Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülke bulunuyor. Statüsü tartışmalı siyasî yapıları da sayarsak, dünya üzerinde 200’ün biraz üzerinde devlet yaşıyor.
Sayısal göstergelere bakarsak, Türk Devleti’nin dünya ülkeleri sıralamasındaki yeri, ilk 15 ile 20 arasına denk gelir.
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1.1’ine sahibiz.
Küresel gayrisafi hâsılanın (2025 itibarıyla 118 trilyon dolar) yaklaşık yüzde 1.36’sına (2025 itibarıyla 1,6 trilyon dolar) sahibiz. Yani dünya ortalamasının biraz üzerindeyiz.
Ekonomi büyüklüğü bakımından sıralamada 17. gibiyiz.
Mavi Vatan dâhil coğrafi büyüklüğümüz, toplam dünya yüzölçümünün (510 milyon kilometrekare) yaklaşık onbinde 25’ine (1 milyon 246 bin kilometrekare) tekabül eder.
Elbette bu kıstaslara onlarca ekleme yapılabilir. Bu maddî göstergelere bakarsak, Türkiye’nin, dünya ülkeleri arasında vasatın birazcık üzerinde sıralanması gerekir.
Peki, saha gerçekliği öyle mi?
ÖZGÜL AĞIRLIK
Herkesin kabul ettiği bir hüküm var: Türkiye, sadece Türkiye’den ibaret değildir.
Bugün gelinen noktada Türk Devleti’nin özgül ağırlığı, sayısal ölçeklerin çok üzerindedir.
Balkanlardan Kafkaslara… Baltık kıyılarından Afrika Boynuzu’na… Sibirya’dan İber Yarımadası’na… Pasifik sahillerinden Güney Amerika coğrafyasına kadar, Türk Devletinin ‘söz sahibi’ olmadığı neredeyse hiçbir bölge yok.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin üye olmadığı Şanghay İşbirliği Örgütü’nün zirve toplantısında en çok itibar gören lider oluyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın barış tesis edici gücü olarak, Türk Liderliği görülüyor.
Suriye ve Filistin’de yaşananlar, gözleri Türkiye’ye döndürüyor.
ABD ile İran arasındaki çatışmalarda arabulucu arandığında, bakışlar ülkemizi işaretliyor.
Uluslararası zeminlerde fikir ve kararları dikkate alınan, itibar edilen liderler sıralamasına baktığımızda, Türk Hakanı ilk 3’te kabul ediliyor.
Türk Devlet Aklı; Saraybosna’dan Şuşa’ya, Kazan’dan Mogadişu’ya, Kiev’den Tahran’a, Şam’dan Trablusgarp’a, Pekin’den Londra’ya, Moskova’dan New York’a, Hartum’dan Addis Ababa’ya, Gazze’den Arakan’a kadar, barış tesis eden ve huzur getiren bir işlev üstlenmiş durumda.
BARIŞ VE ADALET TAŞIYAN ÜLKE
Dünyanın neredeyse tüm sorunlu bölgelerindeki adaletli düzen kurulması arayışlarında, Türkiye’nin ve liderinin adı ilk akla gelenlerden oluyor.
Devletimiz, kendisini bize düşman olarak konumlandıran ülkelerin dahi sevmese bile saygı duymak zorunda olduğu bir devlet.
Bu mevzuda örnek aranıyorsa; İsrail adlı terör örgütü ile her isteyenin maymuncuk gibi kullandığı Yunanistan’ın ‘Türkiye merkezli gündemlerine’ bakılabilir.
Elbette Türkiye, yakın zamanda ortaya çıkmış nevzuhur bir ülke değildir. En az 5 bin yıllık bir devlet deneyimine sahibiz. Bahsettiğimiz, varlığını bir şekilde sürdüren devlet değildir. Her asırda ve yaşam sürdürdüğü tüm coğrafyalarda, her zaman ‘başa güreşmiş’ bir devlete sahibiz.
Âleme nizam vermeyi kendisine görev edinmiş bir millet ve onun devletinden söz ediyoruz.
Yeryüzünün sıradan bir devleti değildir, Türkiye Cumhuriyeti.
Geçmiş 2 asırda, büyük bir zeval yaşadık. Milletler ve devletler liginde, hak ettiğimizin çok gerilerinde sıralandık.
Ve hiçbir zaman, bize münasip görülen yeri kabullenmedik. Millet psikolojimiz, ülke olarak içine tıkılmak istendiğimiz kalıbı reddetti.
Bu mevzuda basitçe bir örnek verelim: Yabancıların zihnen devşirdiği, içimizdeki mankurtlar bile, Türkiye’nin değerlerini eleştirirken, kıyaslamaları hep ‘en büyük ülkelerle’ yapar. Bu zevat; Almanya’nın millî geliri, ABD’nin askerî gücü, İngiltere’nin siyasî ağırlığıyla Türkiye arasında denklem kurmaya çalışır. Lakin hiç birisi, Türkiye’yi; İran’la, Kuzey Kore’yle, Suudi Arabistan’la, Moğolistan’la, Vietnam’la kıyaslamaz.
Çünkü en basiretsizlerimiz bile, Türkiye’nin yerini, Dünya Birinci Ligi olarak görür; eleştirirken de buradan hareket eder.
YİĞİDİN HAKKI YİĞİDE
Zevale düştüğümüz 200 yılın ikinci yarısını, gücümüzü toparlamak ve düştüğümüz yerden ayağa kalkmakla geçirdik. Son 20 yılda ise küresel arenada olmamız gereken yeri, dost ve düşman herkese beyan ettik.
Niyetim, siyaseten şu veya bu lidere ‘hak etmediği’ bir paye atfetmek değil.
Türk Devleti’nin, düştüğü zevalden kurtulması çabalarına, çok sayıda siyaset ve devlet adamının katkısı oldu.
Ne Sultan Abdülhamit’in, ne Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, ne Adnan Menderes’in, ne Alparslan Türkeş’in, ne Necmettin Erbakan’ın, ne Turgut Özal’ın ne Süleyman Demirel’in, ne Bülent Ecevit’in, ne de Recep Tayyip Erdoğan ve Dr. Devlet Bahçeli’nin Türk Devleti’ne yaptığı hizmetler inkâr edilebilir. Arada ismini zikretmeyi gerekli bulmadıklarımız bir yana…
Devletimizi yönetmek üzere milletimizden teveccüh görmüş tüm liderler, söz sahibi oldukları dönemin şartlarına ve kendi maharetlerine göre hizmet etmiştir.
Tarih, hepsinin yerini adaletle belirleyecektir.
Türk Milleti’nin ruhundaki ‘büyük oynama’ azmi ve Türk Devleti’nin binlerce yıllık siyasî deneyimi ve aklı, ‘söz sahibi devlet’ olmanın başat unsurlarıdır.
Fakat… Küheylanın süvarisinin hakkını da yememek lazım. Atalarımız, “At sahibine göre kişner…” derken, boş bir laf etmemiş.