Dr. Bahçeli’nin, sürecin hızlandırılmasına dair önerileri, sahadan gelecek bilgilerin ‘teyit edici’ yönde olacağını işaretlemektedir. Dr. Bahçeli’nin, ‘süreci hızlandırma’ çıkışını; PKK’nın silahlarını teslimi ve kendini feshine dair sahadan teyitli istihbarat almadan yapması düşünülemez.

Çok yakın gelecekte, Terörsüz Türkiye sürecini hızlandıracak bazı ileri adımların gelmesi şaşırtıcı olmayacak.